Halil (a.s.)ın kargayı öldürmesinin sebebidir ki o, mürîdde mühlik olan sıfât-ı mezmûmeden hangi sıfatın kahrına işâret idi
20. bölüm / 40 · 1070 kelime · ~6 dk okuma
764. Bu söze nihayet ve ferağ yoktur. "Ey Hakk'ın Halil'i, sen kargayı ni- çin öldürdün?"
"Ferâğ", boşalmak; "halîl" dost. Ya'ni, "Bu âkiliyet ve me'kûliyet ve tu- zak ve dâne sözlerinin nihâyeti ve tamâmiyle boşalması yoktur. Ey Hakk'ın dostu, sen kargayı niçin öldürdün?" Ma'lûm olsun ki, İbrâhim (a.s.)ın dört kuşu öldürmesi; mürşid-i kâmilin, mürîdin dört sıfat-ı nefsâniyyesini öldür- mesine ve izâle etmesine işarettir ki, bu dört sıfat dahi "ucüb" ve "şehvet" ve "hırs" ve "tûl-i emel"dir. Bunlar sâir sıfât-ı zemîmenin başlarıdır. Diğer kötü sıfatlar bunlardan doğar. Tâvus, ucüb ve kibrin ve şehvet horozun, ve hırs kazın, ve tûl-i emel karganın timsâlleridir. Cenâb-ı Pîr, ucbü ve şehveti ve hır- sı beyân buyurdular. Şimdi de tûl-i emeli beyâna şürü' buyururlar.
765. "Ferman için!" "Fermanın hikmeti ne idi? Onun esrarından biraz gös- termek lazımdır!"
"Ferman için" cümlesi yukarıki beyt-i şerîfteki suâle lisân-ı Halîl'den ve- rilmiş cevabdır. Mâba'di tekrar bir suâldir. Ya'ni, "Ey Hakk'ın Halîl'i, karga- yı niçin öldürdün?" "Hakk'ın fermânı ve emri için öldürdüm." "Hakk'ın fer- mânındaki sebeb ve hikmet ne idi? Lütfen bize onun sırlarından bize biraz göstermek lâzımdır", demek olur.
766. Kara karganın gak gakı ve na'rası dünyâda dâimâ ömür isteyici olur.
"Kâğ", birkaç ma'nâyadır. Burada feryâd ve karga sesi demektir. Filhakî- ka âlem-i hayvânatta bir karganın iki yüz sene kadar yaşadığı beyân olunur.
767. İblîs gibi, pâk ve ferd olan Hudâ'dan kıyâmete kadar cisminin ömrünü niyâz etti.
Karga ömrünün uzun olmasını istemekte İblîs gibidir. O İblis ki, pâk ve ferd olan Hak Teâlâ hazretlerinden cisminin kıyâmete kadar muammer olma- sını niyâz etti. Nitekim A'raf ve Sad sûrelerinde şöyle buyrulur: قَالَ أَنظِرْنِي إِلَى يَوْمٍ يُبْعَثُونَ قَالَ إِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ (A'raf, 7/14; Sad, 37/79). Ya'ni "Dedi, yâ Rab bana kıyâmete kadar mühlet ver! Cenâb-ı Hak buyurdu ki: Sen mühlet verilmişler- densin!" Beyt-i şerîfte "ömr-i ten" buyrulması, cism-i şeytânın kesif olmasını iktizâ etmez. Zîrâ cin ve şeytanın cisimleri latîftir ve havâ-yı hârdır; ve onla- rın rûhları bu havâ-yı hârra taalluk eder. Bunun gibi insanın nefsindeki tûl-i emel dahi karganın timsâli olup ömrün uzunluğunu talebdir.
768. Tövbesiz ömür hep can çekişmektir; hazır olan ölüm Hak'tan gaib olmaktır.
Ya'ni, tövbesiz ömür, hakîkatte yaşamak değil can çekişmektir; ve Hak'tan gaib olarak yaşamak, hâl-i hazır içinde vâki' olan bir ölümdür. Böyle bir kim- se her ne kadar zâhiren yaşar görünür ise de hakikatte ölmüştür. Ma'lûm ol- sun ki, tövbenin ma'nâsı şer'an ma'sıyetten tâate rücû'dur. Şihâbeddin Sühre- verdî hazretleri Avârifü'l-Maârifinde buyurur ki: "Tövbenin dört ma'nâsı var- dır ki, bunlardan her biri diğerinin muâvinidir. 1. Ef'âlinin ayıplarını görmek, 2. Riâyet, 3. Muhasebe, 4. Murâkabedir. "Ef'âlinin ayıplarını görmek" odur ki, sâlik kendi fiillerinden hiçbirisini beğenmemek ve onu ma'yûb ve nâtamâm görmektir. "Riâyet", dâimâ kendi hâtırını ve bâtınını muhalefet kasdından ve meylinden muhafazaya riâyet etmektir. Ya'ni zâhirde ma'sıyetten ictinâb etti- ği gibi, bâtında dahi lezzet-i ma'siyetin mülâhazasından vazgeçmektir. "Muhasebe", nefsinin ahvâlini ve ef'âlini tefahhus etmektir. Ya'ni bu ef'âl ve ahvâl-i sâdıra emr-i Hakk'a muvâfık mıdır, yoksa muhâlif midir? Dikkat edip hesab etmektir. "Murâkabe", bilcümle harekât ve sekenât-ı zâhiresinde ve havâtır ve ni- yetlerinde Hak Teâlâ'yı kendi üzerinde murâkıb ve muttali'görmektir.
