İleyhi merci'ukum cemî'â(an)(s) va'da(A)llâhi hakkâ(an)(c) innehu yebdeu-lḣalka śümme yu'îduhu liyecziye-lleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti bilkist(i)(c) velleżîne keferû lehum şerâbun min hamîmin ve'ażâbun elîmun bimâ kânû yekfurûn(e)
Hepinizin dönüşü ancak O'nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va'detmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükafatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kafirlere gelince, inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır.
Dönüşünüz hep O'nadır. Allah'ın vaadi haktır. Herşeyi ilk baştan yaratan O'dur. Sonra iman edip salih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükâfatlandırmak için geri döndürecek olan yine O'dur. Kâfirlere de inkâr ettikleri için kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap vardır.
Yûnus Suresi 4. ayet, dönüş, yaratılış, karşılık verme ve adalet gibi temel kavramlar üzerinden ahiret inancını ve ilahi adaleti vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın vaadinin hak olduğunu, yaratma ve yeniden diriltme gücünü, iman edenlerle inkar edenlerin akıbetlerini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rücû'' kelimesinin bir yere geri dönmek, bir halden başka bir hale geçmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'merci' ise, dönüş yeri, varılacak son nokta demektir ve ahiretteki Allah'a dönüşü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'merci'' kelimesini 'meâb' (dönüş yeri) olarak açıklar. Bu bağlamda, tüm insanların nihai olarak Allah'a döneceğini, O'nun huzurunda toplanacağını mecazi bir anlatımla ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rücû'' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a dönüşü, yani ölümden sonraki dirilişi ve hesap verme durumunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'merci'' de, insanın dünya hayatının son bulup Allah'ın huzuruna çıkacağı nihai dönüşü vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'bede'e' fiilinin bir şeyi ilk defa, örneksiz olarak yaratmak, başlatmak anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'yebdeü'l-halk' ifadesi, Allah'ın tüm varlıkları başlangıçta yoktan var ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bed' kelimesinin bir işe başlamak, bir şeyi ilk defa ortaya çıkarmak anlamında olduğunu belirtir. 'Yebdeü'l-halk' ifadesi, Allah'ın yaratma fiilinin başlangıcını, yani ilk yaratılışı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'bede'e' fiilinin Kur'an'da 'halk' (yaratma) kelimesiyle birlikte kullanıldığında, Allah'ın varlıkları ilk kez, bir örneği olmaksızın yaratmasını ifade ettiğini belirtir. Bu, Allah'ın mutlak yaratıcı gücünü gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âde' fiilinin bir şeyi tekrar etmek, geri döndürmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yu'îdühû' ifadesi, Allah'ın ilk yarattığı varlıkları ölümden sonra tekrar dirilteceğini, yani ikinci yaratılışı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'avd' kelimesinin bir şeyin eski haline dönmesi veya tekrar etmesi anlamına geldiğini açıklar. 'Yu'îdühû' ifadesi, Allah'ın ilk yaratılışın ardından, kıyamet günü insanları yeniden dirilteceğini, yani yaratma fiilinin tekrarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'i'âde' kavramının, bir şeyin var olduktan sonra yok olup tekrar var edilmesi anlamına geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'yu'îdühû', Allah'ın insanları öldükten sonra tekrar diriltme gücünü ve ahiret inancının temelini oluşturduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cezâ' kelimesinin hem iyi hem de kötü amellerin karşılığı olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'liyeczî' ifadesi, Allah'ın insanları amellerine göre adaletle karşılıklandırmak için yeniden dirilteceğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cezâ''nın bir fiilin karşılığı olarak verilen şey olduğunu, bazen iyilik, bazen kötülük için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın iman edip salih amel işleyenlere mükafat, inkar edenlere ise ceza vereceğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'cezâ''nın bir fiilin sonucunu ifade ettiğini ve Kur'an'da genellikle ahiretteki karşılığı belirtmek için kullanıldığını açıklar. 'Liyeczî' ifadesi, Allah'ın adaletinin tecellisi olarak, her amelin bir karşılığı olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kıst' kelimesinin adalet, doğruluk ve hakkaniyet anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bil-kıst' ifadesi, Allah'ın iman edenlere ve inkar edenlere vereceği karşılığın tam bir adalet ve hakkaniyetle olacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıst' kelimesinin adalet ve eşitlik anlamında kullanıldığını, 'aksata' fiilinin ise adaletli davranmak anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette, Allah'ın hükmünün ve karşılık vermesinin mutlak adaletle gerçekleşeceğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıst' kavramının Kur'an'da ilahi adaletin temel bir ilkesi olarak yer aldığını ve Allah'ın tüm yargılarında mutlak adaletle hareket ettiğini belirtir. Ayetteki 'bil-kıst', Allah'ın ahiretteki hükmünün şaşmaz bir adaletle olacağını vurgular.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İleyhi merci’ukum cemî’â(an) va’da(A)llâhi hakkâ(an) innehu yebdeu-lhalka sümme yu’îduhu liyecziye-llezîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti bilkist(i) vellezîne keferû lehum şerâbun min hamîmin ve’azâbun elîmun bimâ kânû yekfurûn(e)” Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükâfatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kâfirlere gelince, inkâr etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır. (10/4)
“Hepinizin dönüşü ancak O’nadır. Allah, bunu bir gerçek olarak va’detmiştir.” Bu ise ister ihtiyari ölüm ile, ister izdirari ölüm ile olacaktır.
