İż evâ-lfityetu ilâ-lkehfi fekâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten veheyyi/ lenâ min emrinâ raşedâ(n)
Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, "Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır" demişlerdi.
O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: "Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla."
Kehf Suresi'nin 10. ayeti, Ashab-ı Kehf'in mağaraya sığınma anını ve Allah'tan rahmet ile doğru yolu talep etmelerini anlatır. Ayet, gençlerin Allah'a olan tevekkülünü ve O'ndan yardım dileme biçimlerini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fetâ' kelimesinin gençlik ve tazelik anlamına geldiğini belirtir. 'Fitye' ise bunun çoğuludur ve ayetteki bağlamda, henüz olgunluk çağına tam erişmemiş, dinleri uğruna fedakarlık yapan gençleri ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fetâ' kelimesinin hem yaşça genç olanı hem de cömert ve yiğit kişiyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-fitye' kelimesi, bu gençlerin sadece yaşça genç olmalarını değil, aynı zamanda inançları uğruna gösterdikleri cesareti ve fedakarlığı da ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kehfin' kelimesinin dağdaki geniş ve büyük oyuk, yani mağara olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-kehfi' kelimesi, gençlerin dış dünyadan izole oldukları, gizlendikleri ve korundukları bu doğal sığınağı belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kehfin' kelimesinin bilinen anlamıyla mağara olduğunu ve bu bağlamda gençlerin sığınma ve korunma yeri olarak kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, onların tehlikeden uzaklaşmak için seçtikleri güvenli mekanı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' kelimesinin Allah'tan geldiğinde ihsan ve nimet anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'rahmeten' kelimesi, gençlerin Allah'tan kendilerini koruyacak, sıkıntılarını giderecek ve onlara kolaylık sağlayacak ilahi bir lütuf dilediklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın insanlara yönelik şefkatini, merhametini ve bağışlayıcılığını ifade ettiğini vurgular. Ayetteki 'rahmeten' talebi, gençlerin Allah'ın bu geniş merhametine sığınarak zor durumlarında O'ndan yardım beklediklerini ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'rüşd' kelimesinin doğru yolu bulmak, hidayete ermek ve olgunlaşmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'raşeden' kelimesi, gençlerin Allah'tan hem dinî hem de dünyevi işlerinde doğru kararlar almalarını ve başarıya ulaşmalarını talep ettiklerini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rüşd' kelimesinin zıt anlamlısının 'ğayy' (sapıklık) olduğunu ve doğru yola iletilme, olgunluk ve hikmet anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'raşeden' talebi, gençlerin içinde bulundukları zor durumda Allah'tan kendilerini doğruya yöneltmesini ve işlerinin hayırlı bir sonuca ulaşmasını istediklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rüşd' kavramının Kur'an'da genellikle doğru yolu bulma, olgunluk ve akıl yürütme yeteneği ile ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'raşeden' ifadesi, gençlerin Allah'tan sadece fiziksel bir sığınak değil, aynı zamanda manevi bir rehberlik ve doğru karar verme yetisi dilediklerini gösterir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bir oluşumun hikâyesini değil hakikatini bilmek mühimdir, başkalarının yaşadığı bir hikâyeyi sadece lâfzen ve hayalen bilmek, dinlemek, öğrenmek değil, o hikâyenin içerisinde bizim hayatımızın nerede olduğunu bilmek mühimdir. Daha önce ki Âyetlerde söylendiği gibi bunlar kullarına indirilmiş ve bunların içinde geçenlerin hepsi bizlerle ilgili olduğu için kayda giriyor bu hikâyeler. Kûr’ân-ı Kerîm’in içerisinde bir çok misaller ve bir çok peygamberin hayat hikâyeleri var, işte bu hayat hikâyeleri Hz. Rasûlüllah’a (s.a.v.) gelen yolun mihengi noktalarıdır, eğer o yollardan geçilmezse Hz. Rasûlüllah’a (s.a.v.) ulaşmak mümkün değildir. Âdemiyyet hakikatlerini idrak etmeden biz Muhammediyiz diyemeyiz.
“ledünke rahmeten” talebiyle Ashâb-ı Kehf’in İseviyyet mertebesinden bazı sırlara nüfuz ettikleri anlaşılıyor, sıradan bir dua değil çünkü, zâti ve hususi bir dua ediyorlar ve oradan bir talepte bulunuyorlar. Cenâb-ı Hakk Ashab-ı Kehf’e kendi indinden yani tertemiz bir İseviyet anlayışı vermiş, Muhammedi hakikatler henüz gelmediğine göre İseviyyül meşreb olduklarından ve fenâfillâh mertebesinin hakikatini yaşadıklarından, bu mertebenin daha ilerisini, özünü rahmet olarak ver diyerek rica da bulunuyorlar.
فَضَرَبْنَا عَلَى آذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَداً
11-) Fedarebna alâ azânihim fiyl Kehfi siniyne adeda;
* Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık (Onları uyuttuk).