İçeriğe atla
Nahl 63Cüz 14 · Sayfa 273

Nahl Sûresi 63. Âyet

النحل

Sohbete sor

Ta(A)llâhi lekad erselnâ ilâ umemin min kablike fezeyyene lehumu-şşeytânu a'mâlehum fehuve veliyyuhumu-lyevme velehum ‘ażâbun elîm(un)

Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Ta(A)llâhi lekad erselnâ ilâ umemin min kablike fezeyyene lehumu-şşeytânu a’mâlehum fehuve veliyyuhumu-lyevme velehum ‘azâbun elîm(un)” Allah’a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır. (16/63)


Mesnevi-i Şerif ile yolumuza devam edelim;

Her kim dünyâda şeytânın telhisini ve dost yüzlü düşmanın tazimini ve hilesini yerse;

Bu beyt-şerîfte, (Nahl, 16/63) “Şeytan onların amellerini süsler.” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Ya’ni cin ve insan şeytanları, kötü şeylere, nefse hoş görünen libâslar giydirirler; ve insan şeytanları muhibb-i sâdık sûretinde görünüp, tuzaklara düşürmek için ta’zîm ve hileler yaparlar. Her kim bu ca’lî ta’zîm ve hîleleri yutarsa;

İslâm yolunda Sırât köprüsü üstünde o eşek gibi sersemlikten başı üzerine gelir!

“Hubât” “cinnet”e müşâbih olan bir illetin adıdır, [Pûl-i sırât] “Sırât köprüsü”dür. Ya’ni “Şeytanın telbîsine ve düşmanın güler yüzüne aldanan kimseler, Sırât köprüsü üstünde başı dönerek, o sûfînin eşeği gibi tepesi üstüne düşer!” Ma’lûm olsun ki, Sırât köprüsüne îmân haktır; ve ona incelikte kılı misâl getirmek, onun hakkında noksan tavsiftir. Belki o Sırât kıldan daha incedir ve hattâ onun bu teşbih ile münâsebeti yoktur. Meselâ güneş ile gölge arasındaki hadd-i fasıl ne güneşten ve ne de gölgedendir, işte Sırât’ın inceliği de bu hatt-ı fâsıla benzer. Ve “sırât-ı müstakîm”, ahlâk-ı mütezâdde arasındaki vasat-ı hakîkîden ibârettir. Meselâ “sehâvet” güzel hulktur ve “tebzîr” ile “buhl” arasındaki hatt-ı fâsıldır. Ifrât tarafı “tebzîr” ve tefrit tarafı “buhl” olur. Ve kezâ “şecâat” da böyledir. İfrâtı “tehevvür”, tefriti “cübn”dür, ya’ni korkaklıktır. Ve “tevâzu”’, “tekebbür" ile “zillet”in hatt-ı fâsılıdır; ne “tekebbürdür ve ne de “zillet”tir. Ve “iffet”, “şehvet” ile “humûd” (şehvetsizlik) arasındaki hadd-i fâsıldır. İşte bu hatt-ı fasıllar sırât-ı müstakimdir ve hatt-ı i’tidâldir. Bu sırât-ı müstakim üzerinde yürüyen kimseler hayât-ı dünyeviyye belâlanndan emîn olacağı gibi, hayât-ı uhreviyyede de mazhar-ı saâdet olur. Meselâ “tebzîr”, malını lüzumsuz, hadd-i ma’rûftan fazla sarf etmektir; neticesi fakr u zarûrettir ve iflâstır. Ve “buhl”, yememek ve yedirmemektir. Bunun neticesi kendi nefsine zulüm ve beyne’n-nâs zillettir. İşte diğer ifrat ve tefritler de böyle sû’-i akıbet tevlıd ederler ve bunların cümlesi sırât-ı müstakim üzerinde hayât-ı dünyeviyyede baş aşağı düşmektir. Huccetü’l Islâm İmâm-ı Gazâlî hazretleri Risâle-i Rûhiyye’sinin bir faslında bu “sırât” hakkında tafsîlât-ı lâzime i’tâ buyurmuştur. Belâ-yı uhrevîye gelince; Sırât köprüsü şeriatın sûretidir. Yevm-i haşrde şeriat Sırât köprüsü sürerinde musavver olur. Zîrâ bilcümle a’râz yevm-i kıyâmette kendilerine münâsib olan sûretlerde zâhir olacaktır. Dünyâda umûr-ı şer’iyye üzerinde kâim olan kimseler rûz-i cezâda bu köprüden yıldırım sür’atiyle geçecektir. Bu revîşin bu âlemde de nazîri vardır. Nitekim rü’yâda insan ba’zan kendini bir sahrâ-yı bî-pâyânda uçar gibi yürüdüğünü görür. Ve şeriatta istikameti az olanlar ok sür’atinde geçerler. Ve istikâmette ondan daha aşağı olanlar, rehvâr bir atın yürüyüşü gibi geçerler. Ve hudûd-ı şer’iyyeyi tecâvüz edenler, eğer mazhar-ı afv-ı İlâhî olmazlarsa, ayakları kayıp bu sırâtın altına düşerler.[73]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)