Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû kutibe ‘aleykumu-lkisâsu fi-lkatl(e)(s)-lhurru bilhurri vel'abdu bil'abdi velunśâ bilunśâ(c) femen ‘ufiye lehu min eḣîhi şey-un fettibâ'un bilma'rûfi veedâun ileyhi bi-ihsân(in)(k) żâlike taḣfîfun min rabbikum verahme(tun)(k) femeni-'tedâ ba'de żâlike felehu ‘ażâbun elîm(un)
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin varisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.
Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.
Bakara 178. ayet, kısas hükmünü ve bu hükmün uygulanmasındaki insaniyetçi yaklaşımları ele almaktadır. Ayet, kısasın temel prensiplerini, bağışlama durumunda diyetin ödenme şeklini ve bu uygulamanın ilahi bir hafifletme ve rahmet olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ketebe' fiilinin asıl anlamının 'bir şeyi bir araya getirmek, toplamak' olduğunu belirtir. Yazmak da harfleri bir araya getirmek olduğu için bu anlamı almıştır. Kur'an'da ise 'farz kılmak, hükmetmek' anlamında sıkça kullanılır. Ayetteki 'kutibe aleykum' ifadesi, kısasın müminler üzerine kesin bir yükümlülük olarak belirlendiğini, yani Allah tarafından emredildiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kutibe aleykum' ifadesini 'furida aleykum' (size farz kılındı) olarak tefsir eder. Bu, kelimenin mecazi olarak 'hüküm koymak, zorunlu kılmak' anlamında kullanıldığını gösterir. Ayette kısasın, müminler için bağlayıcı bir şer'i hüküm olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kısas' kelimesinin 'bir şeyin izini takip etmek, bir şeyi diğerine benzetmek' kökünden geldiğini belirtir. Cezalandırmada 'kısas' denilmesi, suçlunun fiilinin aynısıyla karşılık görmesi, yani cezanın suçla orantılı ve benzer olması nedeniyledir. Ayetteki 'kısas' bu anlamda, haksız yere can alanın canıyla ödemesi gereken bir ceza türüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kısas'ın 'bir şeyin izini takip etmek' ve 'bir şeyi diğerine benzetmek' anlamlarından türediğini ifade eder. Hukuki terim olarak 'kısas', suçlunun işlediği fiilin benzeriyle cezalandırılmasıdır. Bakara 178'deki kullanımı, cana karşılık can alınması prensibini, yani eşitlik ve denklik ilkesine dayalı bir cezalandırma biçimini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kısas' kavramının Kur'an'da adalet ve eşitlik prensibiyle yakından ilişkili olduğunu belirtir. Cahiliye dönemindeki intikam anlayışından farklı olarak, Kur'an'ın kısası belirli kurallara bağladığını ve aşırıya kaçmayı yasakladığını vurgular. Ayetteki kısas, keyfi intikam yerine, ilahi bir yasa çerçevesinde belirlenmiş, ölçülü bir cezalandırma sistemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'afv' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyin izini silmek, ortadan kaldırmak' olduğunu belirtir. Suçun affedilmesi de, suçun izlerinin silinmesi ve cezasının kaldırılması anlamına gelir. Ayetteki 'men ufiye lehu' ifadesi, öldürülenin velisinin kısas hakkından vazgeçerek katili affetmesi durumunu anlatır ki bu durumda kısas yerine diyet ödenir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'afv'ın 'suçu bağışlamak, cezayı düşürmek' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, kısas hakkına sahip olan tarafın (maktulün velisi) bu hakkından feragat etmesi ve katili affetmesi durumunu ifade eder. Bu, kısasın mutlak bir zorunluluk olmadığını, mağdur tarafın affetme yetkisinin bulunduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ma'ruf' kelimesinin 'akıl ve şeriat tarafından iyi ve güzel kabul edilen şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittibâun bi'l-ma'ruf' ifadesi, diyetin talep edilmesinde ve ödenmesinde, toplumun genel ahlak kurallarına, örfüne ve adalet anlayışına uygun hareket edilmesi gerektiğini vurgular. Ne alacaklının aşırıya kaçması ne de borçlunun savsaklaması caizdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'ma'ruf'u 'şeriatın ve aklın güzel gördüğü, insanların yadırgamadığı şey' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, diyetin ödenmesi sürecinde tarafların karşılıklı anlayış, iyi niyet ve toplumsal normlara uygun bir şekilde hareket etmesini gerektirir. Bu, hem talep edenin hem de ödeyenin hakkaniyetli davranmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihsan' kelimesinin 'bir işi en güzel şekilde yapmak, iyilikte bulunmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'edâun ileyhi bi-ihsân' ifadesi, diyetin ödenirken gönül hoşluğuyla, eksiksiz ve geciktirmeden, yani en iyi şekilde yerine getirilmesi gerektiğini vurgular. Bu, sadece maddi bir ödeme değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluğun da en güzel biçimde ifasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ihsan'ın Kur'an'da hem 'iyilik yapmak' hem de 'bir işi mükemmel yapmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bakara 178'deki bağlamda, diyetin ödenmesinde borçlunun, alacaklıya karşı cömert ve anlayışlı davranarak, ödemeyi eksiksiz ve geciktirmeden yapması gerektiğini ifade eder. Bu, taraflar arasındaki gerilimi azaltmayı ve toplumsal barışı sağlamayı hedefler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tahfif' kelimesinin 'yükü hafifletmek, kolaylaştırmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zâlike tahfîfun min Rabbikum' ifadesi, kısasın mutlak bir zorunluluk olmaktan çıkarılıp, mağdur tarafın affetmesi durumunda diyete dönüştürülebilmesinin, Allah'ın kullarına bir lütfu ve kolaylığı olduğunu gösterir. Bu, şeriatın insan fıtratına uygunluğunu ve merhametini yansıtır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tahfif'in 'bir şeyi hafifletmek, kolaylaştırmak' olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, kısasın uygulanması yerine diyetin kabul edilmesinin, hem katil için bir kurtuluş yolu sunması hem de maktulün velisi için maddi bir tazminat imkanı sağlaması açısından ilahi bir hafifletme olduğunu vurgular. Bu, İslam hukukunun esnekliğini ve merhametini gösterir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
بِالأُنثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاء إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
(2/178) Ya eyyühelleziyne amenu kütibe aleykümül kısasu fiyl katla* el hurru Bil hurri vel abdu Bil abdi vel ünsa Bil ünsa* femen ufiye lehu min ahıyhi şey'ün fettiba'un Bil ma'rufi ve edaün ileyhi Bi ihsân* zâlike tahfiyfün min Rabbiküm ve rahmetün, femenı'teda ba'de zâlike felehu azabun eliym;
* Ey imân edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hür’e karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.
Ey imân edenler, katl’de üzerinize kısas yazıldı, eğer sizden hür olan birisi öldürülmüşse bunun kısası, diyeti öldüren taraftanda hür kişinin öldürülmesidir, eğer
kullardan karşı taraftan bir kulun öldürülmesi, eğer Kadın’sa kendi cinsinden birisinin katledilmesi ama kim ki bir kardeşini bu halden affederse ve bunun karşılığında da maddi bir diyet ile o katl den vazgeçilmişse iyilikle onu yerine getirin ve onu güzellikle eda edin.
Öldürülen haksız yere öldürülmüş olursa karşı taraftan diyeti olarak öldürün diyor dengeyi kuruyor, ama idam cezası katli önlüyor, kişi bilirse birini öldürdüğünde kendisi de ölecek o zaman cesaret edemiyor, işte kıtal de hayat vardır dediği budur, çünkü o zaman iki tarafı da kurtarıyor.
Bu size Rabbinizden bir hafifletme yani kolaylaştırma ve rahmet’tir, Cenâb-ı Hakk kesin olarak, diyet olarak, kısas yapın demiyor, içinizde affederseniz bu daha iyi olur ve bu size, bu şekilde hüküm çıkarması ve affedilmesini indirmesi Rabbinizin rahmetidir.
Kim ki bu akdi yaptıktan sonra dönerse onun üzerine çok can yakıcı bir azab vardır.
Şimdi bunu kendi nefsimize, bireysel varlığımıza alalım, diyelim ki bizden hür bir düşünce çıktı ama nefsimiz geldi o düşünceyi öldürdü, yani o düşündüğümüz şeyi bize yaptırtmadı, işletmedi, meselâ kalktık namaz kılacağız dedik, ama nefsimiz önümüze çıktı bunu bize yaptırtmadı, biz şuurlandık hakkımızı aradık ve nefsaniyetin üzerine o ağırlıkta nefsin yapmak istediği şeyi biz ona yaptırtmadık, meselâ nefsimiz ben gezmek istiyorum dedi biz aklımızla hayır bunun kısası vardır ben de seni gezdirmeyeceğim diyoruz.
Kûr’ân-ı Kerîm’in bâtıni mânâda bize en çok lâzım olan tarafları buralarıdır, kendi bünyemizdeki yaşantının tahakkukunu sağlamaktır, yoksa dışarıdaki hâdiseleri artık kanunlar takip ediyorlar, dışarıya zâten bir şey diyecek halimiz yoktur, henüz beşeri şeriat ve hukuklar kurulmamışken bunlara göre hüküm ediliyordu, Âyetin hükmü bâtınen bizlerde geçerlidir, kendi bünyemizde geçerlidir, bizim kulluk tarafımız faaliyete geçeceği zaman nefsimiz bize bunu yaptırtmazda o saatleri bize öldürtürse
bizim o vakitlerimizi katletmiş olur, o zaman biz de ona ayıracağımız bölümün bir kısmını almak hakkımızdır, yani onu bir miktar sıkmak veya cezalandırmak hakkımızdır, işte bu da kısasta hayat oluyor, ve nefsimizde bir daha kabaramıyor çünkü başına gelecek olan şeyi biliyor.
Kadına karşılılık kadın dediğimizde, bizim aklımızdan yeni bir bilgi doğuş yaptıysa, İsâ olarak doğuş yaptıysa ama nefsimiz bu doğuşa mani olduysa o zaman bizde onun yapacağı doğuşa mani olacağız ve o da bizim hakkımız olmuş olacaktır.