Vasbir nefseke me'a-lleżîne yed'ûne rabbehum bilġadâti vel'aşiyyi yurîdûne vecheh(u)(s) velâ ta'du ‘aynâke ‘anhum turîdu zînete-lhayâti-ddunyâ(s) velâ tuti' men aġfelnâ kalbehu ‘an żikrinâ vettebe'a hevâhu vekâne emruhu furutâ(n)
Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.
Kehf Suresi 28. ayet, sabır, Allah'a yöneliş, dünya nimetlerinden yüz çevirme ve nefsi arzulara uymama gibi temel ahlaki ve manevi kavramlar etrafında şekillenmektedir. Ayet, müminlerin Allah rızası için bir araya gelmelerinin ve dünya süslerine aldanmamalarının önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır (صبر), nefsi, akıl ve şeriatın gerektirdiği şeylere hapsetmek veya ondan alıkoymaktır. Ayetteki 'vasbir nefseke' ifadesi, nefsi, Allah'a yönelenlerle birlikte olmaya zorlamak, onların yolunda sebat etmektir. Bu, dünya nimetlerine meyletmekten nefsi alıkoymayı da içerir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sabır, nefsi, hoşlanmadığı şeylere katlanmaya zorlamak ve sevdiği şeylerden alıkoymaktır. Ayetteki sabır emri, müminlerin Rablerine yönelişlerinde gösterdikleri sebat ve ihlasa ortak olmayı, onlarla birlikte zorluklara göğüs germeyi ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dua (دعاء), çağırmak ve istemek anlamlarına gelir. Ayetteki 'yed'ûne Rabbehum' ifadesi, sabah akşam Rablerine yönelerek O'na ibadet etmeleri, O'ndan yardım dilemeleri ve O'nun rızasını talep etmeleri demektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dua, burada ibadet ve zikir anlamında kullanılmıştır. 'Yed'ûne Rabbehum', Rablerine ibadet edenler, O'nu ananlar ve O'na yalvaranlar demektir. Bu, sadece sözlü bir talep değil, aynı zamanda fiili bir yöneliştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vecih (وجه), bir şeyin ön tarafı ve yönelinen cihetidir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun zatı, rızası ve O'na yönelişin gayesi anlamına gelir. 'Yurîdûne vechehu' ifadesi, yaptıkları ibadet ve dualarla sadece Allah'ın rızasını ve zatını kastettiklerini, başka bir amaç gütmediklerini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Vecih, bir şeyin en şerefli ve en önemli kısmıdır. Allah'ın vechi, O'nun zatı ve rızasıdır. Ayetteki kullanım, müminlerin tüm amellerini Allah rızası için, samimiyetle ve ihlasla yaptıklarını, dünya menfaatlerinden uzak durduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zînet (زينة), bir şeyi güzelleştiren ve süsleyen şeydir. Ayetteki 'zînete'l-hayâti'd-dünyâ' ifadesi, dünya hayatının geçici ve aldatıcı güzelliklerini, mal, evlat, makam gibi cazip görünen unsurları ifade eder. Bu, Allah'a yönelenlerin aksine, dünya süslerine meyletmenin yanlışlığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'zînet', genellikle dünya hayatının geçici ve aldatıcı cazibesini ifade etmek için kullanılır. Bu ayette, Allah'a yönelenlerin aksine, dünya süslerine kapılıp gitmenin, manevi değerlerden uzaklaşmaya yol açan bir tehlike olduğu belirtilir. Gözlerin bu süslere kayması, kalbin de onlara meyletmesi anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğaflet (غفلة), bir şeyi unutmak veya ondan habersiz olmaktır. 'Ağfelnâ kalbehu' ifadesi, Allah'ın o kişinin kalbini kendi zikrinden gafil kılması, yani o kişiyi kendi seçimiyle gaflete düşürmesi ve zikirden uzaklaştırmasıdır. Bu, kişinin kendi iradesiyle Allah'tan yüz çevirmesinin bir sonucudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ğaflet, bir şeyden habersiz olmak, onu ihmal etmek veya unutmaktır. Ayetteki 'ağfelnâ' fiili, Allah'ın bir kişiyi kendi zikrinden uzaklaştırmasını ifade eder. Bu, kişinin kendi tercihleriyle Allah'ın yolundan sapması ve kalbinin dünya meşgaleleriyle meşgul olması sonucu ortaya çıkan bir durumdur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Furut (فرط), bir işte aşırıya gitmek, haddi aşmak veya ihmal etmek anlamlarına gelir. 'Emruhu furutan' ifadesi, o kişinin işlerinin aşırılıkla, ölçüsüzlükle ve israfla dolu olduğunu, hak ve adaletten saptığını gösterir. Bu, Allah'tan gafil olanların ve heveslerine uyanların akıbetidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Furut, bir şeyde ileri gitmek, haddi aşmak veya bir şeyi kaybetmek, zayi etmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'emruhu furutan', o kişinin işlerinin dağınık, düzensiz, aşırıya kaçan ve sonuçsuz olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın zikrinden gafil olan ve hevasına uyan kişinin hayatının bir tasviridir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu Ayeti Kerim’e çok dikkatimi çeken bir Ayeti Kerim’e idi, bu Ayeti Kerime’nin yaşantısını kendime düstur edindim ve halâ da devam ediyor.
Nefsinle sabret, nefsinle sabretmesini öğren, sabrın nefsle yapılmasını tavsiye ediyor Cenâb-ı Hakk, o nefsinle sabreden kimselerle birlikte, demek ki sabretmenin özelliklerinden birisi sabredenleri bulup onlarla ünsiyet edip birlikte sabretme yolunu seçmek ve onlardan dayanak almak, insan kolay kolay yalnız başına yapamaz, yapsa da çok ileri götüremez. O kimselerle ki onlar Rablarını davet ediyorlar, sabah ve akşam ve Rab’larının vechini talep ediyorlar, bakın cenneti değil ve sakın onlardan gözlerini ayırma. Sıkıntılı zamanlarda okunduğunda hemen faaliyete geçen bir Âyettir, herkesin ezberleyip okumasını tavsiye ederim, çünkü ne cennet, ne mal ne mülk var, sadece Rabbının vechi var ve nefsi, yani kişinin bütün varlığını devreye sokuyor. Dünyayı talep eden ve kalbi gaflette olan kimselere uyma, zikrimizden gaflette olanlara uyma, onlar hevasına tabi olan kimselerdir, o zaman işinde aşırı gitmiş olursun, yani İlâh-î hükümlerin dışına çıkmış olursun. Nefis mertebesinde, nefis eğitiminde bu Âyeti Kerime çok büyük yol göstericidir.
وَقُلِ الْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَنشَاء فَلْيَكْفُرْ إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَاراً أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاوَإِن يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاء كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَ بِئْسَالشَّرَابُ وَسَاءتْ مُرْتَفَقاً
29-) Ve kulil Hakku min Rabbiküm femen şae felyu'min ve men şae felyekfür inna a'tedna lizzâlimiyne naren, ehata Bihim süradikuha ve in yesteğıysu yüğasu Bi main kelmühli yeşvil vucuh bi'seşşerab ve saet murtefeka;