Ve-ilâ śemûde eḣâhum sâlihâ(an)(c) kâle yâkavmi-'budû(A)llâhe mâ lekum min ilâhin ġayruh(u)(s) huve enşeekum mine-l-ardi vesta'merakum fîhâ festaġfirûhu śümme tûbû ileyh(i)(c) inne rabbî karîbun mucîb(un)
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise O'ndan bağışlanma dileyin; sonra da O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür sürmeye O memur etti. Bu sebepten O'nun mağfiretini isteyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder."
Hûd Suresi 61. ayet, Semud kavmine gönderilen Salih peygamberin tevhîd çağrısını ve Allah'ın yaratıcı ve rızık verici sıfatlarını vurgular. Ayet, kulluk, tevbe ve istiğfar gibi temel dinî kavramlar etrafında şekillenir ve Allah'ın yakınlığını ve dualara icabetini bildirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'abd' kelimesinin asıl anlamının 'boyun eğmek, zelil olmak' olduğunu belirtir. İbadet ise, en üst düzeyde boyun eğme ve tevazu göstermektir. Ayetteki 'u'budû' emri, Semud kavmine yalnızca Allah'a tam bir teslimiyetle kulluk etmelerini, O'nun emirlerine boyun eğmelerini ve O'ndan başkasına tapmamalarını emretmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' kavramının Kur'an'da 'kul' ve 'köle' anlamlarını taşıdığını, ancak dinî bağlamda 'Allah'a kul olma'nın, O'nun mutlak otoritesini kabul edip O'na itaat etme anlamına geldiğini ifade eder. Bu ayetteki 'u'budû' ifadesi, Salih'in kavmini, Allah'ın tek ilah olduğunu kabul ederek O'na tam bir teslimiyetle yönelmeye çağırmasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'inşâ' kelimesinin 'yaratmak, meydana getirmek, yükseltmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'enşeekum mine'l-ard' ifadesi, Allah'ın insanı topraktan yarattığını, varlık âlemine çıkardığını mecazi bir anlatımla ifade eder. Bu, Allah'ın kudretini ve yaratıcılığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'inşâ'nın 'bir şeyi yoktan var etmek, onu yükseltmek ve geliştirmek' anlamlarını içerdiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanı topraktan yaratıp ona hayat vermesi ve onu yeryüzünde varlık sahibi kılması anlamındadır, bu da O'nun mutlak yaratıcı gücünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'amr' kelimesinin 'bir yeri yaşanılır kılmak, şenlendirmek, bayındır hale getirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'İsta'merakum' ise, Allah'ın insanlardan yeryüzünü imar etmelerini, onu yaşanılır kılmalarını ve ondan faydalanmalarını talep ettiğini ifade eder. Bu, insanın yeryüzündeki halifelik görevine işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'isti'mar'ın 'bir şeyi mamur kılmayı istemek' olduğunu açıklar. Ayetteki 'ista'merakum fîhâ' ifadesi, Allah'ın insanları yeryüzünü imar etmek, onu geliştirmek ve ondan istifade etmekle görevlendirdiğini, bu görevin insanın varoluşsal amaçlarından biri olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istiğfar'ın 'günahların örtülmesini ve affedilmesini talep etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'festağfirûhu' emri, Salih'in kavmine, işledikleri günahlardan dolayı Allah'tan af dilemelerini, O'nun rahmetine sığınmalarını öğütler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istiğfar'ın, Allah'tan günahların bağışlanmasını ve örtülmesini istemek olduğunu, bu eylemin pişmanlık ve tevbe ile birlikte gerçekleşmesi gerektiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Salih peygamberin kavmini, Allah'ın birliğini inkâr etmeleri ve şirk koşmaları gibi günahlarından dolayı af dilemeye çağırmasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tevbe'nin 'günah işledikten sonra Allah'a dönmek, pişman olmak ve bir daha yapmamaya azmetmek' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'tûbû ileyhi' ifadesi, Salih'in kavmine, işledikleri şirk ve isyan gibi günahlardan vazgeçip Allah'a yönelmelerini, O'nun emirlerine uymaya karar vermelerini emreder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tevbe' kavramının Kur'an'da 'geri dönmek, pişman olmak ve Allah'a yönelmek' anlamlarını taşıdığını, bunun sadece bir pişmanlık değil, aynı zamanda bir eylem değişikliği olduğunu belirtir. Bu ayetteki tevbe emri, Semud kavminin yanlış inanç ve davranışlarından vazgeçerek doğru yola, yani Allah'ın birliğine ve emirlerine dönmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'icâbet'in 'bir çağrıya karşılık vermek, bir isteği yerine getirmek' olduğunu belirtir. 'Mücîb' ise, dualara karşılık veren, istekleri kabul eden demektir. Ayetteki 'Rabbî karîbun mucîb' ifadesi, Allah'ın kullarına yakın olduğunu ve samimi bir şekilde yapılan duaları, istiğfarları ve tevbeleri kabul ettiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mücîb'in, 'davet edenin davetine icabet eden, isteyene veren' anlamında olduğunu açıklar. Bu ayetteki 'mücîb' sıfatı, Allah'ın kullarının tevbe ve istiğfarlarını kabul etme, onlara rahmet ve mağfiret ile karşılık verme kudretini ve lütfunu ifade eder, böylece kullarını ümitsizliğe düşmekten korur.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.61~
وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فٖيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبّٖى قَرٖيبٌ مُجٖيبٌ
~ ~ ~
11.61 - Ve ilâ semûde ehâhum sâlihâ, gâle yâ gavmiğbudullâhe mâlekum min ilâhin ğayruh, huve enşeekum minel ardı vestağmerakum fîhâ festağfirûhu summe tûbû ileyh, inne rabbî garîbum mucîb.
Diyanet Meali:
11.61- Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise O'ndan bağışlanma dileyin; sonra da O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik, dedi: ey kavmim! Allaha kulluk edin sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, sizi Arzdan o neşet ettirdi ve onda imar ve ümrana sizi o ıkdar ve memur etti, onun için onun mağfiretini isteyin, sonra ona tevbe ile müracaat edin her halde Rab’ınız, yakındır, mücibdir
Semûd kavmi Medine ile Sina yarımadası arasında olduğu rivayet edilir. Kur’an’ı Kerim’de “Hicr” olarak geçer. Aynı zamanda bir sure adıdır. Yeşillikler içinde güzel bir belde idi. Dağları oyarak sağlam evler yapmışlardı. Çünkü Ad kavmi şiddetli rüzgarla helak edilince çareyi kayaları oymakta buldular. Taş oymacılığında ileri gittikleri söylenir.
Salih Peygamber risalet vazifesi ile görevlendirilince kavim ikiye ayrıldı. Üstteki ayet ilk davetti. Şehrin ileri gelenlerinden dokuz kişi toplumun ahlaki, sosyal ve ekonomik yapısını yönlendiriyorlardı.
Salih Peygamberin emin, dürüst bir kişiliği olduğunu biliyorlardı. “Ey Salih! Sen bundan önce aramızda kendisinden iyilik beklenen biriydin” (11/62) Bekledikleri iyilik putlarına hizmet etmesiydi. Bu yüzden davasından vazgeçmesini istediler. Tıpkı diğer peygamber-lerden istenenler gibi. Herkes kendi sonunu kendi hazırlar. Söyledikleri ve yaptıkları ile. N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.62*
11- Hud Suresi- Ayet 62