İçeriğe atla
Fîl 5Cüz 30 · Sayfa 601

Fîl Sûresi 5. Âyet

الفيل

Sohbete sor

Fece'alehum ke'asfin me/kûl(in)

(3-5) Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları haline getirdi.

Namaz Sûreleri (Cilt 2)

Terzibaba - Necdet Ardıç

Boş başaklar gibi. İşte nefsimizin gerçek hali içleri boş başaklar gibidir sadece kabuk olarak kalmışlerdır. Ahrette hiçbir işe yaramazlar çöp olarak atılır giderler.

Ancak nefsâniyetimizin içi boşaltılıp öyle bırakılacak demek değildir, çünkü bu halden sonra çalışmalarımızı boşlar isek, nefs başaklarından yerlere dökülen taneler bir müddet sonra tekrar başak vererek çıkarlar ve başımıza musallat olurlar.


105-Fil Sûre-i şerifindeki kısa yolculuğumuz böylece sona ermiş oldu, bundan sonra yolumuza106-KUREYŞ Sûresi ile devam edelim İnşeallah.


106-KUREYŞ Suresi.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİR RAHMÂNİR RAHÎM

Sure adını, birinci ayette geçen "Kureyş" kelimesinden almıştır. Kureyş, Hz. Peygamber'in mensup olduğu, İslâm'ın tebliğine ilk muha­tap olan ve Kur'an'da adı geçen bir kabilenin adıdır. Özel olarak Kureyş’ten bahsettiği için sure bu ismi almıştır.

4 ayetten oluşan sure, Mekke’de inmiştir.

Mushaftaki sıralamada 106., nüzul sırasına göre ise 29. suredir.


Sûre-i Şerif’in, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.

(106) Mushaf sıra numarası.

(29) Nüzül sıra numarası.

(57) Alfebetik sırası.

(30) Cüz sırası.

(04) Âyet, sayısı.

(04) Fasıla harfleri.

(230) Genel toplamdır.

Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır ancak fazla vaktinizi almamak için sadece genel sayıları vermekle yetinelim. Açık olarak görüldüğü gibi (23) Peygamberimi-zin görev süresidir.


Fasılası: “Şın” “2 fe” ve “te” harfleridir. Ebced sayı değerleri şın (300) fe (80) te (400) dür. Toplam (860) eder, muhtelif sayılar çıkar bu kadarla yetinelim.


Mealen.

1- Kureyş'in ilafı (güven ve barış andlaşmalarından faydalanmalarını sağlamak) için.
2- Kış ve yaz seferlerinde (faydalandıkları andlaşmaların) kadrini bilmiş olmaları için.
3- Bu Beyt (Kabe)nin Rabbine kulluk etsinler.
4- O, kendilerini açlıktan kurtararak beslemiştir ve her tehlikeye karşı onlara emniyet vermiştir.

-------------------

Mekke döneminde nâzil olmuştur ve Kureyş kâbilesinden bahsettiği için bu ismi almıştır.

Kureyş, Hz. Muhammed (s.a.v)'in mensup olduğu Arap kabilesidir. Mekke'nin en güçlü kabilesi idi. Hz. Muhammed (s.a.v), Kureyş kabilesi'nin Haşim-oğulları sülâlesine mensuptur. Kurucusu Hz. Muhammed (s.a.v)'in büyük dedelerinden Muhammedi Nuru alnında taşıyanlardan olan Kusay bin Kilab'dır. Kureyş kabilesi, Hz. Muhammed

(s.a.v)'in onbir göbekten atası Fihr bin Malik'in erkek çocuklarının soyundan gelen asil bir kabiledir. Kureyş kabilesi Nûh a.s’ın torunu İbrahim a.s’ın oğlu İsmail as.'in oğlu Adnan soyundan gelir .

Kusay bin Kilab (Zeyd), Abdülmuttalib'in büyük-büyük-büyükbabası ve Hz.Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem )'in beşinci göbekten atasıdır. Kusay Mekke'nin en güçlü adamıydı. Kâbe'den sorumlu olan Huza kabilesi'nden kız alarak Kâbe'nin koruyuculuğuna terfi etmişti. Harabe durumundaki Kâbe'yi restore ettirdi. Arapların Kâbe etrafında ev inşaa etmelerine izin verdi. Arap Yarımadası'ndaki ilk belediye binasını inşa ettirdi. Burada diğer kabile liderleriyle siyasi, ekonomik ve kültürel sorunları tartışıp çözüm bulmaya çalıştı. Topladığı vergilerle İslâm'dan çok önce Kâbe'ye gelmekte olan hacılara yiyecek ve su sağladı.


~~106.1~
لِاٖيلَافِ قُرَيْشٍ
(106-1) Li îlâfi kureyş.

Kureyşin ülfetini (emin ve rahat olmalarını) sağladığı için.


