Veylun likulli humezetin lumeze(tin)
(1-2) Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!
Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!
Hümeze Suresi'nin ilk ayeti, 'veyl' kelimesiyle başlayarak, 'hümeze' ve 'lümeze' olarak nitelendirilen kişilerin akıbetini haber vermektedir. Ayet, bu iki kavram üzerinden, insanların arkasından konuşma, ayıplama ve alay etme gibi kötü ahlaki davranışları kınamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veyl' kelimesini 'şiddetli şer' veya 'helak' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, 'hümeze' ve 'lümeze' sıfatlarını taşıyan kişilerin karşılaşacağı büyük bir felaketi ve azabı vurgular. Bu, sadece dünyevi bir sıkıntı değil, ahiretteki cehennem azabına da işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'veyl' kelimesinin Arapların 'yazıklar olsun' veya 'vay haline' anlamında kullandığı bir ifade olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, bu kelime, 'hümeze' ve 'lümeze' gibi kötü davranışlar sergileyenlere yönelik bir tehdit ve kınama olarak işlev görür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veyl' gibi ifadelerin Kur'an'da genellikle ahlaki sapkınlıklar ve Allah'ın emirlerine karşı gelme durumlarında kullanıldığını belirtir. Hümeze Suresi'ndeki 'veyl', toplumsal ahlakı bozan, insanları aşağılayan ve alay eden kişilere yönelik ilahi bir uyarı ve kınamadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hümeze'yi 'insanların arkasından çekiştiren, gıybet eden' kişi olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, özellikle başkalarının kusurlarını araştırıp onları arkalarından konuşarak inciten kimselere işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hemz' kökünün 'itmek, dürtmek' anlamından türediğini ve 'hümeze'nin de insanları sözle itip kakan, ayıplayan, gıybet eden kişi olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, bu kelime, sözlü taciz ve karalama yoluyla başkalarına zarar verenleri hedefler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hümeze' kelimesinin 'çokça gıybet eden, insanların arkasından konuşan' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, bir defalık bir eylemden ziyade, sürekli ve alışkanlık haline gelmiş bir davranışı vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hümeze'nin, 'insanları sözle inciten, ayıplayan, gıybet eden' anlamında kullanıldığını ve bu kelimenin, genellikle 'lümeze' ile birlikte anılarak, sözlü ve fiili tacizin farklı veçhelerini ifade ettiğini belirtir. Ayette, bu iki kelime, kötü niyetli ve yıkıcı eleştirinin iki boyutunu temsil eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'lümeze'yi 'insanları yüzlerine karşı ayıplayan, onlarla alay eden' kişi olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, 'hümeze'den farklı olarak, doğrudan muhatabın yüzüne karşı yapılan aşağılayıcı davranışları kapsar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'lemz' kökünün 'ayıplamak, kusur bulmak' anlamına geldiğini ve 'lümeze'nin de bu eylemi sıkça yapan kişi olduğunu belirtir. Ayette, bu kelime, başkalarını küçümseyen, onlarla alay eden ve bu davranışları alışkanlık haline getiren kimseleri tanımlar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'hümeze'nin gıybeti, 'lümeze'nin ise yüzüne karşı ayıplamayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayrım, ayetin, hem gizli hem de açık bir şekilde başkalarına zarar veren kötü niyetli davranışları kınadığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hümeze' ve 'lümeze' gibi kavramların Kur'an'da toplumsal uyumu bozan, bireyler arası düşmanlığı körükleyen ve ahlaki çürümeye yol açan davranışları temsil ettiğini vurgular. 'Lümeze', özellikle başkalarını aşağılama ve küçük düşürme yoluyla sosyal bağları zayıflatan bir eylemdir.
Namaz Sûreleri (Cilt 2)
Terzibaba - Necdet Ardıç
(104-1) Veylun li kulli humezetin lumezeh.
“Arkadan çekiştirmeyi ve kaş-gözle alay etmeyi alışkanlık haline getirenlerin hepsine yazıklar olsun!”
Euzû Billâhî mineş şeytanir râcim BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM
Elhamdülillahi Rabbil âlemiyn Vessalatü Vesselâmü Alâ Resulina Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihi ecmain. Bugün 05/05/2002 Pazar günü. Yine izmir'de bir bahçediz. Allah sebep olanlardan razı olsun. Cenâb-ı Hakk'a hamdü senalar olsun ki; bugün bizleri böyle güzel bir yerde topladı. Sebep olanlardan de razı olsun. Kûr’ân’da yolculuğumuza yavaş, yavaş gene devam etmeye başlayalım. Mevzumuz Kûr’ân-ı Kerîm'in sonlarında olan namaz sûreleri idi. Bugünkü suremizin başlangıcı hümeze suresi. Bunda da bir hikmet vardır. yâni dedikodu sûresi.
