Felemmâ deḣalû ‘aleyhi kâlû yâ eyyuhâ-l'azîzu messenâ veehlenâ-ddurru veci/nâ bibidâ'atin muzcâtin feevfi lenâ-lkeyle vetesaddek ‘aleynâ(s) inna(A)llâhe yeczî-lmutesaddikîn(e)
Bunun üzerine (Mısır'a dönüp) Yusuf'un yanına girdiklerinde, "Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükafatlandırır" dediler.
Sonra (Mısır'a gidip) onun huzuruna girince, dediler ki: "Ey şanlı vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz sıkıntı içindeyiz. Pek az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek (zahire) ver, ayrıca sadaka da ihsan eyle. Çünkü Allah sadaka verenleri muhakkak mükafatlandırır."
Yûsuf Suresi'nin 88. ayeti, kıtlık ve zorluk zamanında Hz. Yusuf'un kardeşlerinin ona yakarışını ve yardım talebini dile getirmektedir. Ayet, 'darlık', 'değersiz mal', 'ölçeği tam yapmak' ve 'sadaka vermek' gibi kavramlar üzerinden hem maddi sıkıntıyı hem de ahlaki bir çağrıyı ifade etmektedir. Dilbilimsel olarak bu kavramlar, dönemin sosyo-ekonomik koşullarını ve insani ilişkilerin temel dinamiklerini yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'azîz' kelimesinin 'izzet' kökünden geldiğini ve 'güçlü, galip, nadir bulunan, zor elde edilen' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Hz. Yusuf'un Mısır'daki yüksek makamını ve otoritesini vurgular, ona hitap edenlerin saygısını ve beklentisini yansıtır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'azîz' kelimesinin Kur'an'da 'güçlü, üstün' anlamında kullanıldığını ifade eder. Yûsuf Suresi'ndeki bu kullanımda ise, Mısır'ın yöneticisi olan Hz. Yusuf'a verilen bir lakap olarak, onun kudretini ve karar verme yetkisini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'izzet' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın gücü ve yüceliğiyle ilişkilendirildiğini, ancak insanlara atfedildiğinde 'şeref, itibar, güç' gibi anlamlar taşıdığını belirtir. Ayetteki 'el-Azîz' hitabı, Hz. Yusuf'un sahip olduğu dünyevi gücü ve makamı ifade eder, bu da kardeşlerinin ondan yardım dilemesinin temelini oluşturur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'durr' kelimesini 'zarar, meşakkat, sıkıntı' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, kıtlık nedeniyle yaşanan açlık, yoksulluk ve genel yaşam zorluklarını ifade eder, kardeşlerinin içinde bulunduğu çaresiz durumu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'durr' kelimesinin 'bedene veya nefse isabet eden her türlü zarar ve sıkıntı' olduğunu belirtir. Yûsuf Suresi'ndeki bu kullanım, hem kendilerinin hem de ailelerinin maruz kaldığı şiddetli geçim sıkıntısını ve açlığı dile getirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'durr' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'musibet, hastalık, kıtlık' gibi olumsuz durumları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Hz. Yusuf'un kardeşlerinin yaşadığı ekonomik buhranı ve bunun getirdiği acil yardım ihtiyacını açıkça ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'bida'a' kelimesini 'ticaret için ayrılan mal' olarak tanımlar. Ayetteki 'bida'atin muzcatin' ifadesiyle birlikte, getirilen malın miktar ve değer olarak yetersizliğini, dolayısıyla kardeşlerinin içinde bulunduğu zor durumu ve pazarlık güçlerinin olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'bida'a' kelimesinin 'ticaret için ayrılan sermaye veya mal' olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımında, kardeşlerinin getirdiği malın, istedikleri karşılığı tam olarak almaya yetmeyecek kadar az ve değersiz olduğunu ima eder, bu da onların sadaka talebini meşrulaştırır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'muzcât' kelimesinin 'az, değersiz, önemsiz' anlamlarına geldiğini ve 'geri çevrilen, kabul edilmeyen' manasını da taşıdığını belirtir. Ayetteki bağlamda, kardeşlerinin getirdiği malın, istedikleri erzak karşılığında yetersiz kalacağını ve bu nedenle bir nevi sadaka talebinde bulunduklarını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ezcâ' fiilinin 'sürmek, sevk etmek' anlamlarına geldiğini ve 'muzcât'ın ise 'değersiz olduğu için itilen, geri çevrilen' manasına geldiğini açıklar. Bu ayette, getirilen malın değerinin düşüklüğünü ve neredeyse kabul edilemez olduğunu vurgulayarak, kardeşlerinin çaresizliğini ve merhamet beklentisini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'vefâ' kökünün 'bir şeyi tam ve eksiksiz yapmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Evfî' emri, Hz. Yusuf'tan, getirdikleri değersiz mala rağmen kendilerine düşen payı tam ve eksiksiz vermesini, yani cömert davranmasını talep ettiklerini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'vefâ'nın 'bir şeyi tamamlamak, eksiksiz kılmak' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'fe-evfi lenâ el-keyl' ifadesi, kardeşlerinin, getirdikleri malın karşılığı olmasa bile, Hz. Yusuf'tan kendilerine düşen erzakı tam olarak vermesini, hatta fazlasıyla ikram etmesini istediklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tasaddak' fiilinin 'sadaka vermek' anlamına geldiğini ve bu eylemin 'doğruluk ve samimiyet' kökünden geldiğini belirtir. Ayetteki bu talep, kardeşlerinin maddi sıkıntıları nedeniyle, getirdikleri malın karşılığında alamayacakları fazlalığı Hz. Yusuf'tan bir lütuf ve bağış olarak istediklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'sadaka' kelimesinin 'doğruluk' kökünden geldiğini ve Allah'a olan inancın ve samimiyetin bir göstergesi olarak verilen mal olduğunu açıklar. Ayetteki 'tasaddak' emri, kardeşlerinin, Hz. Yusuf'tan, Allah rızası için kendilerine fazladan vermesini, yani bir nevi hayırda bulunmasını istediklerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sadaka' kavramının Kur'an'da 'Allah yolunda harcama, bağış' anlamında kullanıldığını ve genellikle 'zenginlerin fakirlere yardım etmesi' bağlamında geçtiğini belirtir. Bu ayette, Hz. Yusuf'un kardeşlerinin, kendi yetersizliklerini kabul ederek, ondan ilahi bir lütuf ve merhamet beklentisiyle sadaka talep ettiklerini gösterir.
Yûsuf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
12/88. “Ne vakit ki, onun huzuruna girdiler, dediler ki: Ey Âzîz!. Bizi de, ailemizi de kıtlık kapladı ve bir değersiz sermaye ile gelmiş olduk. Artık bize ölçüyü tamamla, ve bize bağışta bulun, şüphe yok ki, Allah Teâlâ bağışta bulunanları mükâfata erdirir.”