Kâlû yâsâlihu kad kunte fînâ mercuvven kable hâżâ(s) etenhânâ en na'bude mâ ya'budu âbâunâ ve-innenâ lefî şekkin mimmâ ted'ûnâ ileyhi murîb(un)
Onlar şöyle dediler: "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz."
Dediler: "Ey Salih,! Bundan önce sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin. Şimdi bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan mı engelliyorsun? Biz, doğrusunu istersen bizi davet ettiğin şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz."
Hûd Suresi 62. ayet, Semûd kavminin Hz. Salih'e karşı sergilediği inkarcı tutumu ve atalar dinine bağlılıklarını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Ayet, 'mercuvven' kelimesiyle Hz. Salih'in geçmişteki konumunu, 'tenhânâ' ile tebliğin reddini ve 'şekkin murîb' ile de şüphelerinin derinliğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'recâ' kelimesini, bir şeyin olmasını istemek ve ona meyletmek olarak açıklar. Ayetteki 'mercuvven' ise, kendisinden hayır ve iyilik beklenen, umut bağlanan kişi anlamında kullanılmıştır. Semûd kavmi, Hz. Salih'ten peygamberlikten önceki dönemde bu tür bir beklenti içinde olduklarını ifade etmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'recâ'yı, kalbin sevilen bir şeyin gerçekleşmesini beklemesi olarak tanımlar. 'Mercuvv' ise, bu beklentinin nesnesi olan, umut edilen şeydir. Ayette, Hz. Salih'in kavmi tarafından 'iyilik beklenen' bir şahsiyet olarak görüldüğü, ancak tebliği sonrası bu beklentinin değiştiği vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nehy' kelimesini bir şeyi yapmaktan alıkoymak, yasaklamak olarak açıklar. Ayetteki 'etenhânâ' ifadesi, Semûd kavminin Hz. Salih'e, kendilerini atalarının taptığı ilahlardan vazgeçirmeye çalışmasına yönelik şaşkınlık ve itirazlarını dile getirmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nehy'in mecazi olarak bir şeyi terk etmeye çağırmak anlamında kullanılabileceğini belirtir. Burada Hz. Salih'in kavmini, atalarının dininden vazgeçmeye çağırması, onların gözünde bir 'men etme' olarak algılanmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ubûdiyyet'i, boyun eğme ve alçak gönüllülükle itaat etme olarak tanımlar. 'İbadet' ise, en üst düzeyde boyun eğme ve kulluktur. Ayetteki 'na'bude', Semûd kavminin atalarının taptığı putlara gösterdiği mutlak bağlılığı ve kulluğu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' ve 'ibadet' kavramlarının Kur'an'da Allah'a karşı mutlak teslimiyet ve kulluk anlamını taşıdığını belirtir. Semûd kavminin 'na'bude' ifadesi, bu kavramın şirk bağlamında, yani Allah'tan başkasına yöneltilen bir kulluk olarak kullanıldığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şekk'i, iki şey arasında tereddüt etmek, bir konuda kesin bilgiye sahip olmamak olarak açıklar. Ayetteki 'şekkin', Semûd kavminin Hz. Salih'in getirdiği mesaja karşı kesin bir inanç yerine, bir belirsizlik ve kararsızlık içinde olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şekk'in Kur'an'da genellikle hakikat karşısında duyulan tereddüt ve inkara yol açan belirsizlik anlamında kullanıldığını belirtir. Semûd kavminin 'şekkin' ifadesi, onların Hz. Salih'in davetine karşı samimi bir araştırma yerine, peşin hükümlü bir şüphe içinde olduklarını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'reyb' kelimesini, kalpte oluşan şüphe, endişe ve huzursuzluk olarak açıklar. 'Murîb' ise, bu şüpheyi ve endişeyi uyandıran, kuşku verici olandır. Ayetteki 'şekkin murîb', Semûd kavminin şüphesinin sadece basit bir tereddüt değil, aynı zamanda onları rahatsız eden, huzursuz eden derin bir kuşku olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'reyb'in 'şekk'ten daha şiddetli bir şüphe olduğunu, içinde itham ve töhmet barındırdığını belirtir. 'Murîb' ise, bu şiddetli şüpheyi doğuran, itham edici bir niteliğe sahip olandır. Semûd kavmi, Hz. Salih'in davetini sadece şüpheli bulmakla kalmayıp, aynı zamanda onu kendileri için endişe verici ve suçlayıcı bir durum olarak görmüşlerdir.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.62~
قَالُوا يَا صَالِحُ قَدْ كُنْتَ فٖينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَا اَتَنْهٰینَا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَاؤُنَا وَاِنَّنَا لَفٖى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَا اِلَيْهِ مُرٖيبٍ
~ ~ ~
11.62 - Kâlû yâ sâlihu Kad kunte fînâ mercuvven Kable hâzâ etenhânâ en nağbude mâ yağbudu âbâunâ ve innenâ lefî şekkim mimmâ ted'ûnâ ileyhi murîb.
Diyanet Meali:
11.62- Onlar şöyle dediler: "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.62- Ey Salih! dediler: bundan evvel sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin, şimdi bizi babalarımızın tapındığına tapmaktan nehiy mi ediyorsun? Her halde biz, senin bizi davet ettiğin şeyden çok kuşkulandıran bir şek içindeyiz
Kur’an’ı Kerim’deki kıssalar yaşananlardan ders alınması içindir. İnsanlar görünüş itibariyle farklı değillerdir. Değerli olan şey mana ve sirettir. Peygamberler içinden çıktıkları toplumun benzeridir. Ama onlar Allah için özeldir. Ve C. Hakk Salihlerini korur. Onlara kötülük edenleri de cezalandırır.
Peygamberlerini reddeden cahiller, kendilerine iyiliği tavsiye eden ve hiçbir karşılık beklemeden bu güzel yolu gösteren Salih insanlara söz söylerken aslında kendilerine yazık ettiklerinin farkında değillerdir.
Emmare nefs üst katları bilmediği için herkesi kendi gibi görür. İnsanları, alemi tanımak için seyr-i evtan eylemek lazım! N.M.
---------------------- rtfSndPly*11.63*
11- Hud Suresi- Ayet 63