Tekrar başa geçelim. Bu sure-i şerife veyl ile başlıyor. Veyl bilindiği gibi yazıklar olsun mânâsındadır. Türkçede tüh, tüh, tüh niye böyle olmuş? Gibi pişmanlik örneği gibidir. “Veylun” yazıklar olsun şu kimselere ki; li kulli humezetin lumezeh. Önden ve arkadan çekiştirenlere yazıklar olsun. Yani bugünkü tabiriyle dedikodu deniliyor. Tabii bu daha iyi biliniyorda dozları var. Bir bakıma boşla meşguliyet gibi, ama bir bakıma da bazı hanımların deşarj olması gibi birşey, boşalması gibi birşey. Ama bu Kûr’ânı Kerîm'de bununla ilgili olarak veyl kabul ediliyor.
Bu mevzu ile ilgili olarak, geçen vakitlere de yazıklar olsun. O konuşmanın da dozu eğer daha fazla ileri gidiyorsa ona da yazıklar olsun. Şimdi dedikodu gerçek olan bir şeyi bir yere aktarmak. Bu biraz tabi olarak görülebilir ama bir de gerçek olmayanı karşıdaki duyduğu kardeşinin kendi yorumunu da katarak karşı tarafa
iletmesi. Işte tehlikeli olan yer, sakıncalı olan yer burası.
Çünkü bir kişi dost Kabul ettiği, Can kabul ettiği bir kişiye derdini açar. Bu insanlığın tabii bir hali. Derdini açar. Belki bazı kimselerden de şikâyette bulunulur.
Yani şikâyette demeyelim de halini anlatmaya çalışır. Burada kullandığı kelime, kendi anlayışına göre çok değişik bir kelimedir. Ama bunu dinleyen kendi yorumuna göre aynı mevzuu başka bir kelime ile aktarır. Ama bu kötü niyetle olmayabilir iyi niyetle olabilir ama benzer kelimelerin, benzer ifâdelerin çok büyük mânâ değişikliğine sebep olmaktadır. Diğerinin hakkında bu sefer hayırla yad etmeye çalıştığı halde hayırsız bir yad ediliş ve bu da o kişinin kulağına gittiği zaman, o konuşan kişi hakkında kötü niyet beslenmeye başlar. Düşman olmaya başlar. Halbuki düşman olacak bir şey yoktur. Iyi niyetiyle söylenmiştir. Ama yorumdan yoruma fark olduğu için, hani derler ya bir yerde bir yalan uydurulur. Birisi bir yalan atar bir yerde, döner dolaşır kendine gelir rivâyet şekliyle ona söyleyen de inanır. işte mümkün olduğu kadar bu tür şeylerden sakınmakta yarar vardır. Onun için Cenâbı Hakk bunun yolunu kapatarak, yazıklar olsun böyle konuşanlara diyor.
Bir gün Aleyhisselatü Vesselâm Efendimize bir hanım misafir gelmiş. Ayşe validemize misafir gelmiş. Hanım çıkmış dışarıya işte evine doğru gidiyor. Ayşe validemiz demiş ki ne güzel siyah saçları vardı. Efendimiz (s.a.v) demiş ki, hemen yere çıkar, yere tükürdüğü zaman bir lokma et parçası ağzından çıkıveriyor. Ne güzel saçları var demesi bile veyl hükmüne girmiş oluyor. O niye söylemiş olabilir belki taltif babında ne güzel saçları var demiş olabilir ama, iç bünyesinde kişilerin dışarıya çıkaramadığı ah ne güzel saçları var diye, kıskançlık mânâsında söyleyebilir. Bende yok onlar gibilerde. O zaman veyl daha fazla veyl olur, iki defa veyl olur.
Ve erkekler ve hanımlar diğer taraftan şimdilik bu karşılıklı olan münasebetlerde bir de, kendi bünyemizde
yaptığımız veyller vardır, yâni karşı tarafa aktarmadan, veyl oluşturacak hadiseler vardır. Bu daha ziyade kendi bünyemizde oluyor. Öyle şeyler düşünüyoruz ki hiç olmaması gereken şeyler karşımızdaki için. lisâna getirmeden düşüncemizden geçiyor sadece ve bunlar da böyle aynı hükmün altına giriyor. Ve biz bu düşünceleri-mizi yaptığımız zamanlarımızı öldürmüş oluyoruz. Katili oluyoruz o zamanlarımızın. Veyl hükmünü alacağımız zamanlar içerisinde ey kulum ne güzel söyledin, ne güzel düşündüni ne güzel zikrettin hitabına mazhar olmak bir yandan çok daha kıymetli.
