İçeriğe atla

O kimsenin kıssasıdır ki, bir başkasıyla meşveret ederdi, ona dedi ki: "Bir başkasıyla meşveret et; zîrâ ben senin düşmanınım!"

5. bölüm / 48 · 1192 kelime · ~6 dk okuma

1962. Bir şahıs tereddüdden ve bir mahbesden kurtulmak için bir kimse ile meşveret ederdi.

"Kez" deki "ke", ta'lîl içindir. "Mahbesden kurtulmak"dan murâd, bir işin icrâsında tereddüdden halâs olmakdır; zîrâ tereddüd insanı icrâ-yı fiilden habs ve men' eder.

1963. Dedi: "Ey hoş namlı, benim gayrimi ara, meşveret mâcerâsını ona söyle!"

1964. "Ben senin düşmanınım, bana meyl etme, düşmanın re'yinden hiç kimse muzaffer olmaz.!"

"Pîçîden", bükülmek, dolaşmak, meyl etmek ma'nâlarınadır. Burada "pîç" kelimesine “meyl etme" ma'nâsı vermek münasib olur. Ya'ni, "Meşveret taleb eden kimseye, kendisine müracaat olunan kimse dedi ki: "Ey nâmı latîf olan kimse, meşveret etmek için benden başkasını ara; zîrâ ben senin düşmanınım, kalben bu husûsda bana meyl etme! Düşmanın re'yinden hiçbir kimse kendi işinde muzaffer olmaz!"

1965. "Git, bir kimse ara ki, o sana dostdur, dost dost için şübhesiz hayır arayıcıdır."

1966. Ben düşmanım, çare olmaz ki, benlikden eğri giderim, sana düşmanlık gösteririm.

"Ben senin düşmanınım, benlik ve nefsâniyetden dolayı mutlak eğri giderim, adâvetim sebebiyle sana karşı doğru olmamın çâresi yokdur, elbetde sana düşmanlık gösteririm."

1967. "Kurtdan muhafaza edicilik istemek şart değildir, mahallin gayrinden aramak, aramamaklıkdır."

Ya'ni, "Düşman kurt gibi yırtmak için fırsat bekler; ondan muhafaza ve himâye beklemek abesdir. Bir şeyi kendi yerinden başka bir yerde aramak, o şeyi aramamak demekdir."

1968. "Hiçbir şeksiz ben sana düşmanım; ben sana ne vakit yol gösteririm, yol vurucuyum!"

1969. "Her kim dostların musahibi olursa, külhanda bostan içindedir."

"Kişi mizâcına ve fikrine muvâfik dostlar ile musahib olduğu vakit, bulunduğu mahal külhan bile olsa, kalbi bostan içinde imiş gibi münşerih olur" Ve bilakis fikrine ve mizâcına muhâlif bir kimse ile bi'l-mecbûriye musâhabet etse, o kimse gülistân içinde bulunsa bile, sıkıntı içinde kalır ve bu sıkıntı sebebiyle o gülistân ona bir külhan ve mahbes gibi gelir.

1970. "Her kim ki düşman ile oturur, o zamanda o bostan içinde külhandadır." [1977]

Hind nüshalarında "der zemen" yerine "der çemen" yazılmışdır. Ya'ni, "Her kim ki çemende düşman ile oturur, o kimse o çemende ve bostanda külhan içinde oturmuş gibi muazzeb olur."

1971. "Dostu bizden ve benden incitme, tâ dost sana hasım ve düşman olmaya!"

"Mâzâr", "âzürden" masdarının nehy-i gāib sîgası olan “meyâzâr"ın muhaffefidir "incitme!" demek olur. “Mâ vü men", hodbînlik ve tekebbürden kinâyedir. Ya'ni, "Dostu sen hodbînlik ve tekebbürden nâşî incitme, dost iken âkıbet hasım ve düşman olmasın!" demek olur.

1972. "Halıkının halkı için, yahud kendi cânın rahatı için hayr et!"

