İçeriğe atla
Yûnus 17Cüz 11 · Sayfa 210

Yûnus Sûresi 17. Âyet

يونس

Sohbete sor

Femen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)llâhi keżiben ev keżżebe bi-âyâtih(i)(c) innehu lâ yuflihu-lmucrimûn(e)

Artık, Allah'a karşı yalan uydurandan veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler.

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Femen azlemu mimmeni-fterâ ala(A)llâhi keziben ev kezzebe bi-âyâtih(i) innehu lâ yuflihu-lmucrimûn(e)” Artık, Allah’a karşı yalan uydurandan veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimdir? Şüphe yok ki (böyle) suçlular asla kurtuluşa ermezler. (10/17)


Allaha karşı yalan uydurmak, hakikat-i Muhammediyenin âlemdeki varlığını ve birimsel varlıkta bulunan Hakk’ı örtüp gizliyerek inkar ederek uyduran nefsi emaresinin karanlığının katılığındadır bundan daha zalim kimdir. Vücüd-varlık günahında olan mücrim-suçlular asla felaha ve hakikate eremez.


وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللّهِ مَا لاَ يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلاء شُفَعَاؤُنَا عِندَ اللّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللّهَ بِمَا لاَ يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلاَ فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ {يونس/18}

“Veya’budûne min dûni(A)llâhi mâ lâ yadurruhum velâ yenfe’uhum veyekûlûne hâulâ-i şufe’âunâ inda(A)llâh(i) kul etunebbi-ûna(A)llâhe bimâ lâ ya’lemu fî-ssemâvâti velâ fî-l-ard(i) subhânehu vete’âlâ ammâ yuşrikûn(e)” Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”.


1- Bunlar, her bir iklim için yüce ruhlardan birer belli ruh vardır diye inanıyorlardı. Bundan dolayı onlar adına birer put yapıp dikiyorlardı ve o puta tapmaktan maksatları o ruha tapmak ve onun yardımını dilemek oluyordu.

2- Yıldızlara tapıyorlardı ve o yıldızlar adına diktikleri putlara tapıyorlar ve esas maksatları da o putun temsil ettiği yıldıza oluyordu.

3- Putlara ait bazı tılsımlar uyduruyorlardı ve tılsımlarda bir takım esrarlı güçlerin bulunduğuna inanıyor ve hayal ediyorlardı. O konudaki beklentileri için de onlara tapıyorlardı.

4- Büyük saydıkları kimselerin suretlerini yapıyorlar ve bu timsallere saygı gösteriyor ve tapınıyorlardı. Böyle yapmakla o yüce ruhların, azizlerin kendilerine şefaat edeceklerine inanıyorlardı. Allah katında onlar makbul kimseler oldukları inancıyla onlardan şefaat umuyorlardı.[33]

Taif halkı el-Lât adındaki puta, Mekke ahâlisi "Uzza, Menat, Hübel, İsaf, Nâile" adındaki putlara taparlardı.

İslam halifesi Hz.Ömer, İslamiyet öncesi dönemi anlatırken şunu aktarır; “Tanrı diye helvadan put yapar, onlara tapardık. Uzun bir yolculuğa çıktığımızda karnımız acıkınca, yaptığımız putları yerdik.” Aktarımlardan görüldüğü gibi bu putların kendilerine faydası olmadığı gibi nefsi ihtiyaçları doğrultusunda kullanıldığı anlaşılmatadır. Âyet-i kerimede;

Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın? (25/43) De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!?

Gönül göğü ve beden arzında Allah’ın (Uluhiyet mertebesinin) bilmediği bir şey mi vardır. İlm-i İlahi program neticesinde bu veriler zaten elinin altındadır. Bugün bilisayarda bir tuşla istenilen bir bilgiye ulaşılmaktadır. Bu âlemlerin müsebbibi, zuhur ve tecelli edicisinin bu bilgiden uzak olması düşünülecek bir şey midir?

subhânehu vete’âlâ ammâ yuşrikûn” şirk koşanlardan yücedir ve sübnah dır, tenzihtedir.