Vetteḣażû min dûni(A)llâhi âliheten liyekûnû lehum ‘izzâ(n)
Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.
Onlar, kendilerine kuvvet ve şeref kazandırsın diye, Allah'dan başka ilâh edindiler.
Meryem Suresi'nin 81. ayeti, müşriklerin Allah'tan başka ilahlar edinmelerinin temel motivasyonunu, yani bu ilahların kendilerine izzet (kuvvet ve şeref) sağlayacağı beklentisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, bu yanlış inancın ve eylemin anlamsızlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahz' kökünün bir şeyi ele geçirme, alma ve benimseme anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittihâz' (tefe'ul babından) ise, bir şeyi kasten ve iradi olarak kendine mal etme, edinme ve onu bir amaç için kullanma anlamını taşır. Burada müşriklerin Allah'ı bırakıp başka varlıkları ilah olarak benimsemeleri kastedilir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ahz'ın genel olarak bir şeyi elde etme olduğunu, ancak 'ittihâz'ın daha çok bir şeyi kendine meslek, yol veya ilah edinme gibi özel bir anlam taşıdığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, müşriklerin bilinçli bir tercih ile Allah dışındaki varlıkları ilah olarak kabul etmelerini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ilah' kelimesinin 'ibadet edilen' anlamına geldiğini ve 'el-ilah'ın Allah Teâlâ'nın özel ismi olduğunu belirtir. Ayetteki 'âlihe' ise çoğul olup, Allah'tan başka ibadet edilen, uluhiyet atfedilen tüm varlıkları kapsar ve müşriklerin bu varlıklara tapınma eylemini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilah' kelimesinin 'el-ileh'ten türediğini ve 'hayranlık duyulan, kendisine sığınılan' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'âlihe' kelimesi, müşriklerin Allah'ın dışında, kendilerine güç ve şeref sağlayacağını umdukları, ancak gerçekte hiçbir şeye gücü yetmeyen sahte tanrılarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilah' kavramının Kur'an'da mutlak güç ve otorite sahibi, ibadete layık tek varlık olan Allah için kullanıldığını, ancak 'âlihe'nin ise bu mutlak otoriteye ortak koşulan, gerçekte hiçbir gücü olmayan sahte tanrıları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'âlihe', müşriklerin Allah'a ortak koştukları varlıkların anlamsızlığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kâne' fiilinin Arap dilinde 'oldu, meydana geldi' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'liyekûnû' ise, 'olmaları için, olmaları amacıyla' şeklinde bir gaye ifade eder. Müşriklerin ilah edinme eyleminin ardındaki beklentiyi, yani bu ilahların kendilerine bir fayda sağlaması amacını ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâne' fiilinin hem zaman bildiren hem de bir durumun gerçekleşmesini ifade eden geniş bir kullanıma sahip olduğunu açıklar. Ayetteki 'liyekûnû', müşriklerin edindikleri ilahların kendileri için 'izzet' kaynağı olacağı yönündeki yanlış inançlarını ve bu yöndeki beklentilerini dile getirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'izz' kelimesinin 'kuvvet, şeref ve galibiyet' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'izz' kelimesi, müşriklerin Allah'tan başka edindikleri tanrılardan bekledikleri gücü, itibarı ve yenilmezliği ifade eder. Onlar, bu tanrıların kendilerine dünyevi bir üstünlük ve koruma sağlayacağını ummuşlardır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'izz'in 'güçlü olmak, yenilmez olmak, şerefli olmak' gibi anlamlara geldiğini ve bu kelimenin Allah için kullanıldığında mutlak kudreti, insanlar için kullanıldığında ise şeref ve itibarı ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'izz', müşriklerin sahte ilahlardan bekledikleri, ancak asla elde edemeyecekleri boş bir şeref ve güç beklentisidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'izz' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a nispet edildiğinde mutlak güç ve yücelik, insanlara nispet edildiğinde ise şeref, itibar ve üstünlük anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'izz', müşriklerin Allah'ı bırakıp edindikleri ilahlardan bekledikleri, kendilerini diğer insanlardan üstün kılacak, onlara güç ve şeref kazandıracak bir nitelik olarak sunulur.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(81) (Vettehazû min dûnillâhi âliheten li yekûnû lehum ızzen.)
“Ve onlar, kendilerine izzet olsun diye Allah'tan başka ilâhlar edindiler.”