O tutulmuş olan kuşun kıssasıdır ki: "Geçmişe pişmanlık yeme, vaktin tedarikini düşün ve pişmanlık içinde vakit zâyi' etme!" diye vasiyet etti
16. bölüm / 48 · 927 kelime · ~5 dk okuma
2238. O bir kimse bir kuşu mekir ve tuzakdan tutdu; kuş ona dedi ki: "Ey ulu efendi!"
2239. "Sen çok sığırlar ve koyunlar yemişsin, sen birçok deve kurban etmişsin."
2240. "Sen zamânede onlardan doymadın, benim eczâmdan dahi doymazsın.
Ya'ni, "Sen zamân-ı hayatında bu kadar büyük hayvanları yedin, doymadın ve el-ân yemek için av arkasında koşuyorsun; binâenaleyh benim bu küçücük eczâ-yı vücûdumdan dahi doymazsın."
2241. "Beni bırak, tâ ki sana üç nasîhat vereyim, tâ ki zeki miyim, yahud ahmak mıyım bilesin!"
"Ey avcı efendi, beni âzâd et, sana üç nasihat edeyim; benim bu nasîhatlarımın ma'nâsını iyi düşün, zeki miyim, yoksa ahmak mıyım, bil!" Zîrâ “Kelâmından olur ma'lûm kişinin kendi mikdârı.”
2242. Onun evvelkisi de, senin elinin üzerinde, onun ikincisi, senin samanlı çamurdan yapılan damının üzerinde.
Ya'ni, “O üç nasîhatın birincisini elinin üzerinde vereceğim, ikincisini de senin samanlı çamur ile yapılmış olan damının, üstünde söyleyeceğim."
2243. O üçüncü nasihatı sana ben ağaç üzerinde veririm ki, bu üç nasihatden nik-baht olursun.
Ya'ni, "Benim bu üç nasîhatimle amel edersen, hayâtında tâliin yâver olur."
2244. O şey ki, senin elinin üzerindedir, o söz budur ki, bir muhali kimseden kabul etme!
Ya'ni, avcı kuşun teklifini kabûl ettikten sonra kuş ona dedi ki: "Senin eli- nin üzerinde edeceğimi va'd ettiğim birinci nasihat budur ki: "Her kim olursa olsun, ma'nâ-yı muhâle taalluk eden bir sözü söylediği vakit, onu kabûl et- me!" "Muhâl", vukü' ve imkân cihetinden hâriç, bâtıl ve beyhûde kelâm ma'nâsınadır. Meselâ bir cisim, bir hâl içinde iki mekânda bulunur demek gi- bi; ve mutlaka mümkinü'l-vukū' olmayan bâtıl şey hakkında kullanılır. Hz. Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî (k.s.) Istılâhât-ı Sûfiyye'lerinde "muhâl" hakkında şöyle buyururlar: "Hâriçde mevcûdu mümteni' olan şeydir. Bir şey hakkında hareket ve sükûnun ictimâ'ı gibi. Ya'ni, bir şey hakkında aynı za- mân içinde hem "sâkin" ve hem "müteharrik" hükmü verilemez."
2245. Vaktaki onun eli üzerinde azîm olan evvelki nasîhatı söyledi. Azad ol- du ve o duvar üzerine gitti.
2246. Diğerini dedi: "Geçmişe gam yeme, mâdemki senden geçti, ondan dolayı hasret götürme!"
Kuş avcının elinden uçup duvara konduktan sonra, ikinci nasihatı edip dedi ki: "Geçmişe gam yeme; ve bir ni'met ve devlet elinden çıktıkdan sonra, onun hasretini çekip üzülme!"
2247. Ondan sonra ona dedi ki: "İşte benim cismimde gizli on dirhem ağırlığında pek büyük inci vardır."
2248. "Senin canın hakkı için, o gevher senin devletinin ve evlatlarının bahtı idi."
"Ey avcı efendi, senin hayatına yemîn ederim ki o cismimdeki dürr-i yetîm o kadar kıymetli bir gevher idi ki, senin sebeb-i devletin ve evlatlarının da sebeb-i saâdeti idi."
"Dürr-i yetîm", sadef içinde tek ve büyük olarak çıkan inci dânesine derler.
2249. "İnciyi fevt ettin, o senin nasibin değil idi ki, o incinin vücudda misli olmaz!"