İçlerinden habibimi çıkaracağım için kureyş kavmini diğer kavimlere göre emin ve rahat olmalarını sağlamak için.

Beden mülkünde gönül aleminde hakikat “Kâ’besi’ni “Kur’ey’şeyh” hükmü ile başlayan hakikate olan ülfet hakkında “Muhammedül emin” hakikatiyle bu yolda olanların emin ve rahat olmalarını sağlamak için.


اٖيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ

(106-2) Îlâfihim rıhleteş şitâi ves sayf.

“Onları, yaz ve kış yolculuklarında (göçlerinde) ülfet ettirdiği (emin ve rahat olmalarını sağladığı) (için).”


O yolda olanları, yani gönül alemini arayanları, kış yolculuklarında, göneşin çekildiği zamanlarında yani sıkıntılı va karamsarlık zamanlarında ve yaz açık oldukları gönül güneşinin açıldığı bast zamanlarında Hakk yolunda giderken muhabbetin kış gibi biraz soğuyarak azalsa da, yaz sıcağı gibi artsa da sakın sen ibadetlerini ihmal etme! Soğukluktan kasıt tabî ki tamamen uzaklaşmak değil derecenin biraz düşmesidir. Zâten sürekli yüksek ısıda kaynayan bir hale tahammül edemeyiz, biraz nefes almalı ve soğumalıyız ki sıcaklık arzusu duyalım. İşte bu iki oluşum birbirini tamamlamakta ve gidişâtı sağlamaktadır. Ayrıca hem kışın hem yazın da kendine has güzel halleri vardır. Bunları sağladığı için.


فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِ

(106-3) Fel ya’budû rabbe hâzel beyt.

Artık bu Beyt'in (Kâbe'nin) Rabbine ibâdet et.”


Gönlümüzde dünyaya aît ne kadar muhabbet var ise bunların hepsi Rab hükmündedir, ve bu âyeti kerîme ile, bunları bırak bu Beyt'in (Kâbe'nin) gerçek Rabb’i yani Rabb’ül âlemi’ne ibâdet et, denmektedir.


اَلَّذٖى اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ

(106-4) Ellezî at’amehum min cûın ve âmenehum min

havf.

“O ki, onları açlıktan doyurdu ve onları korkudan emin kıldı.”


Bâtın olarak, gönül aleminden çıkararak rûhani yiyecekler verdi.

fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn” yânionlara artık korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar” (Mâide, 5/69) âyeti kerîmesinde de belirtildiği üzere, korku olmaması dünyâdaki halimizi mahzun da olunmaması âhiretteki hallerimizi anlatmaktadır.

Mahşerde her şeyleri elinden alınmış ve o kargaşalık içerisinde dolaşmakta olanlardan Allah’ın gerçek kulları işte o haller içerinde mahzun olmazlar, Cenâb-ı Hakk (c.c) “ey kulum sen dünyâda iken benimleydin, şimdi Ben seni bırakırmıyım” diyerek, yanına ya bir dünya dostu veya melâikeyi kiramdan bir dost verecek ve o kişi gideceği yere iletilecektir, netice de inşallah her birerlerimiz hiçbir gölgenin olmadığı mahşer ortamında Liva’il Hamd sancağı altında bu âyeti kerîmenin hükmü altında olarak gölgelenmiş oluruz.

Korku aslında dünyâda yaşadığı sürece insânda geçmemesi lâzım gelen bir oluşum olmalıdır, ancak bu korku nefsani korku değildir, Efendimiz (s.a.v)’in buyurduğu gibi “Hikmetin başı Allah (c.c) korkusudur” yani hikmete ulaşamama ve Cenâb-ı Hakk (c.c)’a nezaketsizlik yapma korkusudur.

Bir kul olarak herbirerlerimiz yaşadığımız süre içerisinde Cenâb-ı Hakk (c.c)’a karşı ne yaptık? korkusu içinde olmalı ve lüzûmsuz şeylerden sakınmalı ve varlığımızın hakîkatinin Hakk’ın hakîkatinden başka bir şey olmadığını unutmaktan sakınmalıyız ki beşeriyetimize düşerek nefsâniyetimizde kaybolmayalım.

İlmî yönden Rabbimizin bizimle olduğunu ve kendimize ait bağımsız bir varlığımızın bulunmadığı idrâkinden düştü-ğümüz an bizler sakınmamış hükmüne girmiş olmaktayız Rabb’ımız kendisini unutmaktan bizleri muhafaza eylesin.


106-KUREYŞ Sûre-i şerifindeki kısa yolculuğumuz böylece sona ermiş oldu, bundan sonra yolumuza 107- MÂUN Sûresi ile devam edelim İnşeallah.


