İçeriğe atla
Yûnus 43Cüz 11 · Sayfa 214

Yûnus Sûresi 43. Âyet

يونس

Sohbete sor

Veminhum men yenzuru ileyk(e)(c) efeente tehdî-l'umye velev kânû lâ yubsirûn(e)

İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin?

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Veminhum men yenzuru ileyk(e) efeente tehdî-l’umye velev kânû lâ yubsirûn(e)” İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat (kalp gözleri görmeyen bu) körlere, sen mi doğru yolu göstereceksin? (10/43)


Basar-basiret denilen hakikati görmek içinde göz ayarı gerekmektedir. Bu ayar olmadan ne doğru yolu görür, ne doğru yolu göstereni görür.

Şaşıya bir gün biri kaç şişe var orada demiş. Şaşı biri iki gördüğü için iki tane demiş. Kır o zaman biri denilince şişeyi kırmış. Ve ortada şişede kalmamış… Kendi hayali varlığıda ortadan kalkınca biri iki gördüğünü anlamış.

Görenedir görene, köre nedir köre ne? Demişlerdir… Mir’ac hakikatlerinden müşahade konusunun buraya alınması uygun olacaktır.

Ümmet-i Muhammed’in Allah’ı müşahedesi mümkün müdür?

(En’am 6/31)

بوا بلقاء اللهعنَذِينَ كَذَّعقَدْ خَسِرَ ال

“kad hasirelleziyne kezzebu bilikaillahi gerçekten allah lika/mülaki ile kezzeb/tekzib eden zatlar hasir/hüsran oldular “Allah’a mülaki olmayı yalanlayanlar mutlak hüsrandadır.”

(En’am 6/52)

هوهمعلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّعوَلَا تَطْرُدِ ال

بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ

ve la tatrüdilleziyne yed’une rabbehüm bil ­ğadati vel aşiyyi yüriydune vechehü ve gadat/sabahleyin ve aşiyy/akşamleyin ile vechehü/onun/kendisinin vecih/yüzünü irade/murad etmede kendilerinin rabblerine dua/davet eden zatları tard etme, kovma “Sabah ve akşam Rablarının vechini/yüzünü görmek için dua edenleri huzurundan kovma”

(Bakara 2/115)

وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ

فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ

“ve lillahil meşriku vel mağribü feeynema tüvellu fesemme vechullahi” ve maşrık/doğu ve mağrib/batı allah içindir bu halde eynema/nereye evel eder/dönerseniz bu halde allah vechi/yüzü semm/oradadır “Doğu ve batı Allah’ındır, nereye dönerseniz Allah’ın vechi/yüzü oradadır.”

(Rad 13/2)

كُمْ بِلِقَاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَعيُفَصِّلُ الْآيَاتِ لَعَلَّ

“yüfassılül ayati le’alleküm bilikai rabbiküm tükınune” âyetleri fasıllandırıyor belki siz rabbinize lika/mülaki ile ikan/yakıyn edersiniz “Allah ayetlerini açıklar, umulur ki, siz Rabbinize yakıyn olarak mülaki olacağınızı bilesiniz.”

(Hadid 57/3)

ظَاهِرٌ وَالْبَاطِنُعلُ وَالْآخِرُ وَالظََّهُوَ الْأَوَّلُ ﴿٣﴾

وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

“hüvel evvelü vel ahırü vez zahirü vel batınü ve hüve bikülli şey’in aliymün”

“hüve” evvelü ve ahırü ve zahirü ve batınü” ve “hüve” bikülli şey’in” külli/her şey ile alim olan “Evvel, ahır, zahir, batın odur; o her şeyi hakkıyla bilendir.” Zikr “la mevcude illa Allah”

“Mevcud yoktur ancak Allah vardır.”

(Enfal 8/17)

الله رمىأوَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ

“ve ma remeyte iz remeyte ve lakinnallahe rema” ve vakta ki attığında sen remey/atmadın ve lakin allah remey/attı “Attığın zaman sen atmadın ancak Allah attı”

(Kaf 50/16)

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

“ve nahnü akrebü ileyhi min hablil veriydi” ve “habli’l veriydi”(habl/damar/şah damarı verid/boyun damarından) ileyhi/ona değin/üzre nahnü/biz akreb/daha kurb/yakınız “Biz ona şah damarından daha yakınız”.

