İçeriğe atla

Mûsâ (a.s.)a îmân getirmek hususunda Fir'avn'ın Hâmân ile meşveret etmesi

28. bölüm / 48 · 713 kelime · ~4 dk okuma

2709. O inâd yüzlü, akıbet şiddet ile meşveret için Hâmân'a söyledi.

O inâdçı ve kavgacı Fir'avn, bî-tarafâne ve hüsn-i niyyet ile değil, öfke ve şiddet ile meşveret etmek üzere mâcerâyı, vezîri olan Hâmân'a söyledi.

2710. O Kelîmullah'ın va'delerini söyledi ve azgını mahrem yaptı.

Ya'ni, Mûsâ (a.s.)ın yukarıda îzâh olunan dört va'dini de Hâmân'a söyledi ve o azgın kâfiri, kendisine mahrem ittihâz etti.

2711. Hâmân'a söyledi, vaktaki onu yalnız gördü; Hâmân sıçradı ve o yakasını yırttı.

Fir'avn bu sözleri vezîri olan Hâmân'ı yalnız olarak gördüğü vakit söyledi ve müzakereleri mahremâne ve hafiyyen vâki' oldu. Hâmân bu sözlerini işitince, yerinden fırladı ve kederinden esvabının yakasını yırttı.

2712. O laîn na'ralar vurdu, bükâlar etti, sarığını ve külâhını yere vurdu.

2713. Dedi ki: "Böyle edebsiz o boş sözü şahın yüzüne nasıl söyledi?"

2714. "Sen cümle âlemi musahhar etmişsin, işi sen baht ile altın gibi etmişsin!"

"Ey hükümdâr, sen etrafındaki milletleri rey ve tedbîrin ile müsåhhar etmişsin; hepsi sana itâat ediyorlar; sen hükümetinin işini sevk-ı tâli' ile altın gibi sâf ve parlak ve fesâddan ârî etmişsin!".

2715. "Sultanlar maşrıklardan ve mağriblerden senin tarafına husûmetsiz haraç getirirler."

"Etrâfında şarkan ve garben vâki' olan milletlerin hükümdarları sana itaat edip, husûmetsiz ve inadsız senin tarafına haraçlarını, vergilerini getiriyorlar."

2716. "Ey keykubâd, padişahlar senin eşiğinin toprağı üzerine şad olarak dudak sürerler!"

"Keykubâd", "key" ile "kubâd" dan mürekkebdir. "Key", pâdişâh-ı kahhâr demekdir ve "Kubâd", Nûşirevân'ın babasının ismidir. Sonraları şevket-i azîm sâhibi olan hükümdarlara lakab olmuşdur. Ya'ni, " Ey Fir'avn, sen o kadar şevket ve azamet sahibi bir hükümdarsın ki, zamânının pâdişâhları senin sarayının eşiğini, içlerinde sıkıntı duyarak değil, sürür ve haz ile öperler!"

2717. "Azgın at, bizim atımızı gördüğü vakit, yüz çevirir, değneksiz kaçar."

Ya'ni, "Düşmanların azgın atları, bizim ordumuzun atlarını gördüğü vakit, değnek ve sopa vurmağa hâcet kalmaksızın, yüz çevirip kaçar."

2718. "Şimdiye kadar cihanın ma'būdu ve mescûdu olmuş idin, bendelerin en aşağısı olursun!"

"Eğer sana vâki' olan teklifi ve va'dleri kabûl edip, Mûsâ'ya tâbi' olursan, şimdiye kadar cihânın ma'būdu ve mescûdu olduğun halde, bundan sonra en alçak mertebeye sukūt edip, bendelerin en aşağısı olursun!"

2719. "Bin ateş içinde olmak, bundan daha hoşdur ki, bir hudavend bende-perest ola!"

"Hudâvend", sâhib ve mâlik demekdir. Bu kelime "hud" ve "â" ve "vend" cüzlerinden mürekkebdir. "Hud", "kendi" ma'nâsına olan "hôd"un muhaffefidir. "A", "âmeden" masdarının emr-i hâzırıdır. “Hudâ", "kendi gelici" ma'nâsında vasf-ı terkîbîdir. "Vend", edât-ı nisbet ve teşbîhdir. "Bende-perest", "bendeye tapıcı" ma'nâsında vasf-ı terkîbîdir; ve bendeye tapmak, kişi kendi kendine itâat etmekden kinâyedir. Ya'ni, “Hâmân dedi ki: "Ey Fir'avn, bir hükümdarın kendi kölelerine itâat etmesinden ise, bin ateş içinde bulunup mahv olmak daha hoşdur!"

2720. "Hayır, ey şah-ı çîn, evvelen beni öldür, tâ ki benim gözüm bunu şahın [2732] üzerinde görmesin!"

"Çîn", ma'rûf bir memleketin ismi olduğu gibi, "toplamak" ma'nâsına olan "çîden" masdarının emr-i hâzırıdır. Bu sûretde "şâh-ı çîn", "şah toplayıcı" ma'nâsında vasf-ı terkîbî olur ki, bu ma'nâ yukarıdaki 2716 numaralı beytin ma'nâsını müeyyid olur. Hind nüshalarında “çîn" yerine “hîn” vâki' olmuşdur; "âgâh ol!" demekdir. Ya'ni, “Ey hüküm ve nüfûzu altına şâhları toplayıcı olan Fir'avn, hayır, sen Mûsâ'nın teklifini kabûl etme; eğer edersen evvelâ beni öldür, tâ ki senin gibi bir şâhın üzerinde bu mezelleti benim gözüm görmesin!"

2721. "Ey hüsrev, evvelâ benim boynumu vur, tâ ki benim gözüm bu mezelleti görmesin!"

2722. "Halbuki böyle olmamamışdır ve olmasın ki, arz felek ola, felek arz!"

"Halbuki yerin gök ve göğün dahi yer olması gibi böyle bir hâl vâki' olmamışdır ve olmasın, ya'ni başlar ayak ve ayaklar da baş olmasın!"

2723. "Bizim bendelerimiz, bizim hâce-taşımız olurlar. Bî-dillerimiz bizim gönül tırmanıcımız olurlar."

"Hâce-taş", bir efendiye hizmet eden kimseler ki, "kapı yoldaşı" derler; "bî-dil", âşık ma'nâsınadır. Ya'ni, "Ey Fir'avn, eğer sen Mûsâ'nın teklifini kabûl edersen, biz kendi bendelerimiz ile hukūkda müsâvî olur ve biz onlar ile bir efendiye hizmet eden kapı yoldaşları oluruz; ve şimdi bize âşık ve muhib olanlar, ol vakit bizi incitici ve gönlümüzü tırmalayıcı olurlar."

2724. "Düşmanların gözü aydın ve dostun gözü kör olur; böyle olunca gülistan bizim için mezarın dibi oldu."

Ya'ni, "Biz yukarıda tasavvur olunan hâle dûçâr olduğumuz vakit, düşmanların gözü aydın olur ve sevinirler ve dostların gözü de kör olur; bu hâl karşısında gülistân bizim için mahall-i safâ değil, mezârın dibi olur." Nefis ve ehl-i dünyâ olan erbâb-ı nefis, insân-ı kâmile itâat etmek arzûsunda bulunan bir kimseyi de, böyle Hâmân gibi vazgeçirmeğe sa'y eder.