Suyun bütün murdarlıkları temizlemesi ve Hak Teâlâ'nın tekrar suyu murdarlıktan temizlemesi. Şübhesiz Hak Teâlâ Kuddûs geldi
5. bölüm / 26 · 1449 kelime · ~8 dk okuma
199. Su simâkden bunun için yağdı, ta ki murdarları murdarlıktan pak ede!
"Simâk", "kendisiyle yükseklik hâsıl olan şey"e derler, burada "bulut" ma'nâsı murâd buyrulur. Ya'ni, "Su buluttan yeryüzündeki murdarları mur- darlıktan temizlemek için yağdı ve döküldü."
200. Vaktaki su bî-kâr oldu ve necis oldu, hatta öyle oldu ki, his suyu reddetti.
Vaktāki buluttan dökülen temiz su yeryüzündeki kirleri ve murdarlıkları temizleyerek kendisi de mülevves ve işe yaramaz bir hâle geldi ve pis oldu. Hatta o derece mülevves oldu ki, koklamak ve tatmak hisleri onu reddetti, ya'ni insan o suyu ne içti ne de başka işlerde kullandı.
201. Hak onu tekrar savab denizine gönderdi. Nihayet kerem cihetinden onu o suyun suyu yıkadı.
"Bahr-i savâb"dan murâd, denizler ve bulutlardır. Ya'ni, "Hak Teâlâ o kir- lenmiş olan suyu ya denize akıttı veyâhud güneşin harâretiyle tebahhur et- tirip hevâ-yı nesîmîye çıkarttı; ve o kirlerden onu tasfiye etti." "Suyun su- yu"ndan murâd Ankaravî hazretlerinin mütâlaasına göre "Hak Teâlâ hazret- leri"dir. Zîrâ her şeyin hayatı وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلِّ شَيْءٍ حَيَّ (Enbiya, 21/30) ["Biz her şeyi sudan yarattık"] âyet-i kerîmesi mûcibínce sudan olduğu gibi, suyun hayâtı ve kıyâmı da Hak'tandır.
202. O etek çekici olarak yine berrak su geldi. "Hey, nerede idin?" "Hoşlar deryasında!"
"Sâl", berrak su demektir (Şemsü'l-Lügāt). Ya'ni, "O kirli suyun zerreleri birtakım süzgeçlerden geçtikten sonra tekrar berrak su olarak geldi." Zîrâ su- yun zerresinin esâsı bir kısım müvellidü'l-humûza [:oksijen] ile iki kısım mü- vellidü'l-mâdır [:hidrojen]. Ve bunlar ecsâm-ı basîtadan olup onların esâsına ânz olan kirlilik izâfî bir şeydir. Mertebe-i kesâfetteki taayyünlerini bırakıp mertebe-i letâfetlerine rücû' ettikleri vakit taayyün-i kesîflerine ârız olan kirden eser kalmaz; ve tekrar taayyün ve kesâfet âlemine döndükleri vakit berrak ve pâk olarak dönerler. Cenâb-ı Pîr efendimiz o berrak suya hitâben buyururlar ki: “Ey su, neredeydin?” Su lisân-ı hâl ile cevâb verip der ki: “Hoşlar deryâsında ve latîf olan anâsırın ve müfredâtın mecma'ında idim!”
203. Ben buradan necis oldum, temiz geldim, hil'at aldım, toprak tarafına geldim!
"Ben bu kesâfet âleminden kirlendim, necis ve pis oldum. Geldiğim âlem-i letâfete urûc ettim. Ondan sonra tekrar bu âlem-i taayyüne temiz ve berrak olarak geldim. Kirli olan libâsı çıkardım ve şâh-ı hakîkî tarafından temiz hil'at ve libâs aldım. Yine bu âlem-i kesâfete ve toprak tarafına geldim!"
204. “Âgâh olun ey murdarlar, benim tarafıma gelin! Zîrâ benim huyum Hâlik'ın huyundan tuttu.”
Ya'ni, Hâlik'ın huyu günahları mahvetmek ve suyun huyu dahi pisliği izâle etmektir. Ve huy hilkate tâbi' olan bir sıfat olur. Bunun için “huy”a Arabî'de “hulk” ta'bîr ederler ve Hâlik'a nisbetle “huy” ıtlâkı, müşâkele ve muvâfakat bâbından olur. Hak hakkında “hulk”, sıfat ma'nâsınadır. Nitekim “hulk”, halk hakkında hilkatin lâzımı bir sıfat olur ve ondan münfek olmaz. Ve mâdem sıfatullah aslâ zâttan münfek değildir ve onun zevâli muhâldir, binâenaleyh eğer ona adem-i infikâk i'tibariyle “ahlâk” derlerse, iştikâktan kat'-ı nazar ile bir uzaklık yoktur. Ve hadîsde تَخَلَّقُوا بِأَخْلَاقِ اللَّهِ ya'ni “Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanınız” vârid olmuştur. (Sultan Veled hazretleri şerhinden tercüme).
