Leyse ‘aleykum cunâhun en tebteġû fadlen min rabbikum(c) fe-iżâ efadtum min ‘arafâtin feżkurû(A)llâhe ‘inde-lmeş'ari-lharâm(i)(s) veżkurûhu kemâ hedâkum ve-in kuntum min kablihi lemine-ddâllîn(e)
(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife'ye) akın ettiğinizde, Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
Rabbinizin lütfunu istemenizde size bir günah yoktur. Arafat'tan indiğiniz zaman Meş'ari Haram yanında (Müzdelife'de) Allah'ı zikredin. O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten sapmışlardandınız.
Bakara 198. ayet, hac ibadeti sırasında ticari faaliyetlerin caiz olduğunu belirtirken, Arafat'tan iniş ve Meş'ar-i Haram'da Allah'ı zikretmenin önemini vurgular. Ayet, Allah'ın hidayetinin, önceki sapkınlık durumuna nazaran ne denli büyük bir nimet olduğunu hatırlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cünâh kelimesi, 'meyletmek, eğilmek' kökünden gelir ve genellikle 'günah, hata, sakınca' anlamında kullanılır. Ayetteki 'leyse aleykum cünâhun' ifadesi, bir şeyi yapmada herhangi bir sakınca veya günah olmadığını belirtir. Burada, hac esnasında ticaret yapmanın dinen bir kusur teşkil etmediğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cünâh, 'günah' demektir. Araplar, 'câneha' fiilini 'günah işledi' anlamında kullanırlar. Ayetteki kullanımı, hac mevsiminde ticaret yapmanın günah olmadığını, aksine caiz olduğunu ifade eder. Bu, cahiliye dönemindeki bazı yanlış anlayışları düzeltir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cünâh, 'eğrilik, sapma' anlamından türeyerek 'günah, suç' manasına gelmiştir. Ayetteki bağlamda, hac ibadeti sırasında rızık arayışının (ticaretin) şer'an bir eğrilik veya günah olarak görülmediğini açıklar. Bu, müminlere bir ruhsat ve kolaylık sağlamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbtiğâ, 'bir şeyi şiddetle aramak, talep etmek' anlamına gelir. Ayetteki 'tebteğû fadlen' ifadesi, Allah'tan rızık ve lütuf arayışını, yani ticaret yaparak helal kazanç elde etme çabasını ifade eder. Bu, hac ibadeti sırasında dünya işlerinden tamamen el çekme zorunluluğu olmadığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbtiğâ, 'istemek, talep etmek' demektir. Burada 'Rabbinizden fazl istemeniz' ifadesi, hac esnasında ticaret yaparak geçim sağlamanın caiz olduğunu, bunun Allah'ın lütfunu aramak olarak kabul edildiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İbtiğâ kavramı, Kur'an'da genellikle bir şeyi elde etme çabası, arayışı anlamında kullanılır. Bu ayette, 'fazl' (lütuf, kazanç) ile birlikte kullanıldığında, helal yoldan rızık temin etme gayretini ifade eder ve bu gayretin dini bir sakınca taşımadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fadl, 'bir şeyin fazlası, artığı' anlamına gelir ve genellikle 'lütuf, ihsan, nimet' manasında kullanılır. Ayetteki 'fadlen min rabbikum' ifadesi, ticari kazancın Allah'tan bir lütuf ve rızık olduğunu, dolayısıyla hac esnasında elde edilen bu kazancın helal ve makbul olduğunu belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fadl, 'ziyadelik, artış' demektir. Kur'an'da Allah'ın kullarına bahşettiği nimetler ve rızıklar için kullanılır. Bu ayette, hac sırasında yapılan ticaretle elde edilen kazancın da Allah'ın bir lütfu olduğu ve bunda bir sakınca bulunmadığı vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Fadl kelimesi, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir ve genellikle Allah'ın cömertliğini, ihsanını ve nimetlerini ifade eder. Bu ayette, hac ibadeti sırasında yapılan ticari faaliyetlerden elde edilen kazancın da Allah'ın bir lütfu olarak görüldüğünü ve bunun dini bir engel teşkil etmediğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İfâda, 'bir yerden akın akın inmek, yayılmak' anlamına gelir. Özellikle hac bağlamında, Arafat'tan Müzdelife'ye doğru kalabalıkların inişini ifade eder. Ayetteki 'izâ efadtum min Arafâtin' ifadesi, haccın önemli bir menasiki olan Arafat vakfesinden sonraki iniş hareketini anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İfâda, 'bir yerden hızla ve çok sayıda kişinin ayrılması' demektir. Arafat'tan iniş, hacıların topluca ve hızlı bir şekilde Müzdelife'ye yönelmesini ifade eder. Bu, haccın ritüel bir parçasıdır ve ayet, bu eylemden sonra Allah'ı zikretmenin önemini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İfâda, 'bir şeyin bir yerden diğerine dökülmesi, yayılması' manasına gelir. Hac bağlamında, Arafat'tan inmek, hacıların Arafat'taki vakfeyi tamamladıktan sonra Müzdelife'ye doğru hareketini, yani bir yerden diğerine akın etmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr, 'hatırlamak, anmak, zihinde tutmak' anlamına gelir. Kur'an'da hem kalple hatırlamayı hem de dille tesbih etmeyi kapsar. Ayetteki 'fezkurullâhe' ifadesi, Arafat'tan