İçeriğe atla
Nahl 37Cüz 14 · Sayfa 271

Nahl Sûresi 37. Âyet

النحل

Sohbete sor

İn tahris ‘alâ hudâhum fe-inna(A)llâhe lâ yehdî men yudil(lu)(s) vemâ lehum min nâsirîn(e)

Sen onların doğru yola erişmelerine aşırı istek göstersen de şüphesiz Allah saptırdığı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“İn tahris ‘alâ hudâhum fe-inna(A)llâhe lâ yehdî men yudil(lu) vemâ lehum min nâsirîn(e)” Sen onların doğru yola erişmelerine aşırı istek göstersen de şüphesiz Allah saptırdığı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur. (16/37)


Efendimiz s.a.v. yakınları ve amcası Ebu Talib sevdiği ve onun iman etmemesine üzüldüğü halde bu ve benzeri âyetler gelmiştir. Rahmet peygamberi olan Hz. Muhammed s.a.v. in ümmeti davet olan kısmın doğru yola erişmesini istesede bu Alllah c.c. elindedir. Bizler ümmeti olarakta her ne kadar yakınlarımız ve insanların doğru yola gelmesini istesekte bu böyledir.

Hadisi şerifte Efendimiz s.a.v. buyurmuştur;

Şehr b. Havşeb anlatıyor: “Ümmü Seleme"ye; "Ey müminlerin annesi! Allah Resûlü (sav) senin yanındayken en çok hangi duayı ederdi?" dedim. Ümmü Seleme, "Onun çoğunlukla ettiği dua şuydu: "Ey kalpleri çeviren (Allah"ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl." Ben kendisine, "Ey Allah"ın Resûlü! "Ey kalpleri çeviren (Allah"ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl." diye neden çok dua ediyorsun?" dedim. Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Ey Ümmü Seleme! Hiçbir insan yoktur ki kalbi Allah"ın iki parmağı arasında olmasın. O, dilediği (kulunun kalbini) istikamet üzere kılar, dilediğini ise saptırır.”[38]

Enfâl sûresi 24. Âyette Allah c.c. in kişi ile kalbi arasına girdiği bildirilmektedir. (Murat Derûni)


يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ {الأنفال/24}

“Yâ eyyuhâ-llezîne âmenû-stecîbû li(A)llâhi velirrasûli izâ de’âkum limâ yuhyîkum va’lemû enna(A)llâhe yahûlu beyne-lmer-i vekalbihi veennehu ileyhi tuhşerûn(e)” (8/24) Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız. (8/24)


Elmalı Tefisirinde âyetin yorumunda;

Allah'a ve Resule icabet edin (onu duyun ve ona uyun), özellikle size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman onun emrine seve seve icabet edin. Çok dikkat çekici bir ifade tarzıdır ki, davet fiili, hem Allah'a, hem Resul'e isnad edildiği halde diye tesniye sigası (ikil kipi) ile değil şeklinde tekil olarak zikredilmiştir ve üstelik Allah'a değil, Resul'e isnad edilmiştir. Zira davet birdir. Allah'ın daveti peygamberinden dile gelecek ve Resul'ün daveti de Allah'ın davetinden başka birşey olmayacaktır. "Sizi ihya edecek," yeniden hayat verecek, hayatınıza sebep olacak, bitki ve hayvan halinden çıkarıp, insanlığın aday olduğu hür, mutlu bir hayata kavuşturacak ve ebedi hayata sizi hürriyetinizle yükseltecek bir ilim veya amel demektir ki Hz. Peygamber, zaten buna davet için gönderilmiştir. İnsanlara kulak, dil ve akıl da bunun için verilmiştir. Peygamber, Allah'ın vereceği öyle bir hayat yoluna davet edeceği cihetle davet ettiği ve kulağınıza böyle bir davet geldiği vakit hemen istekle icabet ediniz. Ve biliniz ki Allah, muhakkak, kişi ile kalbinin arasına girer. Ona kalbinden, kalbine ondan daha yakın ve hakimdir. Ondaki hâli gönlünden, gönlündeki hâli ondan daha iyi bilir ve daha yakından hükmü altına alıp, sahip olur. Kudreti o kadar geçerlidir ki, yalnızca kişi ile başkaları arasına değil, onunla kalbi arasına bile girer. Düşünen "ben" ile düşünülen "ben" arasına girer ve bu iki benliği birbirinden ayırır. İnsanı bir anda gönlündeki emellerinden mahrum bırakıverir. Azim ve iradesini bozar ve ters yöne çevirebilir. Kanaatlerini, zevklerini değiştiriverir. Onunla kalbinin arasını öyle ayırır ve öylesine açar ki, bunlar birbirinin zıddı kesilir, insanı kendi kendisine düşman eder. Kişi ile kalbinin arasına öyle girer ki, aklını elinden alıverir, bütün şuurunu yok ediverir. Kendi kendini duymaz, kendi kendinin farkına varmaz hale getirir ve nihâyet canını alır, öldürüverir. Bunun için Allah sizinle kalbiniz arasına perde çektiği ve ölüme davet ettiği vakit, ona icabet etmemeye ve emrine karşı koymaya imkân bulamazsınız ve bir nefes sonra başınıza ne geleceğini bilemezsiniz. O halde kalbinizle aranız açılmadan, canınız elinizden alınmadan, fırsat elinizde iken Allah'ın Resulü, sizi ihya edecek, ebedi hayata yükseltecek bilgi veya amellere davet ettiği zaman, hiç ihmal etmeden hemen ona gönüllü olarak icabet ediniz, onun emrine seve seve koşunuz. Şunu da biliniz ki, kesinkes siz O'na haşrolunacaksınız", başkasına değil, yalnızca Allah'a toplanacaksınız da amellerinizin mertebesine göre cezasını çekeceksiniz. Şu halde "kalbimizden ve canımızdan ayrılırsak, ne olur?" demeyiniz de itaat ve icabet etmekten geri kalmayınız.[39]

“yuhyîkum” “Hayat verecek şeyler, Allah ve Resülü çağırdığı zaman, Uluhiyet mertebesi ve risalet mertebesiyle hayat verecek şeylere çağırdığı zaman…

“Kum” “biiznilalah” Allah’ın izniyle Ali İmran 49. âyette İsâ a.s. : Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur;

Kuş gök ehli yani gönül ehlidir. İşte bu davet ölü gönülleri diriltmektedir.

Nasıl ki Cenâb-ı Hakk Âdem (a.s.) ın tesviye edilmiş çamuruna “ve nefahtü fihi min rûhi” ile ruhundan nefhetti ise İsâ (a.s.) da da Cenâb-ı Hakk’ın zât-î zuhuru olduğundan o da nefhedince Allah’ın izni ile kuş canlandı. Burada her ne kadar görünürde olan İsâ (a.s.) ise de hakikatte orada Allah’ın zât-î zuhurundan başka bir zuhur yoktur.

Dikkat edersek peygamber olarak İsâ (a.s.) ın bu bahsedilen mu’cizeleri, Hz. Râsûlüllah’ın (s.a.v.) ümmetinde kerâmetler olarak zuhura geliyor. Hz. Râsûlüllah (s.a.v) ise taa kıyamete kadar ölü gönülleri diriltmektedir.[40]

Kişinin nefsi-benliği ile gönlü arasına Allah-uluhiyet mertebesi girer. Ve Ahadiyet mertebesinin haber vermesinin devamı ile uluhiyet mertebesi huzurunda cem’ül Cem olacaksınız…[41]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)