107- MÂUN Suresi.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

BİSMİLLAHİR RAHMÂNİR RAHÎM

Sure adını, son ayetinde geçen "mâûn" kelimesinden almıştır. Mâûn kelimesi, zekat vermek, birine maddi yardımda bulunmak gibi anlamlara gelmektedir. Sure, "Eraeyte”, “Era-eytellezî”, “Dîn”, “Tekzîb”, “Yetîm" adlarıyla da anılmaktadır.

7 ayetten oluşan sure, Mekke’de inmiştir.

Mushaftaki sıralamada 107, nüzul sırasına göre ise 17. suredir. (Hasenât)


Sûre-i Şerif’in, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.

(107) Mushaf sıra numarası.

(17) Nüzül sıra numarası.

(62) Alfebetik sırası.

(30) Cüz sırası.

(07) Âyet, sayısı.

(07) Fasıla harfleri.

(230) Genel toplamdır.

Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır ancak

fazla vaktinizi almamak için sadece genel sayıları vermekle yetinelim. Açık olarak görüldüğü gibi gene burada da (23) Peygamberimi-zin görev süresidir.


Fasılası: “Nun” (6) ve “mim” (1) harfleridir. Ebced sayı değerleri “Nun” (50) ve “mim” (40) tır. Hepsinin oplam değeri (340) eder, bunlardan muhtelif sayılar çıkar bu kadarla yetinelim.


Mealen.

1. Dini yalanlayanı gördün mü?
2. İşte o, yetimi itip kakar;
3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;
4. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
5. Onlar namazlarını ciddiye almazlar.
6. Onlar gösteriş yapanlardır,
7. Ve hayra da mâni olurlar


اَرَاَيْتَ الَّذٖى يُكَذِّبُ بِالدّٖينِ

(107-1) E raeytellezî yukezzibu bid dîn.

Dîni yalanlayanı gördün mü?


O dönemde en çok 3-5 bin kişi olan topluluk içerisinde bu şekilde dîni yalanlayanlar seçilebiliyordu, günümüzde ise artık kimin ne olduğunu pek ayırmamıza imkân yoktur. Bu nedenle bu âyeti kerîmenin hükmüne göre dîni yalanlayanları bu şekilde tek tek bilme imkânımız yoktur ancak burada bilmemiz gereken bir şey vardır ki bize de lazım olan odur; bireysel varlığımızda dîni yalanlayan nefsi emmâremizdir.

“Dikkat et nefsi emmâren dîni yalanlayarak seni

yolundan ayırmaya çalışıyor” ifâdesi bu âyeti kerîmeden alacağımız payımızdır. Yani senin gönül muhabbet dinini yalanlamaya çalışan nefsini gördünmü-anladınmı? Sana nasıl oyunlar yaparak seni gönül muhabbet dini irfaniyetten alı koymak istiyor.


فَذٰلِكَ الَّذٖى يَدُعُّ الْيَتٖيمَ

(107-2) Fe zâlikellezî yedu’ul yetîm.

Oysa yetîmi itip kakan işte odur.”


Çünkü bu yetîm biraz büyüdüğünde nefsi emmârenin başına iş açacağından onu büyütmek istemiyor. Yetim aynı zamanda Efendimiz (s.a.v)’in bir vasfıdır.


Not=Yetimlik hakkında (68-1-kitabımızdan-93-Duhâ Sûresi -6-ayetinide buraya aktararak yolumuza devam edelim. T.B.


أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى

(93/6) (E lem yecidke yetîmen fe âvâ.)

(93/6) “Seni yetîm bulmadı mı? Sonra barındırmadı mı?”


Daha önceki hallerinde o kadar lütûflarda bulunan Rabb’inin şimdi sana neden darıldığını zannediyorsun ve ümitsizliğe düşüyorsun!

Efendimiz (s.a.v)’in anne ve babası neden o daha küçük yaşta iken vefat ettiler? Cenâb-ı Hakk âlemlerin sultânı olan Efendimiz (s.a.v)’in anne ve babasını

yaşatamaz mıydı? İstese, yaşatırdı tabî ki ancak Efendimiz (s.a.v) o zaman bu eğitimi alamazdı. Efendimiz (s.a.v)’in eğiticisi Hz.Allah (c.c)’ın ta kendisidir.

Gerçekten seyri sülûk yolunda olan bir dervişte anne babası olsa dahi, aynı şekilde yetîm hükmündedir. O görünenler madde bedenin anne babasıdır, dervişin rûhu ise yetîmdir, onu o yetimlikten kurtaracak olan ise baba hükmünde olan aklı küllden gelen tecellîlerdir.

Fizîki ana ve babaya dînimizin kuralları çerçevesinde verilmesi gereken bütün önemler verilecektir, orası ayrı bir hâdisedir, ancak kişi ruhâni olarak yetîm olduğunu idrâk etmediği sürece, Hakk yolunda ilerleyemez ve bunu sağlayan tek sistemde seyri sülûktur.


İkinci yorum

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)