İçeriğe atla
Nahl 36Cüz 14 · Sayfa 271

Nahl Sûresi 36. Âyet

النحل

Sohbete sor

Velekad be'aśnâ fî kulli ummetin rasûlen eni-'budû(A)llâhe vectenibû-ttâġût(e)(s) feminhum men heda(A)llâhu veminhum men hakkat ‘aleyhi-ddalâle(tu)(c) fesîrû fî-l-ardi fenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lmukeżżibîn(e)

Andolsun biz, her ümmete, "Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının" diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Velekad be’asnâ fî kulli ummetin rasûlen eni-’budû(A)llâhe vectenibû-ttâgût(e) feminhum men heda(A)llâhu veminhum men hakkat ‘aleyhi-ddalâle(tu) fesîrû fî-l-ardi fenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lmukezzibîn(e)” Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün. (16/36)


Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim;

O kimseler ki, yeryüzüne mütecasir olarak geldiler, onlann kemiklerini ve başlarını gör!

Geçmiş olan milletlerden yeryüzünde peygamberleri tanımayıp sâha-i nefsâniyette cür’etkârâne hareket etmiş olan kimselerin kemiklerini ve başlarını ve kafataslarını ibretle temâşâ et! Bunların kimi seylâb ve kimi fırtı­na, kimi zelzele ve kimi düşman istilâsı yüzünden kahr ve helâke dûçâr ol­dular.

Ey makbul, mezarlığa gittiğin vakit, onların kemiklerine, geçen şeyden sor!

Ey nazarındaki ibret sebebiyle makbûl-i İlâhî olan sâlik! Mezarlıklara gi­dip helâk olan kavmin kemiklerini ve kafataslarını gördüğün vakit, onların bu kemiklerinden, başlarına gelen ahvâlden sor! Nitekim, âyet-i kerîmede (Nahl, 16/36) “Yeryüzünde ge­ziniz, Allâh’ı ve Peygamberi tekzib edenlerin sonu nasıl olduğunu ibretle te­mâşâ ediniz!” buyurulur.[36]

Sen iki külle değilsin, bir küllesin. Azâb-ı zullenin kıssasından gafilsin.

“Külle”, dağ başı, her bir şeyin yukarısı, insanın başı, büyük testi ma’nâlarınadır. Burada “iki kulle”den murâd, cisim ve rûhtur. Ve “bir kulle"den murâd, yalnız cisimdir. “Zulle”, gölgelik ma’nâsınadır. “Azâb-ı zulle”den murâd, sûre-i Şuarâ’da (Şuarâ, 26/189) “Kavmi Şuayb (a.s.)ı tekzîb ettiler. Onları zulle gününün azâbı yakaladı” âyet-i kerîmesinde beyân buyurulan azâbdır. İcmâli budur ki: Medyen tarafında sâkin olan Şuayb (a.s.) kavmini Hakk’a ve adle da’vet etti. Muhâlefet ettiler. Hak Teâlâ onların üzerine bir hafta şiddetli sıcaklar musallat etti. Kuyularının ve çeşmelerinin suyu kurudu. Evlerine kaçtılar, orada da duramadılar. Ormanlara kaçtılar. O esnâda havada bir kara bulut zâhir oldu. Sevinip bu bulutun gölgesi altına toplandılar. Bu buluttan yıldırımlar yağmaya başladı. Yanıp helâk oldular. Beyt-i şerifin hulâsa-i ma’nâsi: Ey kimse! Sen iki külle değilsin. Ya’nî hem rûhun ve hem de cismin kültelerinden bakıcı bir hâlde değilsin. Belki yalnız cisim kullesinin tepesinden his gözüyle bakıcısın. Rüh gözün muattaldır ve cisminin his gözü fa’âldir. Binâenaleyh bu âlem-i sûrette his gözün ile ancak her vakit görmeye alıştığın şeyleri görürsün; ve bunların hâricinde Hakk’ın başka tecellîleri olamayacağını zannedersin. Rûh gözün kapalı olduğu için azâb-ı zulleden gafilsin. Meselâ Hak Teâlâ azgın bir kavmin beldesini ve kendilerini fırtına ve seylâb ve zelzele gibi hâdisât-ı tabîiyye ile harâb ve helâk eder. Sen dersin ki: Bunlar olağan şeylerdir. Ahvâl-i tabîiyye îcâbındandır. Elyevm, hafriyât neticesinde yer altında kalan şehirler ve tahaccür eden insan cesedleri bulunuyor. Bunlar bu kadar derin yerlere böyle hey’et-i umûmiyyesi ile niçin ve nasıl gömülmüşlerdir? Rûh gözün kapalı olduğu için bunlardan ibret alamıyorsun. Ancak his gözünün verdiği hüküm ve ma’lûmât ile iktifâ ediyorsun. Hak Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de sûre-i Enbiyâ’da (Enbiyâ, 21/11) “Biz zâlim olan çok karye ahâlîsini kırıp helâk ettik. Onlardan sonra yerlerine başka kavimler peydâ ettik” buyurur. Ve diğer bir âyette de bu hâllere nazar-ı ibretle bakılmak için Hak Teâlâ (Nahl, 16/36) "Bak, enbiyâyı tekzîb edenlerin âkıbeti nasıl oldu?" buyurur.[37]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)