205. “Senin bütün çirkinliğini kabûl ederim. İfrît'e melek gibi temizlik veririm.”
Ya'ni su lisân-ı hâl ile der ki: “Ey murdar olan, ben senin bütün kirliliğini çekip kendi zerrâtım arasına kabûl ederim.” “Su”dan murâd, evliyâullâhın rûhu olduğuna göre o veliyy-i kâmil nefsin hayvâniyetinin mülevves sıfatlarıy-la kirlenmiş olan insanlara hitâb edip buyurur ki: “Ey rûhunu sıfât-ı nefsâniyye ile mülevves etmiş olan kimse, ben senin bu murdar sıfatlarını senden ârız olan kirlilik izafi bir şeydir. Mertebe-i kesâfetteki taayyünlerini bırakıp mertebe-i letâfetlerine rücû' ettikleri vakit taayyün-i kesîflerine ârız olan kirden eser kalmaz; ve tekrar taayyün ve kesâfet âlemine döndükleri vakit berrak ve pâk olarak dönerler. Cenâb-ı Pîr efendimiz o berrak suya hitâben buyururlar ki: "Ey su, neredeydin?" Su lisân-ı hâl ile cevâb verip der ki: "Hoşlar deryâsında ve latîf olan anâsırın ve müfredâtın mecma'ında idim!"
206. Vaktaki bulaşmış olurum, tekrar o tarafa giderim. Pakliklerin aslının aslı tarafına giderim.
Su der ki: "Ben murdarların kirlerini kendime çekip bulaştığım vakit tekrar o bahr-i savâb tarafına giderim, ya'ni temizliklerin aslının aslı tarafına giderim." Veyâhud insân-ı kâmil der ki: "Ben sıfât-ı nefsâniyye kirleriyle mülevves olan mürîdlerin kirlerini yüklenip levs-i mâsivâya bulaştığım vakit tekrar bu keserâttan o vahdet tarafına giderim ki, o vahdet-i hakîkiyye temizliklerin aslının aslıdır. Çünkü sıfat-ı kuddûsiyyeti hâizdir."
207. "Orada baştan kirli delkı çıkarırım; bana yine temiz hil'at verir."
"Delk", eski ve yamalı libâs. Ya'ni, "Deryâ-yı vahdette başımdan o kirli olan eski libâsı çıkarırım. O temizliklerin aslının aslı olan vahdet-i hakîkiyye bana yeniden temiz bir libâs verir." Bu beyt-i şerîf dahi hem su ve hem de insân-ı kâmil lisânındandır.
208. Onun işi ve benim işim ancak budur. Alemlerin Rabbi âlem süsleyicidir!
"Sıfat-ı kuddûsiyyeti hâiz bulunan Hak Teâlâ'nın işi benim gibi böyle kirlileri temizlemek ve benim işim dahi temizlendikten sonra yeniden kirlenmektir. Zîrâ onun her bir sıfat ve ismi bir mazhar ve meclâ ister; ve benim işim dahi bu mezâhir-i kesîre arasında kötülere bulaşarak kirlenmek ve kirlendikten sonra böyle temizlenmektir." Zîrâ Hak Teâlâ hazretleri bu vücûd-i izâfî âleminde temiz ve murdar şeyler halk buyurmuştur. لَيَمِيزَ اللَّهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيب (Enfal, 8/37) ["Allah'ın kirliyi temizden ayırt etmesi için.."] âyet-i kerîmesi mûcibince Hak Teâlâ temizden pisi ayırır ve âlemlerin mürebbîsi olan Hak Teâlâ hazretleri bu süretle âlemi süsleyicidir."
209. Eğer bizim o murdarlıklarımız olmasa idi izin-nâme suya ne vakit olurdu?
"Bâz-nâme", icâzetnâme ve izin-nâme ma'nâsınadır. Ya'ni, "Eğer bizim maddî ve ma'nevî murdarlıklarımız olmasa idi, Hak Teâlâ maddî murdarlıkları temizlemek için suya ve ma'nevî murdarlıkları temizlemek için dahi insân-ı kâmile izin verir mi idi?"
210. Bir kimseden altın keselerini çaldı, “Agah olun, hani bir müflis!" diye her tarafa koşar.
Bu beyt-i şerîf suyun ve insân-ı kâmilin hallerine misâldir. "Maddî ve ma'nevî temizlik", altın keselerine ve "murdarlar", müflislere teşbîh buyrulmuştur. Ya'ni, suyun ve insân-ı kâmilin halleri halkın keselerini çalıp: “Yahu bir müflis yok mu, gelsin de ona altın vereyim!" diye i'lân eden kimseye benzer. "Çalmak" ta'bîrinin isti'mâlindeki nükte budur ki, "çalmak" kendinin olmayan malı gizlice almak demektir. Vücûdât-ı izâfiyyede olan maddî ve ma'nevî tahâretlerin hiçbirisi onların kendi sıfatları olmayıp hakikatlerinin ve a'yân-ı sâbitelerinin tabîatı îcâbınca Hakk'ın sıfat-ı kuddûsiyyetinden gizlice aldıkları birer sıfattır. Nitekim الطبيعة سارقة ya'ni "Tabîat sârıktır" denilmiştir.