"Benim cismimde mektûm olan inciyi elinden kaçırdın; çünki o senin nasîbin ve rızkın değil idi. O öyle bir inci idi ki, onun misli, mevcûd inciler arasında yok idi."
2250. Gebe kadın doğurmak vaktinde, nasıl nâle tutarsa, efendi öyle gulgulede [2257] oldu.
"Gulgule", kuşların hep birden feryâd etmesi ve birçok adamın birden bir şey çağırması ki, hey'et-i mecmûası bir gürültü hâsıl eder ve bir şey anlaşılmaz. Ve bir mâyiin şişeden boşalılırken "gul gul" diye sadâ vermesidir. Burada birtakım sözler söyleyerek bir adamın bağırması ma'nâsınadır. Ya'ni, avcı elinden böyle bir fırsatı kaçırdığı için feryâda ve gürültüye başladı.
2251. Kuş ona dedi: "Dünün geçmesi üzerine senin gamın olmasın, diye sana nasihat etmedim mi?"
"Diy", dünkü gün ma'nâsınadır. Ya'ni, kuş, avcının feryâdını görünce, ona dedi ki: "Dünkü günün fırsatı geçmesi üzerine gam yeme diye sana nasîhat etmedim mi idi, niçin bu nasihati tutmadın?"
2252. Mâdemki geçti ve gitti, niçin gam yiyorsun; benim nasihatimi ya anlamadın yahud sağırsın."
2253. "Ve o ikinci nasihati sana demedim mi ki, dalâlden olan muhâl nasîhatı sen hiç kabul etme!"
"Dalâl", helâk olmak ve gāib olmak ve yol azmak ma'nâsınadır. Burada akıl yolunun azması ve gāib olması ma'nâsınadır. Ya'ni, “O ikinci nasihati sana demedim mi ki akıl yolunu şaşırtmak cihetinden olan muhâl nasihatı kabûl etme!"
2254. "Ey arslan, ben muhakkak üç dirhem ağırlığı değilim, benim içimde on dirhem ağırlığı nasıl olur?"
"Ey bayrak üzerine tersîm olunup her bir havâ ile hamle gösteren arslan! Benim cismim muhakkak üç dirhem ağırlığında bile değildir; nasıl olur da benim içime on dirhem ağırlığında bir büyük inci sığar? Ve benim bu muhâl olan sözüm, nasıl harekete getirdi?"
Bu beyt-i şerîfdeki arslan hitâbıyla, I. cildin baş tarafında vâki';
[611 numaralı] beyt-i şerîfine işaret buyurulur. Ma'nâ-yı şerîfi: "Biz hep arslanlarız, fakat bayrak arslanı, onların hamlesi dembedem rüzgârdan olur."
2255. Efendi kendine geldi, dedi ki: "Haydi yine o üçüncü güzel nasihati söyle!"
İkinci mısra' Hind nüshalarında باز گو پند سوم ای نازنین ya'ni, "Ey nazenîn, üçüncü nasîhatı dahi söyle!" sûretindedir.
2256. Dedi: "Evet onunla iyi amel ettin, tâ ki üçüncü nasîhati bedava olarak söyleyeyim."
Kuş avcıya hitâben dedi: "Evet efendim, söylediğim iki nasîhat ile, güzel amel ettin; şimdi de sana üçüncü nasîhatı da bedâva olarak ya'ni, boş yere söyleyeyim." Bu üçüncü nasihati söylememek dahi bir nasîhat idi, ya'ni, nasîhati tut ve amel et ma'nâsınadır.
2257. Uykulu olan câhile nasihat söylemek, çorak toprağa tohum bırakmak olur.
"Cehûl", mübâlağa ile câhil demekdir. “Hâb-nâk"dan murâd, gaflet uykusudur. "Dimâğı gaflet uykusuyla uyuşmuş olan pek ziyâde câhile nasihat söylemek, çorak toprağa tohum ekmek kabîlinden olur."
2258. Hamâkat ve cehil yırtığı yama kabul etmez; ey nasihat söyleyici, hikmet tohumunu ona az ver!
Libâs-ı akla târî olan ahmaklık ve câhillik yırtığı yama kabûl etmez. Nitekim Türkçe'de "Takma akıl, akıl olmaz" darb-ı meseli meşhûrdur; ve böyle bir akıl, çorak toprak mesâbesindedir. Binâenaleyh böyle bir akıl sahibine hikmet tohumunu az ver, ya'ni, isti'dâdına göre söz söyle!