“Kullu nefsin zâ-ikatu-lmevt(i) sümme ileynâ turce’ûn” Her can (nefis) ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz. (29/57) Buraya Tarık sûresi çalışmasında bu âyet hakkında oluşan müşahademizi almak uygun olacaktır.
İkindi namazına Edirde Eski Camii de cemaate son rekâta yetiştim. Namazı tamamladığımda cenaze olduğu için duaya geçilmeden müezzin كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ {العنكبوت/57} “Küllü nefsin zâikatu-lmevtü sümme ileynâ turce’ûn”… “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut 57) âyetini okuyordu. Bir hanım efendinin cenaze namazı eda ediliyordu. Selimiye Camiinin karşı tarafına oturduğumuzda 13-13 ilham kuşu havalandı. Ve Selimiye Camiinden aşağı inen karşıdan geçen ve Selimiye parkında duran Mehter Takımına dikkatimi çekti. İstanbul’un (1453) (13) “Fethi” Edirne’den başladı diyordu. Bu yıl (571) inci yıldönümü (13) imiş. Efendimizin doğum yılı ve Fethi şahsında nice fetihlere, mevalidlere nasip olur. İnşeallah… Ayette geçen; “Her nefis ölümü tadacaktır.” Fenafillah mertebesine işarettir. “Sonra bize döndüreleceksiniz”. (نا) “Na” Bize ifadesiyle Zât-i dir. Bekabillah mertebesine işarettir. Âyet sayısal değeri (29+57= 86) (8+6=14) (14) Nûr-u Muhammediyyedir. Her mertebeyi kapsadığı anlaşılmaktadır. Yolda (tarik) ilham kuşu Nûr-u ilâhi güzergahında bu sefer “54” ile biten sarı taksinin karıştığı kazada; Akl-ı küll dikkat et diyor. “54” hayali-İzafi “Kamer” im diyerek (sarı) geçici olanların hali budur. Nefsi küll de “İlm-i Ledün” zannedilen hayali yansımalara ve bunun inkisarına dikkat etmek lazımdır. Diye haber vermekteydi. Kazayı da geçerek “Selâm dan Salim olarak Selim e Selim den 13 ve Ölüm tadış müşahadesi ile salim bir şekilde Selâm yurdundaki” evimize dönmüş olduk. Hamd olsun…[17]
Âyette “cami” topluca dönüşünüz demektedir ki bu her an var ve her an ademe giden bir kainat düzeni içinde olduğumuz için her an aslında bu âlem ve içinde bulunanlar topluca Hakk’a dönmekteler ve sonra ise red olunmaktadırlar. Sonunda ise hadis olan insan vücudu ölümü ve dünya ise kıyamet ile hakka dönmüş olacaktır.
Başlangıçta halk etmeyi yapar. “Hakk” ta buluna “Ke” “Lam” yani uluhiyet ile Halka dönüşmektedir. Sonra iman edip “salih amel” programı hakk’tan tatbikatı kuldan olan ameller işleyenleri mükafatlandırmak için bu halkiyeti tekrar eder.
Örtüp gizleyerek hakk’ı inkar edenlere kendi nefis ateşleri ile vehimi ilim suları ve hakktan ayrı olmaz azabı vardır.
هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاء وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللّهُ ذَلِكَ إِلاَّ بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ {يونس/5}
“Huve-llezî ce’ale-şşemse diyâen velkamera nûran vekadderahu menâzile lita’lemû adede-ssinîne velhisâb(e) mâ haleka(A)llâhu zâlike illâ bilhakk(i) yufassilu-l-âyâti likavmin ya’lemûn(e)”