İçeriğe atla
Yûsuf 54Cüz 13 · Sayfa 242

Yûsuf Sûresi 54. Âyet

يوسف

Sohbete sor

Vekâle-lmeliku-/tûnî bihi estaḣlishu linefsî(s) felemmâ kellemehu kâle inneke-lyevme ledeynâ mekînun emîn(un)

Kral, "Onu bana getirin, onu özel olarak yanıma alayım", dedi. Onunla konuşunca dedi ki: "Şüphesiz bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir bir kişisin."

Yûsuf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

kendime tahsis edeyim. Vaktaki onunla konuştu Dedi ki: Şüphesiz sen bizim yanımızda makam sahibi ve güvenilir birisin.” Yani bu kadar güzel haller içerisinde, şimdi bir af çıkacak diye hapishaneler ayağa kalkıyor. Suçlu suçsuz hiç kendini eleştirmeden kapıları açsalar, herkes dışarıya çıkacak, demiyecekki “ben suçluyum, burada kalmam lâzım, burada kalıyorum” diye kendi kendini mahkûm etmeyecek ama Yûsuf (a.s.) ne diyor? “ben kendimi temize çıkarmam siz benim temiz olduğumu anlayın.” Kadınlar da onu söylemişlerdi. Bundan sonra melik Yûsuf (a.s.)ı yanına dâvet ediyor. Ve kendine yakın olarak vezir gibi itimat edilen bir kişi olarak alıyor. Vakta ki Yûsuf (a.s.) huzuruna girdiğinde konuşmaya başladılar. “Sen bugün bizim yanımızda emin bir mekân tuttun. Senin yerin eminliktir. Yani sana güvenimiz vardır” dedi.

NOT= Konu ile ilgisi olması bakımından bu hadîs-i şerîf’in bir bölümünü aktarmayı uygun buldum.


Sahîh-i buhârî/9. cilt. 1385 no.lu hadîs-i şerif “Ebu Hüreyre r.a.’den rivâyet olunduğuna göre. Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin Yûsuf (a.s.) hakkında aşağıdaki sözlerinde açık olarak görüldüğü gibi bu âlemde kişilere göre "kaderi muallâk" yönünden, kişilerin irâdî olarak birey varlığı ve mes'uliyyeti ve karar yetkileri olduğu görülmektedir. Eğer öğle olmasa idi Efendimiz "bende olsam aynı şeyi yapardım" derdi.

Açık olarak kendisi! Eğer ben zindanda Yûsuf’un kaldığı gibi uzun zaman mahpus kalsaydım (onu) mahpesten çıkarmaya gelen kişinin o da’vetine hemen icabet ederdim (de: haydi efendine git de  tahkikat yapsın!) demezdim) "demiştir" buyurmuştur.

Demekki her mertebede kişinin kişilik sorumluluğu vardır ve verdiği kararların neticesinden mes'uldür. Demekki insân hakikat-i insâniyye’si ve a'yân-ı sabite’si yönüyle

kendisine tanınan saha ve süre içerisinde hilâfeti yönüyle hür bir bireydir. Bu özelliğini idrak eden kimse Âriflerdendir. Ve İlâh-î benliği ile hakk'ta, Hakk olarak yaşayanlardandır. Efendimizin bu beyanatı açık olarak bu hususu tasdik ederek bizlere bildirmektedir.

Efendimizin, “Melik’in da’vetine hemen icabet ederdim” demesi tevhîd-i küllî makamında olmasından’dır. Melik’in da’vetini “Mâlik’el mülk olan, Hakk’ın da’veti olarak kabul etmesi dir.” O sürede Yûsuf (a.s.) da iffet ve temizlik ben’liği olduğundan bu yönüyle kendisinin dışarıdan temizlik husûsiyyetinin tasdik edilmesini istemesidir. Mertebeleri itibariyle her iki davranış’ta kendileri yönünden doğrudur.

Bu halleri idrak etmeden yaşayanlar ise, kendileri nefs-i emmârelerinin benliği yönünden gaflet içinde nefislerinin geçici hürlüğünü kendi hürlükleri zannederek bu dünyanın hayali içinde, ben yaptım ben ettim demektedirler. Bunlarda kendilerini Hakk'tan ayrı, zan ve gaflet içinde ki hayâli benlikleri ve nefisleri ile birlikte nefis kuyusunda mahpus ki, dünyası bu kadardır, ancak kendilerini hür olarak yaşadığını zanneden  kimselerdir. İşte bu yüzden Yûsuf gibi kuyudan çıkıp Beden Mısır-ı mülküne Sûltan olmak lâzım gelmektedir.