Kâle yâ nûhu innehu leyse min ehlik(e)(s) innehu ‘amelun ġayru sâlih(in)(s) felâ tes-elni mâ leyse leke bihi ‘ilm(un)(s) innî e'izuke en tekûne mine-lcâhilîn(e)
Allah, "Ey Nuh! O, asla senin ailenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O halde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi.
Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."
Hûd Suresi 46. ayet, Nuh'un oğluyla ilgili ilahi bir uyarıyı içermekte olup, 'amel', 'salih', 'ilm' ve 'cahilin' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adalet, bilgi ve cehalet arasındaki ilişkiyi vurgulamaktadır. Ayet, Nuh'a bilmediği konularda talepte bulunmaması ve cahillerden olmaması yönünde bir öğüt sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'amel' kelimesini, insanın irade ve kasıtla yaptığı her türlü fiil olarak tanımlar. Ayetteki 'amelün gayru salih' ifadesi, bu fiilin Allah'ın rızasına uygun olmayan, kötü bir eylem olduğunu belirtir ve Nuh'un oğlunun inançsızlığını ve isyanını işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'amel' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir fiilin sonucunu veya niteliğini belirtmek için kullanıldığını ifade eder. Burada 'amelün gayru salih' ifadesi, Nuh'un oğlunun eylemlerinin, yani inançsızlığının ve isyanının, Allah katında makbul olmayan bir nitelikte olduğunu mecazi olarak açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'amel' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir eylemden ziyade, kişinin niyetini ve ahlaki duruşunu yansıtan bir fiil olduğunu belirtir. Ayetteki 'amelün gayru salih' ifadesi, Nuh'un oğlunun dışsal eylemlerinin ötesinde, içsel inançsızlığının ve ahlaki bozukluğunun bir göstergesi olarak ele alınır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'salih' kelimesinin zıddı olan 'gayru salih' ifadesini, 'fasid' (bozuk, çürük) veya 'batıl' (geçersiz) olarak açıklar. Ayetteki 'amelün gayru salih', Nuh'un oğlunun fiilinin Allah katında hiçbir değeri olmayan, bozuk ve yanlış bir eylem olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salih' kelimesinin 'fesad'ın zıddı olduğunu ve bir şeyin doğru, düzgün ve faydalı olması anlamına geldiğini belirtir. 'Gayru salih' ise, bu niteliklerin eksikliği veya zıddı demektir. Ayette, Nuh'un oğlunun ameli, Allah'ın emirlerine uygun olmayan, faydasız ve kötü bir eylem olarak nitelendirilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'salih' kelimesinin Kur'an'da genellikle hem dünyevi hem de uhrevi anlamda iyilik, doğruluk ve uygunluk ifade ettiğini belirtir. 'Gayru salih' ifadesi, Nuh'un oğlunun eylemlerinin, hem dünyevi kurtuluş hem de uhrevi başarı açısından uygun olmadığını, aksine helake götüren bir nitelikte olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'se'ele' fiilinin Kur'an'da hem bilgi edinmek için sormak hem de bir şey talep etmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'felâ tes'elnî', Nuh'un oğlunun kurtuluşu için Allah'tan talepte bulunmamasını, zira bu konuda ilahi hükmün kesinleştiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'se'ele' fiilinin 'istek' ve 'talep' anlamlarını vurgular. Ayetteki yasaklama, Nuh'un bilmediği bir konuda, yani oğlunun akıbeti hakkında Allah'tan bir istekte bulunmasının uygun olmadığını, zira bu isteğin ilahi hikmete aykırı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'se'ele' fiilinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle bir bilgi arayışını veya bir ihtiyacın giderilmesi talebini içerdiğini belirtir. Burada Allah'ın Nuh'a 'sorma' emri, ilahi bilginin ve takdirin mutlaklığını, insanın sınırlı bilgisiyle bu takdire müdahale edemeyeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm'i, bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'mâ leyse leke bihî ilmün' ifadesi, Nuh'un oğlunun gerçek durumunu ve ilahi hükmü tam olarak bilmediğini, dolayısıyla bu konuda talepte bulunmasının yersiz olduğunu belirtir.