(Ahzab33/56)

بِّيعونَ عَلَى الذّواللَّهُ وَمَلَائِكَتُهُ يُصَلُّونَعاَنۡ ﴿٥٦﴾

وَعَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًاولَّذِينَ آمَنُوا صَلُّواعلَهَا اَلْويَا آيَ

“innallahe ve melaiketehü yusallune alennebiyyi ya eyyühelleziyne amenu sallu aleyhi ve sellimu tesliymen” innallahe/kesin allah ve melaiketehu/onun/kendisinin melaike, melekleri salle/salavat getirirler nebi üzerine ya eyyühe/o iman eden zatlar aleyhi/onun/kendisinin üzerine sall/salavat getirin ve sellim/selam verin/teslim olan, selamet bulun

‘‘Gerçekten Allah ve melekleri Peygamber üzerine Salat ederler, Ey iman edenler! Sizde ona salat edin ve gönül­den teslim olun”

(Enbiya 21/107)

رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينََوَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا

“ve ma erselnake illa rahmeten lil alemiyne” ve illa/sadece alemler rahmet için seni ersel/irsal, gönderdik Biz seni ancak alemlere rahmed olarak gönder­dik”

(Hadis-ü Küdsi)

“Levlake levlak lema halaktul eflak”

“Eğer sen olmasaydın olmasaydın bu alemleri halk etmezdim.

(Hadis-i Şerif)

“Men arefe nefsehu fekad arafe Rabbehu”

“kendi nefsini arif olan/bilen, kendisinin Rabbını arif olur/bilir”

(Hadis-i Şerif)

“Muti kable en temut”

“mevt olmadan/ölmeden evvel mevt olunuz”

(Zümer 39/9)

لِلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَعذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّعقُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ

إِنَّ مَا يَتَذَكَّرُ أُولُوا الْأَلْبَابِ

“kul hel yesteviylleziyne ya’lemune velleziyne la ya’lemune in­nema yetezekkerü ulul elbabi de ki alim/bilenler ve alim olmayan/bilmiyenler isteva/denk/eşit midir ancak “ulu’l elbab” (ulu/sahipleri elbab/aklı selim/duru saf, kapı tezekkür/öğüt alır, anlar “De ki; Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak Kamil akıl sahipleri anlar”

(En’am 6/50)

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ

kul hel yestevi’l a’ma ve’l bæsıyrü de ki ama/kör basir eden/gören isteva/denk/eşit midir “De ki: görenle görmeyen bir olur mu”

(İsra 17/72)

وَمَنْ كَانَ فِي هَذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الْآخِرَةِ أَعْمَى

“ve men kane fiy hazihî a’mâ fehüve fiy’l ahıreti a’mâ ve fiy hazihî/onda/orada ama/kör olan men/kimse bu halde “hüve” ahiret içinde ama/kördürKim burada a’ma olup Rabbini görcmezse ahirelle de a’madır!” Ümmet-i Muhammed’in Allah’ı müşahedesi mümkün müdür?

Yukarıda belirtilen ve benzeri bir çok ayet ve hadis bize bu­nun mümkün olduğunu göstermektedir, zaten gaye de budur.

Âdem ile başlayan Allah’ı bilme seyri

- yavaş yavaş yükselerek Mûsâ (as) “Tenzih” merlebesinde görülmek istendi ise de “len terani”

“sen beni bu mertebede göremezsin” hitabı geldi.

Îsâ (as) “Teş­bih” mertebesinde “rafe allahu ileyhi”

“Allah onu kendi katına yükseltti” buyurdu, o’da orada kaldı geri dönemedi, daha sonra indirileceği, evvelce bahs edildi.

Ve işte iki cihan serveri Allah’ın habibi son Peygamberi bir gece “Sübhanellezi esra” ile başlayan muhteşem olguyu habibine hediye etti.

Allah’ın ezeldeki gayesi kendisinin bilinmesi idi, o gece bu bilinç Abdiyyet mcrtebesinden kemalini buldu, bütün mertebeleri kendinde topladığından “Tevhid vahdet” meydana geldi ve bütün bu oluşumları ümmetine he­diye etti.

Ve ümmetinin belirli gayretleri sonunuda Allah’ı müşa­hede edebileceklerim ifade etti.

İslam, İnsanlığın kemali.

Mi’rac da insanın kemalidir.

Bunun da kemali “kadr” kadrini kıymetini bil­mektir.

Görüş ve Müşhade;

Görüş; Çok yönlü ve idraklere göre değişen bir olaydır.

Allah-ı, Zat-ı mutlak itibariyle görmek “muhaldir” imkansızdır.

