Efeeminû en te/tiyehum ġâşiyetun min ‘ażâbi(A)llâhi ev te/tiyehumu-ssâ'atu baġteten vehum lâ yeş'urûn(e)
Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?
Yoksa bunlar Allah'ın azabından hepsini saracak bir felaket gelmesinden veya farkında değillerken ansızın başlarına kıyametin kopuvermesinden güven içinde midirler?
Bu ayet, Allah'ın azabının veya kıyametin ansızın gelmesi ihtimaline karşı insanların gafletini sorgulamaktadır. Anahtar kavramlar, kuşatma, azap, kıyamet ve farkında olmama gibi temel dinî ve ahlakî temaları dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğaşy kelimesi, bir şeyi örtmek, kaplamak anlamına gelir. 'Ğaşiye' ise, bir şeyi tamamen kuşatan, örten ve kaplayan şeydir. Ayetteki 'ğâşiye', Allah'ın azabının insanları her yönden sarıp kuşatmasını, ondan kaçışın olmamasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğâşiye, burada 'azap' anlamında kullanılmıştır. Sanki azap, insanları bir örtü gibi sarıp kuşatır, onları tamamen kaplar. Bu, azabın şiddetini ve kapsayıcılığını mecazi bir anlatımla vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğaşiye kavramı, Kur'an'da genellikle kıyamet veya azapla ilişkilendirilir ve 'her şeyi kaplayan, kuşatan' anlamında kullanılır. Bu, kaçınılmazlığı ve kapsayıcılığı vurgular. Ayetteki kullanımı, Allah'ın azabının insanları tamamen kuşatacak bir felaket olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azâb, bir şeyi tatlılıktan uzaklaştırmak, acılaştırmak anlamına gelir. Kur'an'da ise, Allah'ın isyan edenlere verdiği, elem ve acı veren cezadır. Ayetteki 'azâb', Allah'ın gazabının bir tezahürü olarak, insanları kuşatacak olan ilahi cezayı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Azâb, 'azb' kökünden gelir ve tatlı su anlamına gelen 'azb'ın zıddıdır. Yani, acı ve elem verici olan şeydir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanlara isyanları karşılığında tattıracağı acı ve elem dolu cezayı belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Azap kelimesi, Kur'an'da hem dünyevi hem de uhrevi cezaları ifade etmek için kullanılır. Temel anlamı, bir şeyi tatlılıktan uzaklaştırmak, acı ve elem vermektir. Ayette, Allah'ın insanları gafletlerinden dolayı uğratacağı ilahi cezayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sâ'at, zamanın küçük bir parçası anlamına gelir. Kur'an'da ise genellikle kıyamet gününü ifade etmek için kullanılır. Bu kullanım, kıyametin ansızın ve beklenmedik bir anda gelmesini, tıpkı kısa bir an gibi hızla gerçekleşmesini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sâ'at, kıyamet için kullanılan bir isimdir. Çünkü o, ansızın ve kısa bir anda gerçekleşecektir. Ayetteki 'es-Sâ'at', kıyametin beklenmedik bir şekilde, insanların gaflet anında gelmesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sâ'at kavramı, Kur'an'da 'kıyamet' anlamında kullanıldığında, genellikle 'ansızın gelme' ve 'kaçınılmazlık' özellikleriyle birlikte anılır. Bu, insanların kıyamete karşı hazırlıksız yakalanacakları ve onun gelişini önleyemeyecekleri fikrini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bağt, bir şeyin ansızın ve beklenmedik bir şekilde gelmesidir. 'Bağteten' ise bu durumu pekiştirir. Ayetteki kullanımı, kıyametin veya azabın, insanların hiç beklemediği bir anda, hazırlıksız yakalandıkları bir zamanda geleceğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bağteten, 'fuc'eten' (ansızın) anlamındadır. Bu, bir şeyin aniden, önceden bir işaret veya uyarı olmaksızın vuku bulmasıdır. Ayette, kıyametin veya azabın gelişinin ne kadar şaşırtıcı ve ani olacağını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bağteten, bir fiilin beklenmedik bir anda, hazırlıksız bir şekilde gerçekleştiğini ifade eden bir zarftır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın azabının veya kıyametin, insanların gaflet içinde olduğu bir anda, aniden ve şaşırtıcı bir biçimde geleceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şu'ûr, bir şeyi hissetmek, idrak etmek ve farkına varmaktır. Genellikle ince ve gizli şeyleri idrak etmek için kullanılır. Ayetteki 'lâ yeş'urûn', insanların kıyametin veya azabın gelişinden habersiz olmalarını, onun farkına varmamalarını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şu'ûr, bir şeyin iç yüzünü, gizli yönünü idrak etmektir. Ayetteki olumsuz kullanımı, insanların kıyametin veya azabın yaklaştığını, onun alametlerini veya gelişini hissetmediklerini, idrak edemediklerini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Şu'ûr kelimesi, Kur'an'da genellikle 'farkında olmak, idrak etmek, hissetmek' anlamlarında kullanılır. Ayetteki 'lâ yeş'urûn' ifadesi, insanların gaflet içinde olduklarını, kendilerini bekleyen tehlikenin veya kıyametin farkında olmadıklarını vurgular.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/107. “Ya kendilerine Allah'ın azâbından hepsini kuşatacak bir felâketin gelmesinden veya kendilerine farkında olmadıkları halde kıyametin ansızın gelmesinden emin mi oldular.”