Ya'ni, "Ya Hak Teâlâ hazretlerinin rızâ-yı şerîfini tahsil maksadıyla onun mahlûkuna hayır ve ihsân et veyâhud halka kendi canının râhatı kasdıyla hayr et!" Zîrâ halka hayr ile muâmele ettiğin vakit, kalbleri sana müncezib olur ve muhabbet ederler. Bu iki niyet ve kasıddan evvelkisi evlâdır. Zîrâ rızâ-yı Bârî için halka hayr edersen, hem Hakk'ın ve hem de halkın muhabbetini kazanırsın.

1973. "Tâ ki nazarda bir düzeyde dost göresin, kinden nâşî senin kalbine nâhoş süretler gelmesin!"

Ey sâlik, sen nazarında herkesi alesseviye dost gördükçe, gördüğün sûretlerin hepsi latif olur. Eğer bu halkın bir kısmına karşı düşman olur ve kin tutar isen, gönlüne ve hayâline nâhoş ve çirkin sûretler gelir, kendi kendini rahatsız etmiş olursun.

1974. Mâdemki düşmanlık ettin, sakın; muhabbet koparıcı olan yâr ile meşveret et!

Ey kimse, mâdemki ya Hâlık'ının rızâsı veyâhud canının râhatı için, mahlūkāta dost nazarıyla bakıp hayr etmedin ve düşmanlık ettin; o halde kendini onların sana karşı bilmukābele olarak yapacakları düşmanlıktan sakın, sana karşı muhabbet ızhâr edici olan yâr ile meşveret et!

1975. Dedi: "Ey bü'l-hasen ben seni bilirim ki, sen beni eski düşman tutucusun!"

"Hasen", güzellik; "ebû", baba demekdir. Sahib ve mutasarrıf olmakdan kinâyedir. "Ebu'l-hasen": "Ey güzellik babası ve sahibi" demek olur, bundan murâd, "Ey akıllı" demekdir. Ya'ni, "Ey âkıl, ben seni bilirim ki, sen benim eskiden beri düşmanımsın!"

1976. Fakat akıl ve ma'nevî âdemsin, senin aklın seni bırakmaz ki, eğri gidesin!

Ya'ni, "Akıl olan kimse hakîm olur ve her şeyi yerli yerine koyar; binâenaleyh akıl bırakmaz ki, meşveret için sana müracaat eden bir kimseye karşı eğri hareket edip, onu eğri ve fenâ yollara sevk edesin!"

1977. Tabiat ister, tâ ki düşmandan kin çeke; akıl nefs üzerinde demir gibi bağdır.

Tabîat insanı, düşmandan intikām almak ister; zîrâ insan esmâ-i ilâhiyyenin mazharıdır ve esmâ-i ilâhiyyeden birisi de "Müntakim" ism-i şerîfidir ve bu ismin îcâbı celâl ve kahırdır; fakat Hakk'ın rahmeti, gazabını geçtiği cihetle, mazhar-ı cemâl olan akıl, insanın nefsi üzerinde demir gibi bir bağ olup, o gazabının hükmünü icrâya bırakmaz ve akıl onu hikmete ve kemâle sevk eder.

1978. O gelir onu men' eder ve onu geri tutar; akıl onun iyisi ve kötüsü üzerinde şahne gibidir.

O akıl gelir ve o nefsi intikāmdan men' eder ve geri çeker. Akıl o nefsin iyi hâli ve kötü hâli üzerinde bir zabıta me'mûru gibidir.

1979. İmâna mensub akıl, adil şahne gibidir; gönül şehrinin bekçisi ve hâkimidir.

Îmâna mensûb olan akıl, maâdını düşünen akıldır ki, bu akıl hayât-ı dünyeviyyenin sonu ve efâl-i beşerin bir hesabı ve mîzânı olduğunu idrâk eder. Binâenaleyh o akıl, âdil bir zabıta me'mûru gibidir ki, nefsi iyiliğe sevk eder ve kötülükten men' eder. O akıl gönül şehrinin bekçisi ve hâkimidir.

