Vekâle-lmeliku-/tûnî bihi estaḣlishu linefsî(s) felemmâ kellemehu kâle inneke-lyevme ledeynâ mekînun emîn(un)
Kral, "Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım", dedi. Onunla konuşunca dedi ki: "Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin."
Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim." Sonra onunla konuşunca da: "Sen bugün yanımızda gerçekten büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin" dedi.
Yûsuf Suresi'nin 54. ayeti, Hz. Yusuf'un Mısır hükümdarı nezdindeki yükselişini ve ona verilen konumu dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, 'melik'in emri, 'istihlas' talebi ve Hz. Yusuf'un 'mekin' ve 'emin' olarak nitelendirilmesi üzerinden güç, güven ve yetki kavramlarını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'melik' kelimesini 'mülk' kökünden türemiş olarak açıklar ve bu kelimenin, bir şey üzerinde tam yetkiye sahip olan, onu dilediği gibi tasarruf eden kişi için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'melik', Mısır'ın en üst düzey yöneticisi olup, Hz. Yusuf'u yanına alma ve ona makam verme yetkisine sahip olan kişidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'melik'i, 'mülk' sahibi olan ve emri altında bulunanlar üzerinde hükümranlık yetkisine sahip olan kişi olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda 'melik', Hz. Yusuf'u çağırma, onunla konuşma ve ona önemli bir konum atama gücüne sahip olan devlet başkanıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istihlas' kelimesinin 'halis kılmak, kendine ayırmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'estahlis' ifadesi, hükümdarın Hz. Yusuf'u diğerlerinden ayırarak, onu kendi özel danışmanı veya yakın adamı yapma arzusunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halas' kökünün bir şeyin saflığını ve arılığını ifade ettiğini, 'istihlas'ın ise bir şeyi kendine özgü kılmak, seçkinleştirmek anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette hükümdar, Hz. Yusuf'u kendi nezdinde özel bir konuma getirmek, onu kendine has kılmak istemektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'halas' kökünün Kur'an'daki kullanımında 'saflık, arınmışlık' ve buradan türeyen 'seçkinlik' anlamlarına dikkat çeker. 'İstihlas' fiili, bir kişiyi bu saflık ve seçkinlik vasfıyla kendine ayırmak, özel bir konuma getirmek demektir. Ayette hükümdar, Hz. Yusuf'un bu vasıflarını fark ederek onu kendine özel kılmak istemiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mekin' kelimesini 'mekanet' kökünden türemiş olarak, 'sağlam bir yere sahip olan, güçlü ve itibarlı' anlamında kullanır. Ayetteki 'mekin', Hz. Yusuf'un hükümdarın yanında sağlam bir mevkiye ve nüfuza sahip olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mekin' kelimesinin 'mekan' kökünden geldiğini ve 'yerleşmiş, sağlam, güçlü bir konuma sahip' anlamına geldiğini ifade eder. Bu ayette Hz. Yusuf'a verilen 'mekin' sıfatı, onun hükümdar katında sarsılmaz bir mevki ve yetki sahibi olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mekin' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'güçlü, sağlam, yerleşmiş bir konuma sahip' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mekin', Hz. Yusuf'un sadece fiziksel bir yerde değil, aynı zamanda sosyal ve siyasi olarak da sağlam bir mevki edindiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emin' kelimesini 'emn' kökünden türemiş olarak, 'güvenilen, kendisine itimat edilen, emanete hıyanet etmeyen' kişi olarak açıklar. Ayetteki 'emin' sıfatı, Hz. Yusuf'un sadece yetenekli değil, aynı zamanda ahlaki olarak da güvenilir bir şahsiyet olduğunu, bu nedenle hükümdarın ona önemli görevler verebileceğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'emin' kelimesinin 