İllâ rahmeten min rabbik(e)(c) inne fadlehu kâne ‘aleyke kebîrâ(n)
Ancak Rabbin'den bir rahmet olarak böyle yapmadık. Çünkü O'nun sana olan lütfu büyüktür.
Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (biz bunu yapmadık). Gerçekten O'nun senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.
İsrâ Suresi'nin 87. ayeti, Allah'ın peygamberine olan lütuf ve rahmetini vurgulayarak, Kur'an'ın korunmasının ilahi bir ihsan olduğunu belirtir. Ayet, 'rahmet' ve 'fadl' kavramları üzerinden ilahi inayetin büyüklüğünü ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik yapma isteğidir. Allah'a nisbet edildiğinde ise sadece bu isteğin neticesi olan ihsan ve lütuf anlamına gelir. Ayetteki 'rahmeten' ifadesi, Kur'an'ın unutulmamasının ve korunmasının Allah'ın peygamberine olan özel bir lütfu ve merhameti olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Rahmet, burada Allah'ın peygamberine olan ihsanı ve nimetidir. Ayetteki 'illâ rahmeten' istisnası, Kur'an'ın unutulmamasının, Allah'ın peygamberine bahşettiği büyük bir lütuf ve ihsan olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahmet, Kur'an'da Allah'ın temel sıfatlarından biri olarak, O'nun yaratıklarına karşı gösterdiği şefkat, merhamet ve lütfu ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın peygamberine Kur'an'ı unutturmama vaadinin, O'nun engin rahmetinin bir tezahürü olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rab kelimesi, terbiye eden, ıslah eden, malik olan ve efendi anlamlarına gelir. Allah'a nisbet edildiğinde ise, tüm varlıkları yaratan, terbiye eden, idare eden ve onlara nimet veren anlamındadır. Ayetteki 'Rabbinin' ifadesi, peygamberin özel olarak Allah'ın himayesi ve terbiyesi altında olduğunu, Kur'an'ın korunmasının da bu ilahi terbiyenin bir parçası olduğunu belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Rab, her şeyin sahibi ve yöneticisidir. Ayetteki 'Rabbinin' ifadesi, Allah'ın peygamberine olan özel ilgisini ve onu her türlü eksiklikten koruyarak, Kur'an'ı muhafaza etme lütfunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fadl, bir şeyin aslından fazla olan ve ihtiyaç duyulmayan kısmıdır, ancak mecazen ihsan ve lütuf anlamında kullanılır. Allah'ın fadlı, O'nun kullarına karşılıksız olarak verdiği nimetler ve ihsanlardır. Ayetteki 'fadluhu' ifadesi, Kur'an'ın peygamberin hafızasından silinmemesinin, Allah'ın ona bahşettiği büyük ve özel bir lütuf olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fadl, bir şeyin diğerinden üstün olması veya birine karşılıksız olarak verilen ihsan ve nimettir. Allah'ın fadlı, O'nun cömertliği ve lütfudur. Ayetteki bağlamda, Allah'ın peygamberine Kur'an'ı unutturmama vaadi, O'nun peygamberine olan büyük bir ihsanı ve faziletidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Fadl kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına yönelik lütuf, ihsan ve cömertliğini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın peygamberine Kur'an'ı unutturmama garantisi, O'nun peygamberine özel bir fazlının ve nimetinin göstergesidir. Bu, peygamberin kendi çabasıyla değil, ilahi bir lütufla gerçekleşen bir durumdur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kebîr, büyük, yüce ve azametli anlamına gelir. Ayetteki 'kebîrâ' ifadesi, Allah'ın peygamberine olan fazlının ve rahmetinin nicelik ve nitelik olarak çok büyük olduğunu, bu lütfun önemini ve değerini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kebîr, hem maddi hem de manevi büyüklüğü ifade eder. Allah'ın fadlının 'kebîr' olması, bu lütfun sadece nicelik olarak çokluğunu değil, aynı zamanda manevi değerinin ve etkisinin de azametini gösterir. Peygambere Kur'an'ı unutturmama lütfu, onun risalet görevi için hayati öneme sahip büyük bir ihsandır.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(87) (İllâ rahmeten min Rabbik* inne fadleHU kâne aleyke kebiyra;)
“Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (biz bunu yapmadık). Gerçekten O'nun senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.”