769. Ömür ve ölüm bu ikisi Hak ile hoş olur. Hudâ'sız âb-ı hayât ateş olur.
Hak ile beraber olan kimse, ister yaşasın ister ölsün; onun için bu iki hâl de hoştur. Hak'tan gafil olan kimse, bilfárz âb-ı hayât içinde bile olsa, hakî- katte ateş içindedir. Bu beyt-i şerîfte sûre-i En'âm'da vâki' قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ (En'âm, 6/162) ya'ni "Ey Resûlüm de! Benim na- mazım ve kurban ve haccım ve ölülüğüm ve diriliğim âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ içindir." âyet-i kerîmesine işâret buyrulur.
770. O dahi la'netin te'sîrinden idi ki, o böyle hazrette ömür isteyici oldu.
Ya'ni, İblîs'in kıyâmete kadar ömür ve mühlet istemesi dahi la'netin ve huzûr-i Hak'tan tard olunmasının te'sîrinden idi ki, o İblis öyle huzûr-i âlîde, hicâb arkasında ömür isteyici oldu. "Hazret", lügatte "yüz yüze olmak" ma'nâsınadır. Ya'ni, İblîs bidâyet-i hâlinde Hakk'ın müşâhedesinden hicâb içinde değil idi ve hattâ hâl-i mükâlemede idi. Böyle bir müşâhede içinde Hakk'ın cemâl-i bâ-kemâlinin hicâbı olan vücûd-i izâfî âleminde kıyâmete kadar, ya'ni bu vücûd-i izâfî âleminin zevâline kadar ömür sürmek istedi. Müşâhede-i Hak'tan uzaklığı istemek dahi Hakk'ın la'netinin ve tardının ese- ri idi. Binâenaleyh Hakk'a rücû' etmeksizin bu âlem-i kesâfetin ezvâkı için- de, ömrün uzunluğunu istemek dahi İblîse muvâfakat demek olur; ve Hak'tan Hakk'ın gayrını ve mâsivâsını istemek olur.
771. Hudâ'dan Hudâ'nın gayrını istemek ziyâdelik zannıdır, halbuki külliy- yen eksilmektir.
Hak'tan, Hak'tan gayrı olan âlem-i kesâfette uzun ömür istemek, çok bir şey istemiş olduğunu zannetmektir. Halbuki bu taleb, çok bir şey istemek de- ğil, kendinin noksanlığını istemektir.
772. Husûsiyle yabancılıkta gark olan bir ömür, arslanın huzûrunda tilki kı- lıklılıktır.
Husûsiyle tamâmiyle Hakk'a yabancı olan ve kâmilen Hak'tan gaflet içinde geçecek olan bir ömür istemek, arslanın huzûrunda tilki gibi hîlekârlıktır, tilki kıyâfetliliktir. Meselâ bir kimse bu dünyanın ezvâkına mübtelâ iken, mahzâ bu ezvâktan ayrılmamak muhabbeti ile, "Yâ Rab, bana tûl-i ömür ihsân et!" diye niyaz etse Hakk'a karşı tilkilik ve hîlekârlık etmiş olur.
773. "Bana ziyâde ömür ver tâ daha aşağıya gideyim! Mühletimi ziyâde et ki, daha sefil olayım!"
Huzûr-ı Hak'ta tilkilik eden kimse demiş olur ki, "Daha aşağıya gitmem için bana ziyâde ömür ver ve bu hayât-ı dünyeviyyede bana ziyâde mühlet ver ki tâ daha sefil olayım!"
774. Tâ ki o, la'netin alâmeti ola! Fenâ bir kimse olur ki, la'net isteyici ola!
Ya'ni, o karga tabîatlı kimse demiş olur ki, "Yâ Rab, bana uzun ömür ver ki, bu uzun ömür bana senin huzûrundan koğulmuşluğumun alâkası ve nişânesi olsun!" Halbuki huzûr-ı Hak'tan tardı ve la'neti isteyen kimse elbette fenâ bir kimse olur.
775. Latîf olan ömür, kurbda can beslemektir. Karganın ömrü gübre yemek içindir.
Bu vücûd-i izâfî âleminde latîf olan ömür, Hakk'a yakınlık içinde rûhunu ma'rifet-i ilâhiyye ile beslemektir. Karga mesâbesinde olan gâfillerin ömrü ise cîfe ve gübre mesâbesinde olan dünyânın huzûzat ve lezzâtından intifa' etmek içindir.
776. "Bana ziyâde ömür ver ki tâ pislik yiyeyim! Dâimâ bana bunu ver ki, zîrâ ben çok fenâ gevherliyim!"
Karga meşrebinde olan kimse demiş olur ki, "Yâ Rab pislik yemem için, bana ziyâde ömür ver! Bana dâimâ bunu ver! Zîrâ ben çok fenâ gevherliyim!" Ya'ni, benim aslım ve mayam pek bozuktur. Ben ancak pislik ve cîfe mesâ- besinde olan erzâk-ı dünyeviyyeden mahzûz olurum; rûha müteallik olan ez-vâk-ı ma'rifetten sıkılırım ve kaçarım. "Güh", pislik ma'nâsına olan "gûh" kelimesinin muhaffefidir. "Tâ güh"deki "tâ", ta'lîl içindir.
777. O ağzı kokmuş, eğer pislik yiyici olmasa derdi ki, "Beni karga huyundan kurtar!"