Veyezîdu(A)llâhu-lleżîne-htedev hudâ(en)(c) velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḣayrun ‘inde rabbike śevâben veḣayrun meraddâ(n)
Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.
Allah, hidayeti kabul edenlere, daha çok hidayet verir. Baki kalacak olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlıdır.
Bu ayet, Allah'ın hidayet üzere olanların hidayetini artırdığını ve kalıcı salih amellerin hem sevap hem de akıbet açısından daha hayırlı olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, hidayetin artırılması ve salih amellerin değeri üzerine odaklanarak, imanın ve iyi işlerin ahiretteki karşılığını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'h-d-y' kökünü 'lütuf ve incelikle yol göstermek' olarak tanımlar. Ayetteki 'ihtedev' kelimesi, Allah'ın lütfuyla doğru yolu bulan ve bu yolda sebat eden kimseleri ifade eder. Bu, sadece bir başlangıç değil, aynı zamanda sürekli bir yöneliş ve ilerleyiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hidayet' kavramını Kur'an'da 'Allah'ın insanı doğru yola iletmesi' olarak açıklar. 'İhtedev' fiili, bu ilahi rehberliği kabul eden ve ona göre hareket eden kişileri belirtir. Ayetteki bağlamda, bu kişiler zaten hidayet üzere olanlardır ve Allah onların hidayetini daha da artırmaktadır, bu da hidayetin dinamik bir süreç olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hüdâ' kelimesini 'doğru yol' ve 'rehberlik' olarak açıklar. Ayetteki 'yezîdü... huden' ifadesi, Allah'ın zaten hidayet üzere olanlara daha fazla hidayet vermesi, yani onların doğru yoldaki sebatlarını ve anlayışlarını artırması anlamındadır. Bu, mecazi olarak hidayetin bir lütuf ve sürekli bir ihsan olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hüdâ' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'huden' kelimesi, Allah'ın hidayet üzere olanlara verdiği 'ekstra' veya 'artırılmış' hidayeti ifade eder. Bu, onların imanlarının güçlenmesi, doğru yolda daha sağlam adımlar atmaları ve ilahi rehberliğe daha fazla mazhar olmaları anlamına gelir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'bâkıyât' kelimesini 'kalıcı olanlar, yok olmayanlar' olarak açıklar. Ayetteki 'el-bâkıyâtü's-sâlihât' ifadesi, dünya hayatında yapılan ve ahirette de sevabı devam edecek olan iyi amelleri kapsar. Bu, geçici dünya nimetlerinin aksine, ebedi karşılığı olan işlere vurgu yapar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'bekâ' kavramını 'varlığın devamlılığı' olarak tanımlar. 'Bâkıyât' kelimesi, bu bağlamda, fani dünyanın ötesinde, ahirette de varlığını ve faydasını sürdürecek olan amelleri ifade eder. Ayette, bu amellerin Allah katında daha hayırlı olduğu belirtilerek, onların ebedi değerine işaret edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 's-l-h' kökünü 'fesadın zıddı, uygun ve doğru olmak' olarak açıklar. 'Sâlihât' kelimesi, hem maddi hem de manevi anlamda iyi, doğru ve faydalı olan her türlü ameli kapsar. Ayetteki 'el-bâkıyâtü's-sâlihât' ifadesi, ahirette kalıcı olacak ve Allah katında makbul görülecek güzel işleri vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'salâh' kelimesinin 'doğruluk, iyilik ve uygunluk' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette geçen 'sâlihât' kelimesi, sadece ibadetleri değil, aynı zamanda insanlara faydalı olan, toplumsal düzeni sağlayan ve Allah'ın rızasına uygun olan her türlü eylemi ifade eder. Bu amellerin 'bâkıyât' olması, onların ebedi karşılığını pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sevâb' kelimesini 'bir amelin karşılığı olarak verilen mükafat' olarak tanımlar. Ayetteki 'hayrun inde rabbike sevâben' ifadesi, salih amellerin Allah katında sevap olarak daha hayırlı olduğunu belirtir. Bu, yapılan iyi işlerin boşuna gitmeyeceğini ve ahirette mutlaka karşılığını bulacağını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'sevâb'ın 'geri dönüş, karşılık' anlamından geldiğini ve genellikle hayırlı amellerin karşılığı için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'sevâben' kelimesi, 'bâkıyâtü's-sâlihât'ın Allah katındaki değerini ve ahiretteki mükafatını açıkça ortaya koyar. Bu, müminleri salih amellere teşvik eden önemli bir motivasyon kaynağıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'meradd' kelimesini 'dönüş yeri, akıbet' olarak açıklar. Ayetteki 'hayrun meradden' ifadesi, salih amellerin ahiretteki sonucunun, yani varılacak yerin ve akıbetin daha hayırlı olduğunu belirtir. Bu, dünya hayatındaki geçici zevklerin aksine, salih amellerin ebedi ve daha iyi bir sonuca yol açtığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'redd' kökünün 'geri çevirmek, geri dönmek' anlamlarını taşıdığını ve 'meradd'ın 'dönüş yeri' olduğunu belirtir. Ayetteki 'meradden' kelimesi, insanın dünya hayatından sonra döneceği yerin, yani ahiretin ve oradaki akıbetinin salih ameller sayesinde daha iyi olacağını ifade eder. Bu, amellerin ahiretteki kaderi üzerindeki etkisini gösterir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(76) (Ve yezîdullâhullezînehtedev huden, vel bâkıyâtus sâlihâtu hayrun inde rabbike sevâben ve hayrun meredden.)
“Ve Allah, hidâyette olanların hidâyetini arttırır. Bâki olan sâlih ameller, Rabbinin indinde sevap bakımından daha hayırlıdır ve dönüş (karşılığı olan mükâfat) bakımından (da) daha hayırlıdır.”