Efeemine-lleżîne mekerû-sseyyi-âti en yaḣsifa(A)llâhu bihimu-l-arda ev ye/tiyehumu-l'ażâbu min hayśu lâ yeş'urûn(e)
Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?
Sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçiremeyeceğinden, yahut bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Nahl Suresi 45. ayet, kötü işler yapanların akıbetine dair bir uyarı içermektedir. Ayet, 'mekr', 'hasf', 'azab' ve 'şuûr' gibi temel kavramlar üzerinden, Allah'ın kudretini ve insanların gafletini vurgulamaktadır. Bu kavramlar, hem dilbilimsel hem de teolojik açıdan derin anlamlar taşımaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mekr (مكر), birini fark ettirmeden kötü bir şeye sevk etmektir. Allah'ın mekr'i ise, bir kimsenin kendisi için hayır zannettiği şeyin aslında şer olmasıdır. Ayetteki 'mekerû' fiili, kötü işleri gizlice planlayan, hile yapan kimseleri anlatır ve onların Allah'ın kudretinden gafil oluşlarını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mekr (مكر), hile ve aldatma anlamına gelir. Ayetteki 'mekerû' ifadesi, kötü fiilleri gizlice tertip eden, başkalarına zarar vermek için plan kuranları ifade eder. Bu, onların Allah'ın azabından emin olamayacakları bir durumu işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mekr (مكر) kavramı, Kur'an'da genellikle 'hile' veya 'tuzak' anlamında kullanılır ve hem insanlar hem de Allah için geçerlidir. İnsanların mekr'i, genellikle kötü niyetli ve aldatıcı planları ifade ederken, Allah'ın mekr'i, insanların hilelerini boşa çıkaran veya onları kendi tuzaklarına düşüren ilahi bir karşılık olarak ortaya çıkar. Ayetteki kullanım, kötü niyetli planlar yapanların akıbetini sorgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hasf (خسف), bir şeyin yere batması veya batırılmasıdır. Özellikle 'Allah'ın yere batırması' ifadesi, ilahi bir ceza olarak bir kişinin veya topluluğun yerle bir edilmesini, yok edilmesini ifade eder. Ayetteki 'yenhasife' fiili, kötü işler yapanların Allah tarafından yere batırılma ihtimalini dile getirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hasf (خسف), yerin bir şeyi yutması, içine almasıdır. Ayetteki 'yakhsife' fiili, Allah'ın kudretiyle kötü işler yapanları, onların farkında olmadan, aniden yere batırarak cezalandırmasını ifade eder. Bu, ilahi azabın şiddetini ve beklenmedik gelişini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azab (عذاب), bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamındaki 'azb' kökünden gelir. İşkence ve ceza anlamında kullanılması ise, kişinin arzu ettiği şeylerden alıkonulması veya acı çekmesi nedeniyledir. Ayetteki 'el-azâb' kelimesi, kötü işler yapanlara Allah tarafından verilecek olan, acı verici ve caydırıcı cezayı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Azab (عذاب), bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına gelir. Şeriat dilinde ise, Allah'ın isyan edenlere verdiği cezadır. Ayetteki 'el-azâb' kelimesi, kötü işler düzenleyenlerin, ummadıkları bir yerden kendilerine ulaşacak olan ilahi cezayı ifade eder ve bu cezanın şiddetini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Azab (عذاب) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına, özellikle de isyan edenlere ve günah işleyenlere yönelik cezalandırmasını ifade eder. Bu ceza, dünyevi olabileceği gibi uhrevi de olabilir. Ayetteki 'el-azâb', kötü işler düzenleyenlerin, farkında olmadıkları bir anda karşılaşacakları ilahi cezayı belirtir ve bu cezanın kaçınılmazlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şuûr (شعور), bir şeyi hissetmek, idrak etmek, farkına varmaktır. Genellikle ince ve gizli şeyleri idrak etmek için kullanılır. Ayetteki 'lâ yeş'urûn' ifadesi, azabın kendilerine hiç beklemedikleri, farkında olmadıkları bir yerden geleceğini, dolayısıyla gaflet içinde olduklarını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Şuûr (شعور), bir şeyi bilmek, anlamak ve hissetmektir. Ayetteki 'lâ yeş'urûn' ifadesi, kötü işler yapanların, azabın kendilerine nereden ve ne zaman geleceğini bilmediklerini, bu konuda tamamen bilgisiz ve gafil olduklarını belirtir. Bu, azabın ani ve şaşırtıcı gelişini pekiştirir.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Efeemine-llezîne mekerû-sseyyi-âti en yahsifa(A)llâhu bihimu-l-arda ev ye/tiyehumu-l’azâbu min haysu lâ yeş’urûn(e)” Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular? (16/45)
Allah’a, peygaberine, evliyasına, müminlere mekr-hile yapanlar kendilerin azab gelmesinden emin mi oldular.
Bu konu hakkında Ç.H.U kardeşimizin yazmış olduğu yazıyı buraya alma uygun olacaktır. (Murat Derûni) MEKR
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHIYM
Tasavvuf ya da hakk yolu, türlü tuzaklarla kurulu kaygan bir zemini olan, sürekli kendinde olmayı gerektiren, bir yoldur.
Bu yolun tuzaklarından biriside “Mekr” dir. Diyanet ansiklopedisinde Mekr, aldatmak, hile yapmak suretiyle birinin amacına ulaşmasını engellemek anlamında mastar, hile aldatma manasında da isim olarak kullanılır.
