İçeriğe atla
Yûnus 21Cüz 11 · Sayfa 211

Yûnus Sûresi 21. Âyet

يونس

Sohbete sor

Ve-iżâ eżeknâ-nnâse rahmeten min ba'di darrâe messet-hum iżâ lehum mekrun fî âyâtinâ(c) kuli(A)llâhu esra'u mekrâ(an)(c) inne rusulenâ yektubûne mâ temkurûn(e)

Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: "Allah, daha çabuk tuzak kurar." Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar.

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Ve-izâ ezeknâ-nnâse rahmeten min ba’di darrâe messet-hum izâ lehum mekrun fî âyâtinâ kuli(A)llâhu esra’u mekrâ(an) inne rusulenâ yektubûne mâ temkurûn(e)” Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet (ferahlık ve mutluluk) tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları (birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları) vardır. De ki: “Allah, daha çabuk tuzak kurar.” Şüphesiz elçilerimiz (melekler) kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar. (10/21)


İhtiza, suhriye, mekir, sıfatı muhtesaddan olduğu halde Hakteala bunları kendine izafe buyurdu. Bunlar sonradan zuhura gelen hadiseler olduğu halde Allah bunları kendine izafe etti. Eğer Allah mekir yapmaz diye tenzih edersen hataya düşersin. Yani bu mertebe itibariyle küfüre girersin yapmaz diye O’nu sınırlarsın.

Ama Zat’i mertebesinden yani gerçek uluhiyet mertebesinden bunu yapmaz dersen o zaman o da doğrudur. Orası yapar dersen ayrıca da küfüre girersin, burada muhtesad yönünden yani zuhur yönünden hadis yönünden yapmaz böyle şey dersen gene de küfüre girersin. Çünkü O’nu örtmüş perdelemiş olursun. O zaman bunu yapana bir başka vücut vermen lazımdır.[37]

Mekr-Tuzak konusuna İbretlik Dosya- Satih İnce sayfalarından bakalım.

Cenâbı Hakk, nefsi emmarelerin hareketiyle meydana çıkan bu tür fiilleri ve onların ilahi mekr ile boşa çıkarılışını biz kullarına bunlardan ibret almamız için açıklıyor. Bu hallerin iyi görülmesini, yani hayırlı olan mekrin iyi anlaşılmasını istiyor. Böylece biz kularını bu hallerden uzaklaştırıp tövbeye zorlamaktadır.

Kuran-ı Keriyme iyice göz atarsak Mekr hadiselerinin örnekleri de çoktur. Bedr savaşında müslümanların sayısı müşriklere az gösterilip bedire geldiklerinde sayıca çok fazla gözükmelerine rağmen büyük bir bozgun yediler. Hakkın buradaki hayırlı mekri onların mekrini açığa çıkarmıştı.

Hz Rasulullahın Mekkede öldürülme planları yapılmış, her kabilenin savaşçı gençleri seçilmişti. Böylece efendimizin kim öldürdüye gitmesi arzulanıyordu. Ancak cebrâil as. Bunu kendisine haber veriyor, o da yatağına Hz Ali efendimizi yatırarak aralarından geçip gidiyordu. Sonra İz takibi yapan kişinin atının ayakları kuma batıyor, gittikleri mağarada örümcek ağı ve güvercin yuvası görüyorlardı. Böylece Hakkın onlara İlahi mekri olmuştu.

Yine en son sohbetlerde Terzi Babamın lisanından duyduğumuz Davûd as.ın bir öküz hakkında ilgili taraflara verdiği hüküm Hakkın mekri gibi olmaktadır. Bu misalleri çoğaltabilmemiz mümkündür.

Mekr, çok farklı yönlerden olabilmekte ancak kendi kanaatimce en tehlikeli mekr ilim ehline, ehli tarîke olmaktadır. Zamanla edinilen ilimler nefsi emmare tarafından kullanılmakta, hele hele klasik tarikat anlayışındaki yerlerde çevrenin tuttuğu alkış nefsi emmareyi türlü mekrin içine çekebilmektedir.[38]

“inne rusulenâ yektubûne mâ temkurûn” “Na” ifadesi âyetiin bu bölümü zâtidir. “Resül” haber verenler risalet mertebesinden bu mekk-tuzakları yazmaktadır.


هُوَ الَّذِي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ حَتَّى إِذَا كُنتُمْ فِي الْفُلْكِ وَجَرَيْنَ بِهِم بِرِيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُواْ بِهَا جَاءتْهَا رِيحٌ عَاصِفٌ وَجَاءهُمُ الْمَوْجُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ أُحِيطَ بِهِمْ دَعَوُاْ اللّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ لَئِنْ أَنجَيْتَنَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنِّ مِنَ الشَّاكِرِينَ {يونس/22}

“Huve-llezî yuseyyirukum fî-lberri velbahr(i)(c) hattâ izâ kuntum fî-lfulki vecerayne bihim birîhin tayyibetin veferihû bihâ câet-hâ rîhun âsifun vecâehumu-lmevcu min kulli mekânin vezannû ennehum uhîta bihim de’avû(A)llâhe muḣlisîne lehu-ddîne le-in enceytenâ min hâżihi lenekûnenne mine-şşâkirîn(e)”