iniş sonrası Meş'ar-i Haram'da Allah'ı tesbih, tekbir ve dua ile anmayı emreder, bu da haccın manevi boyutunu pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zikr kavramı, Kur'an'da sadece 'hatırlama' değil, aynı zamanda 'Allah'ın varlığını ve kudretini sürekli olarak bilincinde tutma, O'na şükretme ve O'nu yüceltme' anlamlarını da içerir. Bu ayette, hac ritüelleri sırasında Allah'ı zikretmenin, O'nun hidayetine karşılık bir şükran ifadesi olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zikr, 'unutmanın zıddı' olarak 'hatırlama' ve 'dille anma' manalarına gelir. Ayetteki 'O'nu zikredin' emri, hacıların Arafat'tan iniş sonrası Meş'ar-i Haram'da Allah'ın büyüklüğünü ve nimetlerini düşünerek O'nu tesbih etmelerini, dua etmelerini ve şükretmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl, 'doğru yoldan sapmak, şaşırmak' anlamına gelir. Ayetteki 'lemine'd-dâllîn' ifadesi, İslam gelmeden önce insanların hidayetten yoksun, yanlış inançlar ve uygulamalar içinde olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın hidayetinin ne denli büyük bir nimet olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dâllîn, 'yolunu kaybetmişler, sapmışlar' demektir. Ayette, İslam'dan önceki cahiliye dönemindeki insanların doğru yolu bulamamış, şaşkınlık içinde olduklarını ifade eder. Bu, Allah'ın peygamberler ve kitaplar aracılığıyla insanlara doğru yolu göstermesinin önemini ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Dalâl kavramı, Kur'an'da genellikle 'doğru yoldan sapma, hakikatten uzaklaşma' anlamında kullanılır ve genellikle hidayetin zıddıdır. Bu ayette, İslam öncesi toplumun içinde bulunduğu manevi durumu tasvir eder ve Allah'ın hidayetinin bu sapkınlıktan kurtuluş olduğunu vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَبْتَغُواْ فَضْلاً مِّن رَّبِّكُمْ فَإِذَا أَفَضْتُم مِّنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُواْ اللّهَ عِندَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدَاكُمْ وَإِن كُنتُم مِّن قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّآلِّينَ
(2/198) Leyse aleyküm cünahun en tebteğu fadlen min Rabbiküm* feiza efadtüm min Arafatin fezkürullahe ındel Meş'aril Haram* vezküruHU kema hedaküm* ve in küntüm min kablihı le minaddalliyn;
* (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
Rabbinizin lütfundan talep etmeniz size günah olmaz yani Rabbinızden Rabbinızın mahremiyetine girmeyi istemeniz sizin için günah sayılmaz, belkide sevap ismiyle belirtirsek yapacağınız en büyük iştir diye altında çizgide vardır.
Arafat’tan indikten sonra, Allah’ı zikredin Meşaril Haram’da, Arafat’tan inmek ne demektir,? Arafat bilindiği gibi haccın farzıdır, Arife günü akşam ezanına kadar Arafat’ta olmayan kişinin haccı olamıyor, tekrarlaması
gerekiyor, Efendimiz (s.a.v) hac Arafat’tır demiştir zâten, diğerleri onun teferruatları, Arafat’a çıkmak demek, ehli Araf yani Araf ehli olmak demektir, arife’de bilici mânâsına ya, ertesi günün bayram olduğunu, mutlak olarak Rabbe vusûl olduğunu bildiren gün mânâsınadır, Kûr’ân-ı Kerîm’de de A’raf sûresi var, orada a’raf ehlinden bahsediyor, diyor ki cennet ile cehennem arasında bir tepe vardır, orada bir takım erler vardır, cennetlikleri ve cehennemlikleri simalarından tanırlar, ne cennete konur onlar ne cehenneme konurlar, sevapları yok ki cennete girsinler, günahları yok ki cehenneme girsinler, çünkü beşeriyetleri kalmamış, a’raf olmuşlar, işte Arafat’a çıkmak demek, dünyada iken cennet ve cehennem arasındaki a’raf mahalline çıkmak demek hakikati itibarıyla, işte kim ki oraya sadece sûreti değil sıreti yani hakikati ile de bâtını ile de çıktıktan sonra kendisinde meydana gelen İlâh-î tecellilerin hepsiyle birlikte onları varlığında toplayarak Allah’ı zikretsin, Meş’aril Haram’da, gayriye yasak olan bir yerde, işte Hakkikat-i İlâhiyyeyi idrak etmiş olan bir kişi haremdir, o kişinin gönlü haremdir, kendisi oradan çıkmaz, ama başkasına haramdır, neden ehlullah’ı kolay kolay tanıyamazlar, çünkü haramdır onların bâtınının tanınması ve tanıtılması, gayriye haramdır, eğer biz a’raf ehli olmuşsak gerçekten, Meş’aril Haram bize harem, diğerlerine haramdır, yani ancak çevresinde dolaşabilirler, işte sen kendi hakikatini kaybetmeden Ulûhiyyet mertebesi itibarıyla Meş’aril Haramda zikrini yap, yani oradaki hakikatleri idrak et, onu da zikret, zikirden maksat o hakikatlerin ortaya çıkmasıdır, yani Arafat’taki hakikatlerini oradada yaşa diye anlayabiliriz.
O’nu zikret, Arafat’ta ve Arafat’a çıkarken neler öğretmişse güzellikle zikredin. İşte siz daha evvelce bu hadiselerden haberdar değildiniz, ne zaman ki bir İnsân-ı Kâmil’e yolunuz düştü, ondan bunları aldınız, eğitildiniz bunları unutmayın yani şükrünüzü eda etmekten geri durmayın diye altında ikaz var.