Velekad câet rusulunâ ibrâhîme bilbuşrâ kâlû selâmâ(en)(s) kâle selâm(un)(s) femâ lebiśe en câe bi'iclin hanîż(in)
Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim'e müjde getirip "Selam sana!" dediler. O, "Size de selam" dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.
Andolsun ki, İbrahim'e de elçilerimiz (melekler) müjde ile geldiler ve "selâm" dediler, o da "selâm" dedi ve hemen gidip onlara kızartılmış bir buzağı getirdi.
Bu ayet, İbrahim peygambere gelen elçilerin müjde getirmesini ve İbrahim'in misafirperverliğini anlatır. Anahtar kavramlar, elçilerin gelişi, müjde, selamlaşma ve ikram edilen buzağı etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'رسل' kökünü 'bir şeyi bir yere göndermek' olarak açıklar. 'Resul' ise, gönderilen ve kendisine bir mesaj tevdi edilen kişidir. Ayetteki 'rusulunâ' ifadesi, Allah'ın İbrahim'e gönderdiği melek elçilerini ifade eder ve onların ilahi bir görevle geldiklerini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rusul' kelimesinin mecazi olarak 'haber getirenler' anlamında kullanıldığını belirtir. Burada elçiler, İbrahim'e bir müjde getirmek üzere gönderilmişlerdir, bu da onların haberci vasfını pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'büşrâ' kelimesini 'sevindirici haber' olarak açıklar. Bu ayetteki bağlamda, İbrahim'e yaşlılık döneminde bir çocuk (İshak) verileceği müjdesidir ki bu, büyük bir sevinç kaynağıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'بشر' kökünün 'deri' anlamına geldiğini ve 'büşrâ'nın ise 'insanın yüzünü güldüren, derisini sevinçle kaplayan haber' olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, İbrahim'in bu haberle yüzünün güleceği, yani çok sevineceği anlamını taşır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'selâm' kelimesini 'esenlik, barış ve afiyet' olarak tanımlar. Ayetteki 'selâmen' ve 'selâmün' ifadeleri, hem elçilerin hem de İbrahim'in birbirlerine karşılıklı olarak güvenlik ve huzur dileklerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'selâm' kavramının Kur'an'da sadece bir selamlama ifadesi olmanın ötesinde, 'Allah'ın bir sıfatı' ve 'cennet ehlinin selamlaşması' gibi geniş anlamlara sahip olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, misafirperverliğin ve karşılıklı saygının bir göstergesi olarak esenlik dileğidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hanîz' kelimesinin 'taşların arasına konulup sıcak külde pişirilmiş et' anlamına geldiğini belirtir. Bu, etin özel bir lezzet ve yumuşaklık kazanmasını sağlayan geleneksel bir pişirme yöntemidir. Ayetteki kullanımı, İbrahim'in misafirlerine sunduğu ikramın kalitesini ve özenini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hanîz' kelimesini 'ateşte kızartılmış veya pişirilmiş' olarak açıklar. Özellikle 'hanz' fiilinin 'eti ateşte pişirmek' anlamında kullanıldığını vurgular. Bu, İbrahim'in misafirlerine taze ve özenle hazırlanmış bir ziyafet sunduğunu ifade eder.
Hûd Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~~11.69~
وَلَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُنَا اِبْرٰهٖيمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَاءَ بِعِجْلٍ حَنٖيذٍ
~ ~ ~
11.69 - Ve legad câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ gâlû selâmâ, gâle selâmun femâ lebise en câe biıclin hanîz.
Diyanet Meali:
11.69- Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim'e müjde getirip "Selâm sana!" dediler. O, "Size de selâm" dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
11.69- Şanım hakkı için İbrahim’e de Resullerimiz müjde ile geldiler «selâm» dediler, «selâm» dedi, durmadan gitti kızartılmış bir buzağı getirdi
Allah Teala, Cebrail, Mikail ve İsrafil’i genç erkek suretinde ilk olarak Hz. İbrahim’e göndermiştir. Hz. İbrahim’e oğlu İshak’ı müjdelemişlerdir.
“Selam sana” demişlerdir.
Burada Selam’ı iki yönden almalıyız. Birincisi Allah’ın selamıdır ki verilip, alınmıştır. İkincisi Allah’ın ismidir. Yani selamlaşırken Allah’ın adını anmış oluyoruz.
Selam esmasının hassasına gelince:
“Bu ismin hakikatleriyle vasıflanan kimsenin alameti vakur ağırbaşlı, mütevazi, inatçıların sıkıntılarına karşı sabırlı olmaktır. Onlar gafil insanlarla tartışmazlar, cahillerle mücadele etmezler. Onlar Hakkın bu özelliğine sahip insanları nitelediği gibi olurlar.
“Onlara cahiller hitap ettikleri vakit “selam” derler.” (Furkan/ 63) En önemlisi de selam vermekle “elimden ve dilimden sana zarar vermeyeceğim” demek istenir. Karşıdaki de alırken aynısını taahhüt eder. Melekler ile İbrahim peygamber arasında adeta bu olmuştur.
Dar ’üs Selam yani “Selamet yurdu” cennetin isimlerinden biridir. Mekke ve Kudüs yeryüzündeki izdüşümleridir. Kudüs’ün hali selamet yurdundan ziyade tehlike yurdu olmuştur. N.M.
rtfSndPly*11.70*
11- Hud Suresi- Ayet 70