Yâ ebeti innî kad câenî mine-l'ilmi mâ lem ye/tike fettebi'nî ehdike sirâtan seviyyâ(n)
"Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim."
"Babacığım! Doğrusu sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O halde bana uy da, seni doğru bir yola eriştireyim."
Bu ayet, Hz. İbrahim'in babasına hitaben, kendisine ulaşan ilahi bilginin üstünlüğünü ve bu bilgiye tabi olmanın doğru yola ileteceğini ifade etmektedir. Ayet, 'ilim', 'tabi olma' ve 'doğru yol' gibi temel kavramlar üzerinden tevhidi davetin özünü sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. Bu ayetteki 'ilim' ise, Allah'ın peygamberlerine bahşettiği, hakikati ortaya koyan ve insanı doğruya yönlendiren özel bir bilgidir. Hz. İbrahim'in babasına sunduğu bu ilim, şirkten uzak, tevhid inancına dayalı bir bilgidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, genellikle Allah'tan gelen vahiy ve peygamberlere verilen özel bilgi anlamında kullanılır. Bu, sıradan bilginin ötesinde, hakikati kavrama ve doğru yolu bulma yeteneği veren bir tür ilahi aydınlanmadır. Ayetteki 'ilim', Hz. İbrahim'in babasının sahip olmadığı, ancak kendisini kurtuluşa götürecek olan bilgidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İlim, cehaletin zıddıdır ve kalbin bir şeyi kavramasıdır. Ayetteki 'ilim', Hz. İbrahim'e Allah tarafından verilen, babasının putperestliğinin yanlışlığını ve tevhidin doğruluğunu gösteren kesin bilgidir. Bu bilgi, sadece bir haber değil, aynı zamanda bir delil ve burhandır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İttiba', bir kimsenin izinden gitmek, onun yolunu takip etmektir. Ayetteki 'fettebi'nî', Hz. İbrahim'in babasından, kendisinin getirdiği hakikatlere uymasını, onun rehberliğini kabul etmesini istemesidir. Bu, sadece fiziki bir takip değil, aynı zamanda inanç ve amel olarak da tabi olmayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İttiba', bir şeyin peşinden gitmek, onu örnek almak ve onunla amel etmektir. Hz. İbrahim'in babasına 'bana uy' demesi, onun getirdiği ilahi mesaja teslim olmasını, putperestliği terk edip tevhide yönelmesini talep etmesidir. Bu, kurtuluş için zorunlu bir adımdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tebaa, bir şeyin ardına düşmek, onu izlemektir. Ayetteki 'fettebi'nî', Hz. İbrahim'in babasına, kendisinin Allah'tan aldığı ilimle gösterdiği doğru yolu takip etmesini, onun rehberliğine güvenmesini emretmesidir. Bu, imanın ve teslimiyetin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet, lütuf ve incelikle doğru yola iletmektir. Ayetteki 'ehdike', Hz. İbrahim'in babasına, kendisini takip etmesi halinde, Allah'ın izniyle onu şaşkınlıktan ve sapkınlıktan kurtarıp, tevhidin aydınlık yoluna ulaştıracağını vaat etmesidir. Bu, hem yol gösterme hem de o yola ulaştırma anlamını içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet, doğru yolu göstermek ve o yola sevk etmektir. Hz. İbrahim'in 'ehdike' demesi, babasına, kendisinin rehberliğiyle Allah'ın rızasına uygun olan, şirkten arınmış, dosdoğru bir inanca ve yaşama kavuşacağını bildirmesidir. Bu, ilahi bir lütfun aracı kılınmasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hidayet, Kur'an'da genellikle Allah'ın insanları doğru yola iletmesi anlamında kullanılır. Ancak burada Hz. İbrahim'in ağzından 'ehdike' fiili, peygamberin, Allah'ın izniyle ve O'nun vahyine dayanarak insanları doğru yola davet etme ve onlara rehberlik etme görevini ifade eder. Bu, babasını putperestlikten tevhide çağırmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sırat, geniş ve açık yol demektir. Kur'an'da ise genellikle 'Sırat-ı Müstakim' olarak, Allah'ın emrettiği, hak ve adalet üzere olan, cennete ulaştıran doğru yolu ifade eder. Bu ayetteki 'sırâtan seviyyen' ifadesi, Hz. İbrahim'in babasına sunduğu, hiçbir eğriliği olmayan, apaçık tevhid yoludur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sırat, yol demektir. Kur'an'da mecazi olarak din ve şeriat anlamında kullanılır. Hz. İbrahim'in babasına vaat ettiği 'sırat', putperestliğin karanlık ve eğri yollarından farklı olarak, Allah'ın birliğine dayanan, dosdoğru ve kurtuluşa götüren ilahi dindir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sırat kavramı, Kur'an'da genellikle 'doğru yol' (sırat-ı müstakim) olarak geçer ve Allah'ın insanlık için belirlediği, kurtuluşa götüren tek yolu ifade eder. Bu yol, tevhid inancı, peygamberlerin öğretileri ve ilahi emirlerle belirlenmiştir. Hz. İbrahim'in babasına sunduğu 'sırat', bu ilahi yolun ta kendisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seviyy, düzgün, dengeli ve eksiksiz demektir. 'Sırâtan seviyyen' ifadesi, Hz. İbrahim'in babasına sunduğu yolun, hiçbir sapma, eğrilik veya yanlışlık içermediğini, tam anlamıyla doğru ve dengeli olduğunu vurgular. Bu, tevhidin saflığını ve mükemmelliğini ifade eder.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Seviyy, her türlü kusur ve eğrilikten arınmış, dosdoğru olan demektir. Ayetteki 'seviyyen', Hz. İbrahim'in babasına teklif ettiği yolun, putperestliğin çarpık ve batıl yollarından farklı olarak, hakikate uygun, adil ve istikamet üzere olduğunu belirtir. Bu yol, insanı şaşırtmayan, doğru hedefe ulaştıran yoldur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Seviyy kelimesi, Kur'an'da genellikle bir şeyin düzgün, dengeli ve tam oluşunu ifade eder. 'Sırâtan seviyyen' terkibi, Hz. İbrahim'in babasına sunduğu dinin ve inancın, hiçbir aşırılık veya eksiklik barındırmadığını, fıtrata uygun, mutedil ve dosdoğru bir yol olduğunu vurgular. Bu, tevhidin evrensel ve değişmez hakikatini gösterir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(43) (Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan sevîyyen.)
“Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sırâtı Seviye'ye (düzgün, seviyeli, Allah'a ulaştıran yola) hidâyet edeyim (ulaştırayım).”