Velem tekun lehu fi-etun yensurûnehu min dûni(A)llâhi vemâ kâne muntasirâ(n)
Onun, Allah'tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.
Onun Allah'tan başka yardım edecek adamları yoktur ve Allah'a karşı kendi nefsini de kurtaramadı.
Kehf Suresi 43. ayet, dünya malına güvenen kişinin acizliğini ve Allah'tan başka hiçbir gücün insana yardım edemeyeceğini vurgular. Ayet, 'fietün' (topluluk), 'yensurûnehu' (yardım ederler) ve 'muntasiran' (yardım gören/kurtulan) kavramları üzerinden bu ilahi gerçeği dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fâe' fiilinden türeyen 'fietün' kelimesinin, bir topluluğun bir yerden diğerine dönmesi veya bir araya gelmesi anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımıyla, mal sahibinin etrafında toplanan, ona destek veren ve onu koruyan bir grup insanı ifade eder ki, bu grup Allah'ın iradesi karşısında hiçbir şey yapamaz. (el-Müfredât, s. 637)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fietün' kelimesini 'cemaat' (topluluk) olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, mal sahibinin sahip olduğu zenginlik ve güç sayesinde etrafında toplandığını düşündüğü, ancak Allah'ın azabı geldiğinde hiçbir fayda sağlamayan insan grubunu mecazi olarak ifade eder. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 396)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'ümmet' ve 'cemaat' gibi topluluk kavramlarını incelerken, 'fietün' kelimesinin de belirli bir amaç veya durum etrafında bir araya gelmiş insan grubunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'a karşı koymaya çalışan, ancak aciz kalan bir 'fietün'den bahsedilerek, dünyevi güçlerin sınırlılığına dikkat çekilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nasr' kökünün 'yardım etmek, desteklemek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yensurûnehu' ifadesi, mal sahibinin, Allah'ın iradesi karşısında kendisini koruyacak, ona destek olacak hiçbir gücünün olmadığını açıkça ortaya koyar. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 278)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasr' kelimesinin, birine karşı galip gelmesine yardım etmek veya onu düşmanından korumak anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'yensurûnehu' fiili, mal sahibinin dünyevi destekçilerinin, ilahi takdir karşısında ona hiçbir 'nasr' (yardım) sağlayamayacağını vurgular. (el-Müfredât, s. 799)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nasr' kökünün Kur'an'da genellikle Allah'ın müminlere veya peygamberlere verdiği ilahi yardımı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise olumsuz bir bağlamda kullanılarak, Allah'tan başka hiçbir gücün gerçek anlamda 'nasr' sağlayamayacağı, yani kurtarıcı olamayacağı mesajı verilir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'muntasir' kelimesinin 'intisar' kökünden geldiğini ve 'kendi kendine yardım eden, kendini kurtaran' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ kâne muntasiran' ifadesi, mal sahibinin, başına gelen felaket karşısında ne kendi gücüyle ne de başkalarının yardımıyla kendini kurtaramadığını, çaresiz kaldığını vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 504)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'intisar' fiilinin 'nasr' kökünden türeyen bir if'tial babı olduğunu ve 'kendi kendine yardım istemek, yardım görmek' anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'muntasiran' kelimesi, mal sahibinin, Allah'ın azabı karşısında ne kendi çabasıyla ne de başkalarından beklediği yardımla kurtuluşa eremediğini, tamamen mağlup olduğunu gösterir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 4, s. 102)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'intisar' kavramını, bir kişinin kendi hakkını savunması veya kendi lehine bir yardım elde etmesi olarak tanımlar. Ayetteki 'muntasiran' kelimesi, mal sahibinin, Allah'ın takdiri karşısında kendi lehine hiçbir savunma yapamadığını, hiçbir yardım elde edemediğini ve dolayısıyla tamamen yenik düştüğünü ifade eder. (el-Külliyyât, s. 1016)
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.
هُنَالِكَ الْوَلَايَةُلِلَّهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَاباً وَخَيْرٌ عُقْباً
44-) Hünalikel Velâyetü Lillâhil Hakk HUve hayrun sevaben ve hayrun ukba;