'emniyet' kökünden geldiğini ve 'kendisine güvenilen, sır saklayan, emanete sadık kalan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette hükümdarın Hz. Yusuf'a 'emin' demesi, onun hem şahsi hem de idari konularda tam bir güvene layık olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'emn' kökünün Kur'an'da 'güven, emniyet' ve buradan türeyen 'emin' kelimesinin 'güvenilir kişi' anlamında kullanıldığını vurgular. Hz. Yusuf'a verilen 'emin' sıfatı, onun sadece idari becerileriyle değil, aynı zamanda ahlaki dürüstlüğü ve güvenilirliğiyle de öne çıktığını, bu vasfın onun yükselişinde kilit rol oynadığını belirtir.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
kendime tahsis edeyim. Vaktaki onunla konuştu Dedi ki: Şüphesiz sen bizim yanımızda makam sahibi ve güvenilir birisin.” Yani bu kadar güzel haller içerisinde, şimdi bir af çıkacak diye hapishaneler ayağa kalkıyor. Suçlu suçsuz hiç kendini eleştirmeden kapıları açsalar, herkes dışarıya çıkacak, demiyecekki “ben suçluyum, burada kalmam lâzım, burada kalıyorum” diye kendi kendini mahkûm etmeyecek ama Yûsuf (a.s.) ne diyor? “ben kendimi temize çıkarmam siz benim temiz olduğumu anlayın.” Kadınlar da onu söylemişlerdi. Bundan sonra melik Yûsuf (a.s.)ı yanına dâvet ediyor. Ve kendine yakın olarak vezir gibi itimat edilen bir kişi olarak alıyor. Vakta ki Yûsuf (a.s.) huzuruna girdiğinde konuşmaya başladılar. “Sen bugün bizim yanımızda emin bir mekân tuttun. Senin yerin eminliktir. Yani sana güvenimiz vardır” dedi.
NOT= Konu ile ilgisi olması bakımından bu hadîs-i şerîf’in bir bölümünü aktarmayı uygun buldum.
Sahîh-i buhârî/9. cilt. 1385 no.lu hadîs-i şerif “Ebu Hüreyre r.a.’den rivâyet olunduğuna göre. Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin Yûsuf (a.s.) hakkında aşağıdaki sözlerinde açık olarak görüldüğü gibi bu âlemde kişilere göre "kaderi muallâk" yönünden, kişilerin irâdî olarak birey varlığı ve mes'uliyyeti ve karar yetkileri olduğu görülmektedir. Eğer öğle olmasa idi Efendimiz "bende olsam aynı şeyi yapardım" derdi.
Açık olarak kendisi! Eğer ben zindanda Yûsuf’un kaldığı gibi uzun zaman mahpus kalsaydım (onu) mahpesten çıkarmaya gelen kişinin o da’vetine hemen icabet ederdim (de: haydi efendine git de tahkikat yapsın!) demezdim) "demiştir" buyurmuştur.
Demekki her mertebede kişinin kişilik sorumluluğu vardır ve verdiği kararların neticesinden mes'uldür. Demekki insân hakikat-i insâniyye’si ve a'yân-ı sabite’si yönüyle
kendisine tanınan saha ve süre içerisinde hilâfeti yönüyle hür bir bireydir. Bu özelliğini idrak eden kimse Âriflerdendir. Ve İlâh-î benliği ile hakk'ta, Hakk olarak yaşayanlardandır. Efendimizin bu beyanatı açık olarak bu hususu tasdik ederek bizlere bildirmektedir.
Efendimizin, “Melik’in da’vetine hemen icabet ederdim” demesi tevhîd-i küllî makamında olmasından’dır. Melik’in da’vetini “Mâlik’el mülk olan, Hakk’ın da’veti olarak kabul etmesi dir.” O sürede Yûsuf (a.s.) da iffet ve temizlik ben’liği olduğundan bu yönüyle kendisinin dışarıdan temizlik husûsiyyetinin tasdik edilmesini istemesidir. Mertebeleri itibariyle her iki davranış’ta kendileri yönünden doğrudur.
Bu halleri idrak etmeden yaşayanlar ise, kendileri nefs-i emmârelerinin benliği yönünden gaflet içinde nefislerinin geçici hürlüğünü kendi hürlükleri zannederek bu dünyanın hayali içinde, ben yaptım ben ettim demektedirler. Bunlarda kendilerini Hakk'tan ayrı, zan ve gaflet içinde ki hayâli benlikleri ve nefisleri ile birlikte nefis kuyusunda mahpus ki, dünyası bu kadardır, ancak kendilerini hür olarak yaşadığını zanneden kimselerdir. İşte bu yüzden Yûsuf gibi kuyudan çıkıp Beden Mısır-ı mülküne Sûltan olmak lâzım gelmektedir.