Zat-ı Mukayyed olarak ve Rububiyet mertebesi itibariyle görmek müm­kündür,

Ve bu her mertebede ayrı bir oluşum vardır, “ef’âl”, “esmâ”, “sıfât” ve “zât” mertebeleri itibariyle bilinç ve değer yargıları değişik­lik arz etmektedir.

Gerçek İslam’ın oldukça zor anlaşılan yönleri­dir. Geniş İslam kültürü, sadece sathî genişleme ile değil, onunla birlikte şakulî yükselişle anlaşılabilir.

Arifler, “vuslat marifettir” demislerdir. Yani bu oluşumların kemali, marifet mertebesidir.

Bu mertebeye ulaşmamış kimseler bu halleri ezberleyerek öğrenseler dahi yaşamaları mümkün değildir, “men lem yezuk lem yuğraf” yani “tadan bilir” denmiştir.

Şeriat ve tarikat mertebesinde “tenzih” vardır, ilahi varlık öte­lerdedir, görülmez; bilinir.

Onun için Mûsâ (as) “len terani” hitabına maruz kaldı.

Hakikat mertebesinde “teşbih” (benzeşme) vardır, bu mertebede kulun varlığı yok olur “fena fillah”tır, “Hak­ta fani oluş” “tükeniş”tir, “İsevîyet mertehesi”dir.

Bu mertebede ku­lun varlığı olmadığından yine belirli birimsel bir görüş söz konu­su değildir.

Museviyette Allah ötelerdedir görülmez, İseviyette kul yoktur yine görülmez Ancak “Marifet” mertebesi itibariyle görüş ve mü­şahede meydana gelebilmektedir.

Bu görüş ise, ümmet-i Muhammedi’ye has bir görüştür.

Burada kuldan gören Hakk, ve görü­len de Hakk’tır. Çünkü burası “tevhid” ve “vahdet” makamıdır.

Bu sır ancak efendimizin şahsında Mi’rac gecesi vuku bulup insanlığa hediye edildi. İnsanlığın ulaştığı en üst seviyedir. İşle bu beraberliği, tekliği belirtmek için efendimiz Mi’rac’tan döndükten sonra “Men reani fekad reel hak” şaheser izahını yaptı, Yani “beni gören Hakk-ı gördü” buyurdu.

İşte bu makam varisi Muhammed-îlerin makamıdır ve Allah-ı her mertebesi itibari ile ancak onlar müşahede ederler.

Bu hal (Ali İmran 3/18)

هُوَ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَعشَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ

“şehidallahü ennehü la ilahe illa hüve” allah şahit/tanık ennehü/kesin o “la ilahe illa hüve”

“Allah şahittir ki kendinden başka ilah yoktur” ifade­siyle Allah’ın kelamında zuhur eder.

(Araf 7/1729)

وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ

“ve eşhedehüm ala enfüsihim” ve onların/kendilerinin enfüs, nefisleri üzerine/karşı onları/kendilerini şahit/tanık tuttu “Onlar kendi nefisleri üzerine şahid oldular” ifadesiyle de “abdiyyet-i hakiki” mertebesinden, bu yaşam hali ifade edilir.

Gerçek yaşamın her mertebede değişiktir ve o mertebenin idrakine göre müşahede hali vardır.

Bunun dışında görüş beyan edenler, vehmî ve hayalî görüşlerini ortaya koymaktadırlar, ki burada başta belirtilen kendi yıldız görüşleridir.

Onların; “gördüm, duydum, konuştum” dedikleri “Rabb-ı Has”larıdır, ki bu da hayal mertebesinde oluşan hayali bir görüştür. Ayırd edilmesi oldukça zordur. Kişiyi saran bu hayalden kurtulmak ancak marifet merte­besinde bulunan bir kişiye teslim olmak ve hakiki müşahedeye geçmekle mümkün olur.

(En’am 6/103)

لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ

طَيْفِ الْخَبِيرِعوَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّ

“la tüdrikühül ebsarü ve hüve yüdri­kül ebsare ve hüvel latıyfül habiyrü” buyuruldu.

ebsar/basar, gözler tüdrikühü/idrak etmez/algılamaz onu/kendisini ve “hüve” idrak eder/algılar ebsar/basar, gözleri ve “hüve” latif/göze görünmez habir/haberli/haberdardır “Gözler o’nu göremez, o bütün gözleri görür, o latiftir, haberdardır.” Birimsel benlikle ve “tenzih” bakışıyla bakan gözler onu göremez, ancak o, o gözlerden bakarsa herşeyi görür.

