Fedarabnâ ‘alâ âżânihim fî-lkehfi sinîne ‘adedâ(n)
Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık (Onları uyuttuk).
Bunun üzerine biz de kulaklarını tıkayarak mağarada onları yıllarca uyuttuk.
Kehf Suresi 11. ayet, Ashab-ı Kehf'in mağarada uzun süre uyutulmasını ve bu durumun Allah'ın kudretini göstermesini ifade eder. Ayet, 'darabnâ', 'âzânihim', 'el-kehfi' ve 'sinîne' gibi anahtar kelimelerle bu olayı dilbilimsel bir derinlikle anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'darabnâ alâ âzânihim' ifadesini 'onları uyuttuk' veya 'kulaklarına bir perde vurduk' şeklinde açıklar. Bu, onların dış dünyadan tamamen izole edilerek derin bir uykuya daldırılması anlamındadır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın kudretiyle onları uzun süre uykuda tutmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'darabnâ alâ âzânihim' ifadesini mecazi bir kullanım olarak ele alır. 'Darabe' fiilinin burada 'engellemek', 'perdelemek' anlamında kullanıldığını belirtir. Kulaklara vurmak, işitmeyi ve dolayısıyla uyanmayı engellemek demektir. Ayette, Allah'ın onları dış etkilerden koruyarak uyutmasını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'darabe' fiilinin çok geniş anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. 'Darabe alâ âzânihim' ifadesini, 'kulaklarına bir perde çekmek' veya 'onları uykuya daldırmak' olarak yorumlar. Bu, onların dış seslerden etkilenmemesini ve derin bir uykuya dalmasını sağlayan ilahi bir müdahaledir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'üzn' (kulak) kelimesinin işitme organı olduğunu ve mecazi olarak 'izin vermek' veya 'dinlemek' anlamlarında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'darabnâ alâ âzânihim' ifadesinde kulakların üzerine vurulması, işitme duyusunun kapatılması ve dolayısıyla uyanıklığın engellenmesi anlamındadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'üzn' kelimesinin çoğulu olan 'âzân'ın, işitme organı olduğunu ve bu ayetteki kullanımının, uykuya dalmayı ve dış dünyadan kopmayı sağlayan bir ilahi müdahalenin hedefi olduğunu açıklar. Kulakların üzerine vurulması, seslerin içeri girmesini engelleyerek derin bir uyku halini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kehif' kelimesini 'dağdaki geniş mağara' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Ashab-ı Kehf'in sığındığı ve Allah'ın onları koruduğu yerdir. Bu mağara, onların dış dünyadan izole olmalarını ve ilahi bir mucizeyle uyutulmalarını sağlayan mekandır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kehif' kelimesinin 'dağda oyulmuş geniş boşluk' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, Ashab-ı Kehf'in sığındığı ve Allah'ın onları uzun yıllar boyunca uyuttuğu özel bir mekânı ifade eder. Mağara, hem bir sığınak hem de ilahi kudretin tecelli ettiği bir yerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kehif' kavramını doğrudan ele almasa da, Kur'an'daki mekânların sembolik anlamlarına dikkat çeker. Kehf Suresi bağlamında mağara, dünyadan el etek çekme, ilahi koruma ve yeniden dirilişin bir sembolü olarak görülebilir. Ayette, mağara, Allah'ın mucizesinin gerçekleştiği fiziksel bir ortamdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sene' kelimesinin 'yıl' anlamına geldiğini ve genellikle zorluk ve sıkıntı içeren zaman dilimleri için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'sinîne adedâ' ifadesi, onların mağarada geçirdiği uzun ve belirli bir süreyi vurgular. Bu süre, Allah'ın kudretinin bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sene' kelimesinin 'yıl' anlamına geldiğini ve 'âm' kelimesinden farklı olarak bazen zorluk ve kuraklık gibi olumsuz durumları çağrıştırdığını ifade eder. Ayetteki 'sinîne adedâ' ifadesi, Ashab-ı Kehf'in mağarada geçirdiği uzun ve belirli bir zaman dilimini, ilahi bir müdahale ile uyutuldukları süreyi belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sene' kelimesinin Kur'an'da zaman dilimini ifade ettiğini ve bu ayette 'adedâ' kelimesiyle birlikte kullanılarak belirli ve sayılabilir bir yıl sayısına işaret ettiğini belirtir. Bu, Ashab-ı Kehf'in uyutulduğu sürenin uzunluğunu ve Allah'ın bu süreyi tayin edişini vurgular.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kulaklarını duymaz hale getirdik, bir kimse kulağından duyduğu sürece uykuya dalamaz, işte dışarıda ne olursa olsun o sesleri onlara duyurmaz olduk ve onlar böylece uykuya daldılar.
ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ أَيُّ الْحِزْبَيْنِ أَحْصَى لِمَا لَبِثُوا أَمَداً
12-) Sümme beasnahüm li na'leme eyyül hızbeyni ahsa lima lebisu emeda;
* Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.