Elhaccu eşhurun ma'lûmât(un)(c) femen ferada fîhinne-lhacce felâ rafeśe velâ fusûka velâ cidâle fi-lhacc(i)(k) vemâ tef'alû min ḣayrin ya'lemhu(A)llâh(u)(k) vetezevvedû fe-inne ḣayra-zzâdi-ttakvâ(c) vettekûni yâ uli-l-elbâb(i)
Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.
Hac, bilinen aylardadır. Her kim o aylarda hacca başlayıp kendisine farz ederse; artık hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir. Kendinize azık edinin. Şüphesiz ki azıkların en hayırlısı Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun!
Bakara 197. ayet, hac ibadetinin zamanını, bu ibadet sırasında kaçınılması gereken davranışları ve takvanın önemini vurgulamaktadır. Ayet, hac ibadetinin ruhsal ve ahlaki boyutunu, dilbilimsel olarak 'farz kılmak', 'cinsel ilişki', 'günah işlemek', 'tartışmak' ve 'azık' gibi anahtar kavramlar üzerinden derinlemesine ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'farz' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi kesmek, yarmak' olduğunu belirtir. Şer'i anlamda ise 'Allah'ın bir şeyi vacip kılması, gerekli kılması' demektir. Ayetteki 'femen farada fîhinne' ifadesi, kişinin hacca niyet ederek bu ibadeti kendisine vacip kılması, yani hac menasikine başlaması anlamındadır. Bu durumda, hac ibadetinin gerektirdiği kısıtlamalara uymayı taahhüt etmiş olur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'farada' fiilinin burada 'hacca niyet etti, hacca başladı' anlamında kullanıldığını ifade eder. Kişi hacca niyet ettiğinde, hac ibadetinin gerektirdiği ihram yasaklarına uymayı kendine farz kılmış olur. Bu, bir nevi kişinin kendi üzerine bir yükümlülük almasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'refes' kelimesinin 'cinsel ilişki' ve 'cinsel içerikli sözler' anlamına geldiğini belirtir. Hac bağlamında ise ihramlıyken eşiyle cinsel münasebette bulunmak veya bu tür müstehcen sözler sarf etmek yasaktır. Bu, haccın manevi arınma ve Allah'a yönelme ruhuna aykırıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'refes' kelimesini 'kadınlarla ilgili çirkin sözler' olarak tanımlar ve bunun hem fiili hem de sözlü cinsel yaklaşımları kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'felâ refese' ifadesi, haccın kutsiyetine uygun olarak şehveti tahrik edici her türlü söz ve davranıştan uzak durulması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'refes' kavramının sadece cinsel ilişkiyi değil, aynı zamanda cinsel içerikli konuşmaları ve davranışları da kapsayan geniş bir anlam alanına sahip olduğunu belirtir. Hac bağlamında bu, kişinin kendini dünyevi zevklerden arındırarak tamamen ibadete odaklanması gerektiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fısk' kelimesinin asıl anlamının 'hurmanın kabuğundan çıkması' olduğunu, mecazi olarak ise 'Allah'ın emrinden çıkmak, günah işlemek' anlamına geldiğini açıklar. Hac bağlamında 'felâ fusûka' ifadesi, hac ibadeti sırasında her türlü günah ve isyandan, Allah'ın koyduğu sınırlara aykırı davranışlardan kaçınılması gerektiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fısk'ı 'itaatten çıkmak' olarak tanımlar ve bunun hem büyük günahları hem de küçük günahları kapsayabileceğini belirtir. Hac ibadetinin kutsallığı göz önüne alındığında, bu dönemde işlenen her türlü günahın daha büyük bir vebal taşıdığına işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cidal' kelimesinin 'tartışmak, çekişmek, kavga etmek' anlamına geldiğini belirtir. Hac ibadeti sırasında 'felâ cidâle' ifadesi, hacıların birbirleriyle veya başkalarıyla gereksiz tartışmalara girmemeleri, huzur ve sükuneti bozacak davranışlardan kaçınmaları gerektiğini vurgular. Bu, haccın birleştirici ruhuna uygun bir davranıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cidal' kelimesinin 'bir şeyi sağlamlaştırmak için ipi bükmek' kökünden geldiğini ve mecazi olarak 'bir fikri savunmak için tartışmak' anlamına geldiğini ifade eder. Hac bağlamında ise bu, haklı bile olsa, başkalarıyla çekişmeye ve husumete yol açacak tartışmalardan uzak durmayı ifade eder. Hac, barış ve kardeşlik ortamıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zâd' kelimesinin 'yolculukta yenen yiyecek' anlamına geldiğini belirtir. 'Tezavvedû' ise 'azık edinin' demektir. Ayette bu kelime hem maddi azık hem de mecazi olarak 'takva' yani manevi azık anlamında kullanılmıştır. Maddi azık bedeni beslerken, takva ruhu besler ve ahiret yolculuğu için en hayırlı azıktır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tezavvedû' emrinin hem dünya yolculuğu için maddi azık hazırlamayı hem de ahiret yolculuğu için manevi azık olan takvayı edinmeyi kapsadığını açıklar. Ayet, hac yolculuğunun zahiri hazırlığının yanı sıra, asıl önemli olanın manevi hazırlık olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi zarardan korumak' olduğunu belirtir. Şer'i anlamda ise 'kulun kendini günahlardan koruması, Allah'ın azabından sakınması' demektir. Ayette 'hayru'z-zâdi't-takvâ' ifadesi, ahiret yolculuğu için en değerli azığın, Allah'ın emirlerine uyarak ve yasaklarından kaçınarak elde edilen takva olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek, O'nun gazabından sakınmak' anlamına geldiğini ifade eder. Hac bağlamında takva, ibadetin özünü oluşturur ve hacının tüm davranışlarını şekillendirmesi gereken temel ahlaki ilkedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'takva'nın 'korunma, sakınma' anlamından hareketle, Allah'ın emirlerine riayet ederek ve yasaklarından kaçınarak kişinin kendini dünya ve ahiret azabından koruması olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, takvanın sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve en değerli manevi azık olduğunu gösterir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَّعْلُومَاتٌ فَمَن فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلاَ رَفَثَ وَلاَ فُسُوقَ وَلاَ جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّهُ وَتَزَوَّدُواْ فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُوْلِي الأَلْبَابِ
(2/197) ElHaccü eşhürun ma'lumat* femen ferada fiyhinnel Hacce fela rafese ve la füsuka ve la cidale fiyl Hacc* ve ma tef'alu min hayrin ya'lemhüllah* ve tezevvedu feinne hayrez zadit takva* vettekuni ya ulil elbab;
* Hac (ayları), bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.
