Kâle kad ucîbet da'vetukumâ festekîmâ velâ tettebi'ânni sebîle-lleżîne lâ ya'lemûn(e)
Allah da, "Her ikinizin de duası kabul edildi. Öyleyse dürüst olmakta devam edin ve sakın bilmeyenlerin yolunda gitmeyin" dedi.
Allah buyurdu: "Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Siz yine doğru ve dürüst olmaya devam edin. Kendini bilmeyenlerin yoluna sakın uymayın."
Yûnus Suresi 89. ayet, Hz. Musa ve Harun'un duasına ilahi cevabı ve onlara verilen talimatları içermektedir. Ayet, duanın kabulü, istikamet üzere olma ve cahillerin yolundan sakınma gibi temel kavramlar etrafında şekillenmektedir. Dilbilimsel olarak fiillerin ve masdarların kullanımı, ilahi iradenin kesinliğini ve müminlere düşen sorumluluğu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'cevab' kelimesinin bir şeye karşılık vermek, bir isteği yerine getirmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ücîbet' fiili, Musa ve Harun'un duasının Allah katında karşılık bulduğunu ve kabul edildiğini gösterir, bu da ilahi bir lütuf ve icabeti ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cevab' kelimesinin Kur'an'da 'icabet etmek', yani bir çağrıya veya isteğe olumlu karşılık vermek anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'ücîbet' fiili, Allah'ın peygamberlerinin çağrısına olumlu yanıt verdiğini ve dualarını gerçekleştirdiğini mecazi olarak ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'da'vet' kelimesinin 'çağırmak, istemek, dua etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'da'vetükümâ' ifadesi, Musa ve Harun'un Allah'a yönelttikleri özel bir yakarışı, bir isteği veya bedduayı ifade eder ki bu da ilahi bir müdahale talebidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'da'vet' kelimesinin hem hayra hem şerre çağırmak, hem de Allah'tan bir şey istemek anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki 'da'vetükümâ', Firavun ve kavmine karşı yapılan bir beddua veya onların helakini isteme anlamında olup, ilahi adaletin tecellisi için bir niyazdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dua' kavramının Kur'an'da Allah ile kul arasındaki iletişimin temel bir biçimi olduğunu ve genellikle bir istek, bir yakarış veya bir çağrı anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'da'vetükümâ', peygamberlerin Allah'a olan derin bağlılıklarını ve O'ndan yardım dileme eylemlerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'istikamet' kelimesinin 'doğruluk, dürüstlük, sapmadan doğru yolda gitmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'festaqîmâ' emri, Musa ve Harun'a, Allah'ın emrettiği yolda sebat etmelerini, hakikatten ayrılmamalarını ve kararlı olmalarını öğütler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'istikamet'in bir şeyin doğru ve düzgün olması, eğrilikten uzak olması anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'festaqîmâ', peygamberlere, tebliğlerinde ve yaşamlarında dosdoğru olmalarını, hiçbir sapmaya meyletmemelerini emreder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'istikamet' kavramının Kur'an'da hem ahlaki hem de dini bir anlam taşıdığını, doğru yolu takip etme, dürüst ve adil olma anlamlarına geldiğini vurgular. Ayetteki bu emir, peygamberlerin misyonlarında sebat etmelerinin ve örnek olmalarının önemini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ittiba'' kelimesinin 'birinin peşinden gitmek, onu örnek almak, ona uymak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ tettebi'ânni' yasağı, Musa ve Harun'a, Allah'ın yolundan sapanların, hakikati bilmeyenlerin veya inkar edenlerin yöntemlerini benimsememelerini emreder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ittiba''nın bir şeyi izlemek, birinin yolunu takip etmek olduğunu ifade eder. Ayetteki bu yasak, peygamberlere, cahillerin batıl inançlarına, yanlış uygulamalarına veya sapkın yollarına asla tabi olmamaları gerektiğini, kendi doğru yollarında sebat etmeleri gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sebîl' kelimesinin 'yol, yöntem, tarz' anlamlarına geldiğini ve hem maddi hem de manevi yollar için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'sebîle'l-lezîne lâ ya'lemûn' ifadesi, hakikatten uzak, bilgisiz veya sapkın kişilerin izlediği yanlış inanç ve yaşam tarzını temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sebîl'in Kur'an'da genellikle bir yaşam tarzını, bir inanç sistemini veya bir davranış biçimini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'sebîl', bilmeyenlerin, yani Allah'ın emirlerine uymayanların veya hakikati reddedenlerin takip ettiği yanlış yolu ve dünya görüşünü simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ilm' kelimesinin 'bilgi, idrak, hakikati kavrama' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ ya'lemûn' ifadesi, Allah'ın birliğini, peygamberliğin hakikatini veya ilahi hükümleri bilmeyen, dolayısıyla doğru yoldan sapmış olan kimseleri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi değil, aynı zamanda hikmet ve doğru anlayış anlamına geldiğini vurgular. 'Lâ ya'lemûn' ifadesi, Allah'ın ayetleri üzerinde düşünmeyen, hakikati idrak edemeyen ve bu nedenle yanlış yollara sapan kişileri ifade eder.
Yûnus Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Kâle kad ucîbet da’vetukumâ festekîmâ velâ tettebi’ânni sebîle-llezîne lâ ya’lemûn(e)” Allah da, “Her ikinizin de duası kabul edildi. Öyleyse dürüst olmakta devam edin ve sakın bilmeyenlerin yolunda gitmeyin” dedi. (10/89)