211. Yahud bir bitmiş ot üzerine dökülür. Yahud bir yüzü yıkanmamışın yüzünü yıkar.
Yâhud o maddî su tahâret hil'atini giydikten sonra neşv ü nemâ bulan ot üzerine dökülür. Veyâhud bir yüzü yıkanmamış ve kirli ve paslı kalmış olan bir kimsenin yüzünü yıkar. Ma'nâ-yı işârîsi: Yahud o insân-ı kâmil keserât kirlerine ve mâsivâ alâkalarına bulaştıktan sonra âlem-i vahdete rücû' edip orada bu alâkāttan soyunduktan sonra âb-ı hayât mesâbesinde olan feyz-i ma'nevîyi bir yabânî ot gibi bitmiş olan efrâd-ı beşer üzerine döker veyâhud ulûm-ı zâhiriyye ve mâsivâ kirleriyle kalbinin yüzü kirlenmiş olan bir kimsenin kalbinin yüzündeki kirleri bu feyz-i ma'nevî ile tathîr eder.
212. Yahud o elsiz ve ayaksız bir gemiyi denizlerde hammal gibi başının üzerinde tutar.
Ya'ni, tutmak için eli ve yürümek için ayağı olmayan gemileri su hamal gibi nasıl başının üstünde tutup taşır ise, insân-ı kâmil dahi hakîkati tutmak "Bâz-nâme", icâzetnâme ve izin-nâme ma'nâsınadır. Ya'ni, "Eğer bizim maddî ve ma'nevî murdarlıklarımız olmasa idi, Hak Teâlâ maddî murdarlıkları temizlemek için suya ve ma'nevî murdarlıkları temizlemek için dahi insân-ı kâmile izin verir mi idi?"
213. Onda yüz binlerce deva gizlidir. Zîrâ ki her deva öyle ondan bitmiştir.
O suda birçok hastalıkların ilacı gizlidir. Zîrâ her ilâç, olduğu hâl üzere o sudan neşv ü nemâ bulmuştur. Onun için âyet-i kerîmede وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ (Enbiyâ, 21/30) ["Her diri şeyi sudan kıldık"]; "Her şeyin hayâtı sudandır" buyurulmuştur. Çünkü her bir ilâç nebâttan ve nebât dahi sudan hâsıl olmuştur. Ma'deniyâtın istihâlâtı dahi kezâlik sudandır. Bunun gibi insân-ı kâmilin âb-ı hayât gibi olan canında dahi beşerin emrâz-ı ma'neviyyelerinin birçok ilaçları gizlidir.
214. Her bir incinin canı, her tânenin içi ırmakta eczâhâne gibidir.
Her bir incinin canı sudur. Zîrâ inci sadefin ağzına nîsan yağmurunun damlamasından hâsıl olur. Hubûbattan her bir dânenin bâtını da sudur. Bî-nâenaleyh su ırmak içinde bir eczâhâne gibi cereyân eder.
215. Zemînin yetimlerine perveriş ondandır. Kuru olan bağlanmışlara hareket ondandır.
"Yeryüzünün yetimleri su ile beslenir; ve kuruyup neşv ü nemâdan bağlanmış olanlara hareket ve neşv ü nemâ o sudandır." Ma'nâ-yı zâhirîye göre "yeryüzünün yetimleri"nden murâd, nebâtât ve "kuru olan bağlanmışlar"dan murâd, dahi yine nebâttır. Ve ikinci mısra' te'kîd içindir. Ve ma'nâ-yı bâtınîye göre "su”dan murâd insân-ı kâmilin rûh-i kudsîsinin yağdırdığı ma'rifet yağmurlarıdır. "Yetimler"den ve "kuru olan bağlanmışlar"dan murâd, bu esfel-i sâfilînde mertebe-i hayvâniyyette kalmış ve insâniyeti ma'rifetsizlikten dolayı kuruyup neşv ü nemâdan kalmış olan insanlardır. Hind nüshalarında بستگان yerine تشنگان vâki'dir. Bu sûrette تشنگان خشك "Karanın susamışları" demek olur. Ve "huşk" burada, denizin zıddı olan "kara" ma'nâsınadır. Hattâ ba'zı nüshada "huşk" yerine "hâk" vâki' olmuştur. Ve "teşnegân-ı hâk", "toprağın susamışları" demek olur. "Teşnegân-ı huşk" ma'nâsı- nın aynıdır; ve "teşne", bu ma'nâya göre "harîs olmak"tan kinâyedir. Hulâsa-i ma'nâ: "Karanın veyâ toprağın harîslerine ve deryâ tarafına hareket ve gidiş, o insân-ı kâmilin maârifindendir" demek olur.