Veemmâ men âmene ve'amile sâlihan felehu cezâen(i)-lhusnâ(s) vesenekûlu lehu min emrinâ yusrâ(n)
"Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."
"Amma her kim de iman edip iyi bir iş yaparsa, buna da en güzel mükâfat vardır. Biz ona dünyada kolaylık gösterir zor işlere koşmayız."
Kehf Suresi'nin 88. ayeti, iman ve salih amelin karşılığını, Allah'ın kolaylaştırıcı emrini vurgulayarak adalet ve mükafat prensibini ortaya koyar. Ayet, 'iman', 'salih amel', 'ceza' ve 'kolaylık' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adaletin işleyişini ve müminlere yönelik lütfu dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), korkunun zıddı olan emniyetten türemiştir. Kalbin tasdikiyle birlikte emniyet ve güven duygusunu ifade eder. Ayetteki 'âmen' (ءَامَنَ) kelimesi, Allah'a ve O'nun emirlerine tam bir teslimiyet ve güvenle inanmayı, bu inancın getirdiği iç huzuru ve emniyeti vurgular. Bu, sadece bir tasdik değil, aynı zamanda bir güven ilişkisidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzitsu'ya göre 'iman' (أمن), Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah ile insan arasında kurulan bir 'güven' ve 'ahitleşme' ilişkisidir. Ayetteki 'âmen' (ءَامَنَ) kelimesi, bu ahde sadık kalan ve Allah'a güvenen kişinin mükafatlandırılacağını ifade eder. Bu, pasif bir inançtan ziyade, aktif bir bağlılık ve güveni içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Amel (عمل), bir işi yapmak, icra etmek anlamına gelir. Kur'an'da genellikle 'salih' (صالح) kelimesiyle birlikte kullanılarak 'iyi ve yararlı işler' anlamını kazanır. Ayetteki 'amile' (عَمِلَ) kelimesi, imanın sadece kalpte kalmayıp, dışa vurulan fiillerle, yani salih amellerle tamamlandığını gösterir. Bu, imanın pratik bir tezahürüdür.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel (عمل), iradeye dayalı olarak yapılan her türlü fiildir. Kefevî, amelin, kasıtlı ve bilinçli eylemleri kapsadığını belirtir. Ayetteki 'amile' (عَمِلَ) kelimesi, müminin imanının bir sonucu olarak bilinçli ve iyi niyetle yaptığı tüm işleri ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda niyetin de dahil olduğu kapsamlı bir fiildir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Salih (صالح), fesadın zıddıdır; düzgün, iyi ve faydalı olanı ifade eder. İbn Kuteybe, Kur'an'da 'salih amel'in, Allah'ın rızasına uygun, insanlara ve topluma faydalı olan her türlü iş olduğunu belirtir. Ayetteki 'sâlihan' (صَـٰلِحًا) kelimesi, imanın sadece bir beyan olmaktan öte, toplumsal ve bireysel fayda sağlayan, ahlaki ve dini değerlere uygun eylemlerle desteklenmesi gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'salih' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece bireysel iyiliği değil, aynı zamanda toplumsal düzeni ve ahengi sağlayan eylemleri de kapsadığını belirtir. Ayetteki 'sâlihan' (صَـٰلِحًا) kelimesi, müminin yaptığı işlerin hem kendi nefsine hem de çevresine olumlu katkılar sağlaması gerektiğini, bu tür amellerin Allah katında değerli olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ceza (جزاء), bir fiilin karşılığıdır; iyilik için iyilik, kötülük için kötülük. Fîrûzâbâdî, Kur'an'da cezanın hem olumlu (mükafat) hem de olumsuz (azap) anlamda kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'cezâen' (جَزَآءً) kelimesi, iman edip salih amel işleyenlere verilecek olan 'güzel' (الحسنى) karşılığı ifade eder ki bu, olumlu bir mükafattır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ceza (جزاء), bir amelin neticesi olarak ortaya çıkan sonuçtur. Semîn el-Halebî, bu kelimenin Kur'an'da ilahi adaletin bir tecellisi olarak kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'cezâen' (جَزَاءً) kelimesi, Allah'ın iman ve salih amele karşılık olarak vaat ettiği 'güzel' (الحسنى) mükafatın kesinliğini ve adaletini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yüsr (يسر), zorluğun (عسر) zıddıdır; kolaylık ve rahatlık anlamına gelir. Râgıb, Kur'an'da Allah'ın kullarına kolaylık dilediğini ve zorluk dilemediğini ifade eden ayetlere dikkat çeker. Ayetteki 'yüsrâ' (يُسْرًا) kelimesi, Allah'ın iman edip salih amel işleyenlere emirlerinde ve hayatlarında kolaylık sağlayacağını, onlara zorluk çıkarmayacağını, işlerini kolaylaştıracağını belirtir. Bu, ilahi bir lütuf ve merhamettir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Yüsr (يسر), bir şeyin kolay ve rahat olmasıdır. Sicistânî, bu kelimenin Kur'an'da Allah'ın kullarına olan rahmetinin ve kolaylaştırıcılığının bir göstergesi olarak kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yüsrâ' (يُسْرًا) kelimesi, Allah'ın müminlere olan hitabının ve onlara yüklediği sorumlulukların kolaylaştırılmış olacağını, dini yaşamanın zorluk değil, kolaylık getireceğini ifade eder.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* “Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükâfat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz.”
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَباً
89-) Sümme etbea sebeba;