Hac bilinen aylardadır, bâtın yönüyle sadece burada belirtilen üç aya mahsus değil, kim ki Hakkikat-i İlâhiyye seyrini senenin hangi aylarında yapabiliyorsa, onun hac günleri orası olur, İnsân-ı Kâmil nerede bulunuyorsa orası onun Kâbesidir onu ziyaret ettiği zaman haccıdır, hangi saatlerde, hangi günlerde, hangi aylarda gidebiliyorsa onun hac mevsimi işte o zamanlardır.
Kim ki hacca niyetlendi, artık kadına yaklaşmasın, yani nefsaniyetine yaklaşmayacak o arada, yaklaşırsa Ulûhiyyet hakikatleri kendisinde meydana gelmez, beşeriyetinden kurtulamaz.
Yalancılık yapmasın, yalancılıktan kasıt gerekli şeyin
dışında başka kelâmlar konuşmasın, nefsinin varlığını ortaya koymasın çünkü nefsi baştan başa yok ve yalan, nefsimiz düzmece bir hadise işte nefsimizden konuştuğumuz sürece yalan söylemiş oluruz, söylediğimiz şey doğru dahi olsa, kavga, savaş yapmasın, kavga yapması için kişinin evvelâ karşısında muhatap bulması lâzım ama hac’ta yani gönülde olan kimse karşısında Hakk’tan başka bir muhatap bulamayacağından, Hakk’la da kavga etmeyeceğinden çünkü kendisi de aynı olduğundan, dolayısıyla fiillerini ortadan kaldırması gerekiyor, bunları yerine getirmezse hacı olması mümkün olmuyor.
Hayırdan ne işlerseniz Allah bunların hepsini bilir, nasıl bilir, zâten yaptığın herşeyi O’nunla birlikte yaptığından söylesen de söylemesen de O’nda bunlar var olduğundan bilir. Yolda hazırlık yapın, azığın hayırlısı takvadır, kitap mı okuyacağız zikir mi yapacağız, verilen talimatları mı yerine getireceğiz, gece mi kalkacağız, teheccüd, nafileler mi kılacağız, oruç mu tutacağız, bunların hepsi azık yani yolculukta bize lâzım olan azık, hem bu âlemdeki seyrimizi tamamlamak için hem de bâtına aktarılacak yani ahiret sonrası yaşama aktarılacak o yolculuğunda azığı bunlardır, kimin dersi nerelerdeyse oradaki dersini yapması ruhunun azığını hazırlaması, aklının, irfanının azığını hazırlamasıdır.
Ey Kâmil akıl sahipleri benden sakının diyor Cenâb-ı Hakk bizatihi kendi kelâmı ve bu kelâm da Zat mertebesinden gelen kelâm çünkü Ben, kaynağı Zâtından doğuyor, Benden korkun demiyor yalnız, korku başka sakınma başka, sakınma korkuyu içerisine alıyor ama korku değil, sakınmak demek kişinin kendi varlığının hakikatini unutmaktan sakınması veya bunu nakletme-mekten sakınmasıdır, gerçi o her zaman olmaz, zaman, zemin ve mahal müsait olacak ki, karşındaki de alıcı olacak, o şekilde bulduğunuzdada vermemekten sakının, Kâmil akıl dediği aklı küll sahipleri, ulul elbab bir bakıma bab kapı demek olduğuna göre kapı sahipleri, Esmâ-i Hüsnâ’nın her birisi bir kapıdır, Hakk’a götüren, Hakk’ın sarayına girilen bir kapıdır, kimin kabiliyeti, karakteri neye
uygunsa o kapıdan içeriye alınır, başka türlüde Hakk’ın mahremiyetine giriş yolunu bulmak kesinlikle mümkün değildir, bahçenin kapısına kadar getirirler, etrafından döndürürler, ama içeriden biri gelip kapıya açmadıkca içeriye girilmesi mümkün değildir, tabii içeriye alınmazdan öncede o kapıda o kişilerin bir hayli beklemesi lâzımdır, ki sâbit kadem olduklarını belli etsinler, bir Hakk yolcusunun da ısrarla Hakk’ın kapısında, ehlûllah’ın kapısında beklemesi lâzımdır ki ulûl elbab o kapıdan onu içeriye alsın.