Mekr, Allaha nispet edildiğinde ise kötüleri hilelerinden dolayı cezalandırmak, tuzak ve düzenlerini etkisiz hale getirmek olarak, Âli İmran ..”54” Ve Mekr (hilekarlık) yaptılar. Allahu Tealâ da mekrlerine (hilelerine) karşılık verdi. Ve Allah hile yapanların hayırlısıdır.
Mâlum kişinin “Satih ince”, son dönemdeki hal ve tavırları söz ve davranışları, fiilleri dikkatlice incelendiğimizde acizane fakirde Mekr hakkında bir kanaat gönlümde oluştu. Bunu yazmak ise mekr mevzuunun aynı zamanda biz sâlikler için bir eğitim, dikkat ve uyarılar taşıdığını bilmemiz gerekmektedir.
O şahsın kendisine bildirilen “zahir ve bâtın emanetlerimizi geri aldık, icâzeti iade edin” buyruğu karşısında bunu iade etmiyeceğini bildirmesi, diğer emanetler gelirse iade edeceğini söylemesi, kendisinin 54.. olduğunu iddia etmesi Kuranda Mekr ile tarif edilmektedir.
Ancak en dikkat çeken husus ise kendisinin 54 olduğunu iddia eder iken Mekrini (hilesini) de farkında olmadan ikrar etmiş oluyor.
Şöyle ki 54 –ellidört, olduğu iddiasını ortaya atan şahıs ya da şahıslara bu ayeti celilede güzel bir cevap vardır.
Mekr-i İlahi Allahu Teâlânın hile yapanların mekrini kendilerine çevirmesidir. Kurdukları tuzakları bozması, mekrlerine karşılık onları cezalandırmasıdır.
Cenabı Hakk mekre (hileye) muhtaç değildir.
Burada asıl üzerinde çok düşünülmesi gereken husus mekr bilgisinin ve tatbikatının 54 ayet ile bildirilmesidir. Acaba niçin Cenabı hakk İlahi mekrini bu ayet ile açıklıyor? Burada düşünenler için çok açık bir hikmet olduğu açıktır.
Sayılar, Zât-ı İlâhinin abd’ına kendini bildirip tanıttığı sembollerdir. Hal böyle olunca o şahsın bu mekri, mekri ilahi ile (3/ 54 ayeti) ortaya çıkacak ve boyunlarına dolanacaktır.
Cenâbı Hakk, nefsi emmarelerin hareketiyle meydana çıkan bu tür fiilleri ve onların ilahi mekr ile boşa çıkarılışını biz kullarına bunlardan ibret almamız için açıklıyor. Bu hallerin iyi görülmesini, yani hayırlı olan mekrin iyi anlaşılmasını istiyor. Böylece biz kularını bu hallerden uzaklaştırıp tövbeye zorlamaktadır.
Kuran-ı Keriyme iyice göz atarsak Mekr hadiselerinin örnekleri de çoktur. Bedr savaşında müslümanların sayısı müşriklere az gösterilip bedire geldiklerinde sayıca çok fazla gözükmelerine rağmen büyük bir bozgun yediler. Hakkın buradaki hayırlı mekri onların mekrini açığa çıkarmıştı.
Hz Rasulullahın Mekkede öldürülme planları yapılmış, her kabilenin savaşçı gençleri seçilmişti. Böylece efendimizin kim öldürdüye gitmesi arzulanıyordu. Ancak cebrâil as. Bunu kendisine haber veriyor, o da yatağına Hz Ali efendimizi yatırarak aralarından geçip gidiyordu. Sonra İz takibi yapan kişinin atının ayakları kuma batıyor, gittikleri mağarada örümcek ağı ve güvercin yuvası görüyorlardı. Böylece Hakkın onlara İlahi mekri olmuştu.
Yine en son sohbetlerde Terzi Babamın lisanından duyduğumuz Davûd as.ın bir öküz hakkında ilgili taraflara verdiği hüküm Hakkın mekri gibi olmaktadır. Bu misalleri çoğaltabilmemiz mümkündür.
Mekr, çok farklı yönlerden olabilmekte ancak kendi kanaatimce en tehlikeli mekr ilim ehline, ehli tarîke olmaktadır. Zamanla edinilen ilimler nefsi emmare tarafından kullanılmakta, hele hele klasik tarikat anlayışındaki yerlerde çevrenin tuttuğu alkış nefsi emmareyi türlü mekrin içine çekebilmektedir.
İsmini anarken zorlandığım “Satih ince-F N” arkadaşımızın da hali budur. Allah c.c lühu böyle mekr yapıp sonra ilahi mekre uğrayanlardan önce nefsimi ve bizleri esirgesin korusun. Amin Son olarak yine Kurân-ı Kerimden bir ayet ile mevzuu sonlandırmak istiyorum. Neml suresinde yine bir ayeti celilede şöyle buyurulmaktadır.
27/70..Ve onlara karşı mahzun olma ve onların hilelerinden (mekr) dolayı bir sıkıntıya düşme...
Sonuç olarak ilgili şahıs ben 54 üm demek suretiyle ve de bunda uyarılara rağmen ısrarcı olması hakikati ve hakkı (Terzi Baba) ortadan kaldırma cihetinden gizli hileye başvurulmuştur. Bundan sonrası ise “Vallahü hayrul mêkiriyn” dir.[57]