Kutibe ‘aleykum iżâ hadara ehadekumu-lmevtu in terake ḣayran elvasiyyetu lilvâlideyni vel-akrabîne bilma'rûf(i)(s) hakkan ‘ale-lmuttekîn(e)
Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.
Birinize ölüm geldiği vakit, bir hayır (bir mal) bırakacaksa, babası, anası ve en yakın akrabası için meşru bir surette vasiyet etmek, Allah'tan korkan kimseler üzerine yerine getirilmesi vacib bir hak olarak size farz kılındı.
Bakara 180. ayet, ölüm döşeğindeki bir kişinin malını vasiyet etme yükümlülüğünü ve bu vasiyetin ana babaya ve yakınlara 'bil-ma'ruf' (uygun bir şekilde) yapılmasının müttakiler üzerine bir hak olduğunu vurgular. Ayet, vasiyetin farz kılınmasını ve bu farzın yerine getirilmesindeki adalet ve takva boyutunu dilbilimsel olarak ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ketebe' fiilinin asıl anlamının 'harfleri bir araya getirmek' olduğunu belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, 'farz kılmak, hükmetmek' anlamında mecazi olarak kullanılır. Bu ayette 'kütibe aleyküm' ifadesi, vasiyetin Allah tarafından kesin bir hüküm olarak emredildiğini, yani farz kılındığını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kitâbet'in hem yazılı olarak kaydetme hem de bir şeyi kesin ve bağlayıcı kılma anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'kütibe aleyküm' ifadesi, vasiyetin müminler üzerine bir yükümlülük olarak sabitlendiğini ve terk edilemez bir emir olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mevt' kelimesinin canlılığın zıttı olduğunu ve Kur'an'da hem hakiki ölüm hem de mecazi olarak cansızlık veya bilgisizlik gibi durumlar için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise 'hazara ehadekumul-mevt' ifadesi, kişinin fiziki ölüm anına yaklaştığını, yani son anlarını yaşadığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'mevt' kavramının sadece biyolojik bir son değil, aynı zamanda ahiret inancıyla güçlü bir şekilde bağlantılı olduğunu vurgular. Bu ayette ölümün gelmesi, kişinin dünya hayatındaki sorumluluklarını tamamlama ve ahirete hazırlık yapma noktasında bir dönüm noktası olarak sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hayr' kelimesinin Kur'an'da bazen 'mal' anlamında mecazi olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'in terake hayran' ifadesi, kişinin geride bıraktığı mal varlığını, yani servetini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr' kelimesinin asıl anlamının 'herkesin rağbet ettiği şey' olduğunu ve bu bağlamda malın da insanlar için arzu edilen bir değer olduğu için 'hayr' olarak adlandırıldığını açıklar. Ayetteki kullanımı, vasiyet edilecek olan maddi varlığı işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayr' kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, ancak bu ayetteki gibi 'tereke' fiiliyle birlikte kullanıldığında genellikle 'mal, servet' anlamına geldiğini ifade eder. Bu, vasiyetin maddi birikimler üzerinden yapılacağını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'vasiyet' kelimesinin 'bir şeyi bir şeye ulaştırmak' anlamından geldiğini ve kişinin ölümünden sonra yerine getirilmesi için yaptığı tavsiye veya bağış olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-vasiyyetu' ifadesi, ölen kişinin malından belirli bir kısmın belirli kişilere bırakılması emrini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'vasiyet'in, kişinin ölümünden sonra geçerli olmak üzere yaptığı bir tasarruf olduğunu ve bu tasarrufun malın üçte birini geçmemesi gerektiğini fıkhi açıdan da vurgular. Ayet, bu tasarrufun ana babaya ve yakınlara yapılmasının önemini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ma'ruf' kelimesinin 'akıl ve şeriat tarafından güzel kabul edilen şey' olduğunu belirtir. Bu ayette 'bil-ma'ruf' ifadesi, vasiyetin adil, hakkaniyetli ve toplumun genel kabul görmüş iyi ahlak kurallarına uygun bir şekilde yapılması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ma'ruf' kavramının Kur'an'da 'iyilik, güzellik, doğru davranış' gibi geniş bir anlam taşıdığını ve genellikle 'münker'in (kötülüğün) zıttı olarak kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'bil-ma'ruf' ifadesi, vasiyetin sadece maddi bir aktarım değil, aynı zamanda ahlaki ve toplumsal normlara uygun bir eylem olması gerektiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin 'bir şeyi zarardan korumak' anlamından geldiğini ve dinde 'nefsi günahlardan korumak' anlamına geldiğini açıklar. 'Müttakîn' ise bu korumayı gerçekleştiren, Allah'ın azabından sakınan kimselerdir. Ayette vasiyetin 'müttakiler üzerine bir hak' olması, bu görevin takva sahibi müminlerin sorumluluğunda olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'takva'nın Kur'an'da Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etme, O'nun rızasını kazanma çabası olarak tanımlandığını belirtir. Bu ayette 'müttakîn'e atfedilen vasiyet görevi, onların Allah'a olan bağlılıklarının ve ahiret inançlarının bir göstergesi olarak sunulur.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِن تَرَكَ خَيْراً الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالأقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقّاً عَلَى الْمُتَّقِينَ
(2/180) Kütibe aleyküm iza hadara ehadekümül mevtü in terake hayra* elvasıyyetü lilvalideyni vel akrabiyne Bil ma'ruf* hakkan alel müttekıyn;
* Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.
Yine yazıldı ki sizin üzerinize, ölüm anında kişinin yanında hazır bulunan kimseler varsa, ölüm anında olanın
vasiyet etmesi ve yanındakilerinde onun vasiyetini yazması sizin için hayırdır ve bu size görev olarak verildi, yani kaleme alındı diye sizin üzerinize görev verildi, vasiyetini validesi için yazabilir ve akrabalarına yazabilir, ittika sahiplerinin üzerine bunlar iyilikle yazılır.
Ölüm ne demektir evvelâ onu bilmek lâzımdır, “Muti kable ente muti” yani “Ölmeden önce ölünüz” halinde olan kimse sadece ölüm döşeğinde değil her an ölüm halindedir, işte o anda değil yaşarken ölmüş olanlarında vasiyeti vardır, vâlidesi için yani anne babası için ve yakınlarına, bizler hepimiz fizik olarak değilsekte akrabayız ve birbirlerimizin vâlideleriyiz ve şu anda yaptığımız iş Âyette belirtilen iştir.
Vasiyet ne demektir, malından faydalandırmak, biz burada hepimiz birbirimizin mânevi malından faydalanıyoruz, Âyet şu anda tatbikte, sokaktaki adam bu ahiret malından faydalanamıyor çünkü vâlide ve akraba hükmüne girmiyor, esas olarak bizimle gidecek olan ve o iğne deliğinden geçecek olan mal budur, ayrıca bu ittika sahiplerine böyle yazmak haktır.