Vemâ edrâke mâ hiyeh
Sen Haviye'nin ne olduğunu ne bileceksin?
O uçurumun ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Kâria Suresi'nin bu ayeti, 'Kâria'nın ne olduğunu' sorarak, kıyametin dehşetini ve idrak edilemezliğini vurgulamaktadır. Ayet, muhatabın bu olayın büyüklüğünü tam olarak kavrayamayacağını ima eden retorik bir soru içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dirayet' kelimesinin bir şeyi idrak etmek, bilmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'edrâke' ifadesi, muhatabın (Hz. Peygamber'in) Kâria'nın gerçek mahiyetini tam olarak kavrayamayacağını, ancak Allah'ın bildirmesiyle bir nebze bilgi edinebileceğini, dolayısıyla bu bilginin insan idrakini aşan bir boyutta olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mâ edrâke' kalıbının Kur'an'da genellikle 'sana bildirilmediği sürece bilemezsin' veya 'senin bilginin ötesindedir' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette de Kâria'nın dehşetinin ve büyüklüğünün insan idrakinin sınırlarını aştığını, ancak Allah'ın bildirmesiyle bir miktar bilgi edinilebileceğini mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilim' ve 'idrak' kavramlarının Kur'an'daki kullanımını incelerken, 'mâ edrâke' gibi ifadelerin, Allah'ın mutlak bilgisine karşılık insanın sınırlı bilgisini vurguladığını belirtir. Bu ayetteki kullanım, Kâria'nın insan aklının kavrayamayacağı kadar büyük ve dehşet verici bir olay olduğunu, dolayısıyla bu bilginin ancak ilahi bir bildirimle mümkün olabileceğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mâ' edatının Kur'an'da farklı kullanımları olduğunu, bu ayetteki gibi istifhamiyye olarak geldiğinde, sorulan şeyin büyüklüğünü, dehşetini veya bilinmezliğini vurguladığını belirtir. 'Mâ hiyeh' ifadesi, Kâria'nın ne kadar korkunç ve idrak edilemez bir şey olduğunu pekiştiren retorik bir sorudur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mâ'nın istifham için kullanıldığında, bazen sorulan şeyin şanını yüceltme veya dehşetini artırma amacı taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'mâ hiyeh' ifadesi, Kâria'nın sıradan bir olay olmadığını, aksine insan zihninin tam olarak kavrayamayacağı bir büyüklüğe sahip olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, zamirlerin kendilerine işaret ettikleri varlığın önemini veya belirsizliğini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. 'Hiyeh' zamiri, Kâria'nın kendisini, yani o dehşetli olayı işaret ederken, sonundaki 'hâ' harfi (sekte hâ'sı) duraklama ve vurgu için gelerek, Kâria'nın ne kadar önemli ve üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'daki zamir kullanımlarının bazen sadece dilbilgisel bir işlevden öte, vurgu ve anlam derinliği kattığını ifade eder. 'Hiyeh' zamiri, Kâria'nın bizzat kendisini, yani o dehşetli olayın özünü ve mahiyetini işaret ederek, dinleyicinin zihninde bu olayın büyüklüğünü canlandırmayı amaçlar.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve mâ edrâke mâhiyeh. (10) Yani sen onun ne olduğunu idrâk ettin mi? Yâni mahiyenin ne olduğunu mahiyetini idrak ettin mi? Ciddi ma’nâ da bu hususu dikkate aldınmı?