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'i, bir şeyin olduğu gibi kavranması olarak açıklar. Ayetteki kullanım, Nuh'un oğlunun kurtuluşunun imkansızlığına dair ilahi bilginin Nuh'a kapalı olduğunu, bu nedenle Nuh'un kendi sınırlı bilgisiyle hareket etmemesi gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda kesinlik ve hakikatle ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'ilm' eksikliği, Nuh'un oğlunun durumunun ilahi hakikatini bilmemesi anlamına gelir ve bu konuda spekülasyon yapmaması gerektiği uyarısını içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cahil' kelimesini, bilginin zıddı olarak, bir şeyi bilmeyen veya bilmesine rağmen gereğini yapmayan kişi olarak açıklar. Ayetteki 'minel câhilîn' ifadesi, Nuh'un, ilahi hükmü bilmeden veya bilmesine rağmen itiraz ederek cahillerin durumuna düşmemesi gerektiği uyarısını içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cehl'i, bilginin yokluğu veya bir şeyi olduğundan farklı bilmek olarak tanımlar. Ayetteki 'cahilin' ifadesi, Nuh'un, Allah'ın takdirini sorgulayarak veya bilmediği bir konuda ısrar ederek, hakikatten uzaklaşan ve yanlış bir tutum sergileyen kimselerden olmaması gerektiğini öğütler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cehl' kavramının Kur'an'da sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda ahlaki bir kusur, yani sorumsuzluk ve pervasızlık anlamı da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'cahilin' ifadesi, Nuh'un, ilahi emre karşı gelerek veya bilmediği bir konuda ısrar ederek, hem bilgi eksikliği hem de ahlaki bir hata içine düşmemesi gerektiğini vurgular.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.46~
قَالَ يَا نُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلَا تَسْپَلْنِ مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ اِنّٖى اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلٖينَ
~ ~ ~
11.46 - Kâle yâ nûhu innehû leyse min ehlik, innehû amelun ğayru sâlıh, felâ tes'elni mâ leyse leke bihî ılm, innî eızuke en tekûne minel câhilîn.
Diyanet Meali:
11.46- Allah, "Ey Nuh! O, asla senin ailenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.46- Ya Nuh! buyurdu: o senin ehlinden değil, o gayri Salih bir amel, binaenaleyh bilmediğin şeyi benden isteme ben seni cahillerden olmaktan tahzir ederim
Allah Teala “Ey Nuh! O senin ehlinden değildir!” buyurmakla gerçek ailenin ne olduğunu açıklıyor.
Dini, manevi ve hakikat bağlılığı olması gerekir. Şekli ve maddi değil.
Hz. Ali “: “Haberiniz olsun! Muhammed’in dostu, kan bağı itibariyle uzak da olsa Allah’a itaat eden kimsedir. Muhammed’in düşmanı da kan bağı itibariyle yakın bile olsa Allah’a asi olan kimsedir.” Buyurmuştur.
Nuh’un oğlu kötü bir iş yapmıştır. Amel-i Salih değildir. Böyle bir kimsenin de kurtuluşu olmaz.
Hz. Nuh uzun süren yıllar boyunca kavmini Hak yola davet etmişti. Kavmi de her defasında olumsuz cevap verdi. En sonunda Nuh as: “Rabbim! Yeryüzünden kâfirlerden hiç kimseyi bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlaksız, nankör kimseleri doğururlar.” (Nuh, 26-27)
rtfSndPly*11.47*
Bunu söylerken Allah’ın kudretini ve hikmetini, ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkardığını hatırına getirememişti. İşte onun bu bedduası, makamıyla ilgili bir hata kapsamında halinin günahı olarak belirginleşmişti. Yüce Allah da onu öfke halinde dile getirdiği zannıyla sınadı. O, kâfirlerin ancak kendileri gibi günahkâr kâfirler doğurduğunu iddia etmiş, Allah hakkında kendi zannına dayalı bir hüküm vermişti.
Yüce Allah da onu bu şekilde cezalandırarak o hatadan arındırmıştır.
11- Hud Suresi- Ayet 47