Kalbe fenâ hâtıraları ve fikirleri sokmamağa ve iyi fikirleri zabt ve rabta me'murdur.

1980. O akıl, kedi gibi uyanık olur; hırsız, fâre gibi delikte kalır.

Birinci mısra' او هوش همچو گربه بیدار باشد takdirindedir. Ya'ni, "O akl-ı maâd, kalb şehrinin kapısı önünde, kedi gibi gāyet uyanık bir halde bekler. Havâtır-ı nefsâniyye ve vesâvis-i şeytâniyye hırsızları, sıçan gibi delikde kalır çıkamazlar." Eğer çıkarlarsa o akl-ı maâd kedisi derhal onları parçalar.

1981. Her o yerdeki sıçan el getire, kedi yokdur, yahud ki kedinin nakşı vardır.

"Havâtır-ı nefsâniyye ve vesâvis-i şeytâniyye sıçanlarının girip takarrur ettiği kalblerin kapısında bekçi olarak akl-ı maâd kedisi yokdur, yâhud o aklın nakşı olan akl-ı maâş vardır." Hind nüshalarında ikinci mısra' نیست گربه ور بود او مرده است Ya'ni, "Kedi yokdur ve eğer olsa da o ölmüşdür" sûretindedir; zîrâ akl-ı maâşın hâkim olduğu bir kalbde, akl-ı maâd ölmüşdür; binâenaleyh her iki nüsha aynı ma'nâyı müfiddir.

1982. Bir kedi nedir! Arslan düşürücü arslandır; îmâna mensub olan akıl ki tende olur.

Ya'ni, cism-i insânîde olan akl-ı îmânîyi, kediye teşbîh ettik, halbuki onun kuvveti indinde bir kedi ne demekdir, o arslanları deviren bir arslandır!

1983. Onun bağırması yırtıcıların hâkimidir, onun na'rası otlayıcıların mâniidir.

"Gurre", "garîden" masdarından yapılmış olan isim masdardır, “şiddetle bağırmak" ma'nâsınadır. Ya'ni, "Arslanın şiddetle bağırması, onun mâdû-nundaki yırtıcı hayvanların hâkimidir, onun sesini işitince hepsi kaçarlar ve arslanın na'rası mer'âlarda otlayan hayvanları da otlamakdan men' eder." Akl-1 îmânî dahi cism-i insânîde, nefsin yırtıcı olan sıfât-ı hayvâniyyesine hâkimdir, onları yırtıcılıkdan men' eder ve nefsin sıfât-ı şehevâniyyesini, müstağrak-ı şehevât olmakdan alıkoyar.

1984. Şehir hırsız dolu ve elbise soyucu dolu; ister şahne olsun de, ister olmasın!

"Şehr-i kalb, sıfât-ı nefsâniyye hırsızlarıyla dolu ve libâs-ı ihlâsı soyucu olan vesâvis-i şeytâniyye ile doludur. Cesede ister akl-ı îmânî zâbıta me'mûru olsun ister olmasın müsâvîdir!" Zîrâ kalb her taraftan esen rüzgâra ma'rûz bir meydan gibidir. Eğer akl-ı îmânî olursa onları tutar ve eğer yoksa bu hırsızlar şehir içinde istedikleri kadar fesâd yaparlar.

"Hüzeyl", kabâil-i Arab'dan birisinin ismidir. Ahirinde "yâ", yây-ı nisbettir. "Seriyye" lügatde, asker tâifesinden bir bölük kimse ve dört yüz kadar süvâri asker ma'nâsınadır. Ve ehl-i siyer ıstılâhında Resûl-i zîşân Efendimiz'in bizzat başında bulunmayıp riyâseti ve kumandanlığı ashâb-ı kirâmdan birisine tevfiz buyurduğu hey'et-i askeriyyedir.