Çünkü bizim gerçekten bu dünyada boşa harcayacak hiç zamanımız yok. Zerre kadar vaktimiz yoktur. Ya hayır söyle, ya sus demiş Efendimiz (s.a.v). Bakın öyle bir iş yapalım ki, ya dünyaya faydalı olsun ya ahirete. Yâni ikisinden birisine faydası olsun yaptığımız işlerin, söylediğimiz sözlerin. O zaman buna başka bir ifâdeyle malayani diyorlar. Yâni gereksiz sözler. Bunun tefsirlerde hümeze lümezenin önden ve arkadan çekiştirmenin ne olduğunu bir kardeşinizin diyor yâni kusura bakmayın benim tarifim, tabirim değil. Efendimizin (sav) tabiri Kûr’ân’ın tabiri. Ölü etini yemek gibi çirkin bir harekettir deniyor. Yani ölmüş etini yemek gibi çekiştirmek gibi çirkin bir harekettir.
Bu nedenle mümkün olduğu kadar bu tür şeylerden sakınmakta yarar vardır ve Cenâb-ı Hak (c.c)’ta bu yolu kapatarak bu şekilde lüzûmsuz konuşmalar yapanlara “yazıklar olsun” demektedir.
Yine bu konu hakkında bazı hadisi şeriflerde şöyledir:
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki ;
“Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?” Allah ve Resulü daha iyi bilirler dediler.
Buyurdular ki ; Birinizin kardeşini hoşlanmayacağı
şeyle anmasıdır!
Bir adam dedi ki ; Ya benim söylediğim onda varsa bu da mı gıybettir?
- Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir. Başkalarının dedikodusunu yapan bir gün senin de dedikodunu yapar
Hz.Aişe Validemiz anlatıyor ; Ey Allah’ın Resulü sana Safiyye’deki şu hal yeter demiştim.
Bundan memnun kalmadı ve şöyle dedi ; Öyle bir kelime sarfettin ki eğer o denize karıştırılsaydı onu ifsad eder bozardı.
Yine Hz. Aişe Validemiz der ki ; Ben tahkir (küçük görme) maksadıyla bir insânın taklidini yapmıştım.
Bana hemen şunu söyledi: “Ben bir başkasını kusuru sebebiyle hatta bana karşılık olarak şu kadar dünyâlık verilse bile söz ve fiille taklid etmem.
-------------------
Yine Hz. Aişe Validemizin anlattığına göre ;
bir defasında kendisi biri hakkında söz söyler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem O’na “tükür” der. Tükürünce ağzından bir et parçası çıkar.Başkalarının sözlerini sana taşıyan bir kimse, bil ki senin sözlerini de onlara taşıyordur.
Gıybet zinadan daha kötüdür.
Nasıl olur Yâ Resulallah?
Adam zina eder sonra tevbe eder Allah mağfiret buyurur. Gıybet eden ise gıybet edilen affetmedikçe mağfiret olunmaz.
Ayrıca Hucûrat Sûresi (49/12.) âyeti kerîmesinde şöyle buyurulmaktadır;
Ey imân edenler! Zannın çoğundan sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın. Kimse kimseyi çekiştirmesin. Hangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Tiksindiniz değil mi? Öyle ise, Allah(c.c.)’tan sakının. Allah(c.c.), şüphesiz ki tövbeleri dâima kabul edendir, merhamet edendir!’
Aslında bu husus bir acziyyet ifadesidir. Başkasının ayıbını görüp onu ortaya çıkarark o kişiyi küçük düşürmek yerine aynı kişinin iyi taraflarını ortaya çıkamaya çalışmak daha insani olacaktır.
Diğer taraftan meseleye esma-i İlâhiye yönünden bakıldığında, her insanda Hakk’ın isimleri var olduğundan, ve isimlerle hayatını sürdürmüş olduğundan, kendinde görülen halleri ile dedi kodu ve alay mevzuu yapılması, kişinin farkında olmadan Hakk’ın isimlerinin gıybetini yaptığının farkında bile olmaz. Aslında işin vehameti buradadır. Ve çok büyük bir mes’uliyettir.
İşte bu yüzden, bu sahada ikaz ve ihtar çok büyüktür.
اَلَّذٖى جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُ
~ (104-2) Ellezî cemea mâlen ve addedeh.
“O ki, malı toplardı ve onu, tekrar tekrar sayardı.”