İşte Hakk-ı görüş ve müşahedenin hali Cibril hadisinde ki

- “ihsan” *[45] ifadesiyle perdesi aralandı,

- “ve ncfahtü” “ben ona nurumdan üfledim” iradesiyle başladı,

- ve Mi’rac hadisesi ile de kemale erdi.

İslam dininin, son din;

Hz. Muhammedin, son pey­gamber, çok hamdedici ve “Makam-ı Malımud”un sahibi olması bu sebeptendir.

Ümmetinin veli ve arifleri de bu sırrın zuhur yer­leridir.

“Ben gizli bir hazine idim bilinmekliğimi sevdim ve bu hal­kı halk ettim.” Hadisi Küdsisinde belirtilen, gizli hazine zuhura çıktı ve bilindi, müşahede edildi gaye tamamlandı.

Her geçen gün kıyamet yaklaşmaktadır.

Hadis-i Küdsîde “insanın sırrı, sırrımdır ve sırrımın sırrıdır” buyruldu.

Muhyiddini Arabi manasında İdris (as)dan kıyametin alametlerinden sorduğunda “Âdemin halk edilesi kıyamet alametidir.” demiştir, ve Mi’rac hadisesi ile de insanın dünya üstündeki yaşamı kemale er­miştir.

Bu oluşumların kıymetini bilmek de Kadir gecesi ile ifade edilen kadir ve kıymet bilmek ile mümkündür.

Bu bölümün sonuna geldiğimde de yaşadığım bir şeyi belirtmcden geçemiyeceğim.

Mi’rac mevzûnu oluşturmaya çalışırken Tevrat’tan Musa (as)ın, İncil’den İsa (as)ın mevzu ile ilgili hallerini almayı da düşünmüştüm fakat öyle bir hal oldu ki onları yazma imkanı bulamadım.

Şöyleki: Mevzuu baştan beri yazdığım uçlu kurşun kalem, gü­zel güzel yazmaya devam etti, fakat, mevzu ile ilgili Tevrat ve İncildeki kısa, kısa bilgileri yazmaya haşladığım ilk anda kalemin ucu (çıt) diye kırıldı, tesadüftür dedim tekrar yazmaya haşladım iki üç harf yazmadan yine kırıldı, tekrar denedim, yine, yine kırıl­dı.

Daha fazla yazmaya ısrar etmedim ve anladım ki Mevlam bu kitabın içine başka yerden aktarma ve tartışmaya açık bilgileri koymamı istemiyordu.[46]

Nusret Babamız r.a in şiiri

GÖR ALLAH’I

Bahar içre baharım ben, Heyulâyı cihanım ben, Aşk derdine devayım ben, beni kaldır gör Allah’ı Zaman içre zamanım ben, mekân içre mekânım ben, Vücûd içinde cânım ben, beni kaldır gör Allah’ı Gözünde nokta-i nûrum, özünde inleyen rûhum, Günün her vakti sarhoşum, beni kaldır gör Allah’ı Cehennemde yananda ben, cennetinde gezende ben, Hakk ile Hakk olanda ben, beni kaldır gör Allah’ı Gönülde Mustafa’yım ben, gözünde Murtaza’yım ben, Bebekte Nûsrata’yım ben, beni kaldır gör Allah’ı Göklerinde tek nûrum ben, gönüllerde huzurum ben, Anla seraba rûhum ben, beni kaldır gör Allah’ı Asıl adı Muhammed’dir, dünya mülkünde Nûsret’tir, Cismim âleme rahmettir, beni kaldır gör Allah’ı Kâinatta bir taneyim, seher vakti üryaneyim Dost elinde şehzadeyim, beni kaldır gör Allah’ı Senin ağzından ben dedim, onun ağzıyla sen dedim, Sen ben yokuz hep O dedim, bizi kaldır gör Allah’ı Beytullah’ta habib oldum, İstanbul’da fakir oldum, Nûsret’te pür safa oldum, bizi kaldır gör Allah’ı Göklerinde uçan da ben, arz üstünde gezende ben, Denizlerde yüzen de ben, bizi kaldır gör Allah’ı Rabbimle oldum pür safa, ayrı düştüm çektim cefa, Gafillere verdim selâ, seni kaldır gör Allah’ı Tek seda oldu son sözüm, Hû dedim feth oldu özüm, Beni dinle a iki gözüm, bizi kaldır gör Allah’ı[47]