Fe-iżâ kadaytum menâsikekum feżkurû(A)llâhe keżikrikum âbâekum ev eşedde żikrâ(an)(k) femine-nnâsi men yekûlu rabbenâ âtinâ fî-ddunyâ vemâ lehu fi-l-âḣirati min ḣalâk(in)
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan, "Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver" diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.
Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan kimisi: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yoktur.
Bakara 200. ayet, hac ibadetlerinin tamamlanmasının ardından Allah'ı anmanın önemini vurgular ve dünya odaklı isteklerle ahiret nimetlerinden mahrum kalma arasındaki karşıtlığı dilbilimsel bir derinlikle sunar. Ayet, zikir kavramının yoğunluğunu ve dünya-ahiret dengesini anahtar kavramlar üzerinden işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kada (قضاء) kelimesi, bir işi bitirmek, tamamlamak, hükmetmek ve yerine getirmek gibi anlamlara gelir. Ayetteki 'قضيتم مناسككم' ifadesi, hac ibadetlerinin eksiksiz bir şekilde yerine getirilip sona erdirilmesi anlamındadır. Bu, sadece fiziki bir bitiş değil, aynı zamanda ibadetin ruhuna uygun bir tamamlanmayı da ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kada (قضاء) fiili, Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanılmasına rağmen, bu ayette 'işi bitirmek, tamamlamak' manasındadır. Hac menasikinin ifa edilip bitirilmesi, yani görevlerin yerine getirilmesi kastedilir. Bu, bir yükümlülüğün yerine getirilip üzerinden atılması halidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüsuk (نسك) kelimesi, ibadet, kulluk ve takva anlamına gelir. Menâsik (مناسك) ise, ibadetlerin yapıldığı yerler veya ibadet fiillerinin kendisi için kullanılır. Ayetteki 'مناسككم' ifadesi, hac ibadetlerinin tüm merasimlerini, ritüellerini ve bu ibadetlerin yerine getirildiği mekanları kapsar. Bu, belirli kurallara ve usullere göre yapılan ibadetler bütünüdür.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Menâsik (مناسك), hac ibadetlerinin yerine getirildiği yerler ve bu ibadetlerin kendisidir. Bu kelime, ibadetin belirli bir düzen ve usul içinde yapıldığını gösterir. Ayetteki kullanımı, hacıların yerine getirmesi gereken tüm dini görevleri ve bu görevlerin icra edildiği kutsal mekanları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nüsuk (نسك) kökünden türeyen menâsik, Kur'an'da genellikle belirli ritüel ibadetleri, özellikle de hac ibadetlerini ifade etmek için kullanılır. Bu, sadece dışsal eylemleri değil, aynı zamanda bu eylemlerin ardındaki niyet ve adanmışlığı da içeren kapsamlı bir ibadet anlayışını temsil eder. Ayette, hac ibadetlerinin tamamlanmasıyla birlikte gelen bir sorumluluğu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر) kelimesi, hem kalple hatırlama hem de dille anma anlamına gelir. Ayetteki 'فاذكروا الله' ifadesi, hac ibadetleri bittikten sonra Allah'ı yoğun bir şekilde anmayı, O'nu yüceltmeyi ve O'na şükretmeyi emreder. Bu, sadece lafzi bir tekrar değil, aynı zamanda kalbi bir yönelişi de içerir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر), hatırlamak ve anmak demektir. Ayetteki 'اذكروا الله' emri, cahiliye döneminde babalarını övme ve anma adetine bir gönderme yaparak, Allah'ı daha büyük bir şevk ve saygıyla anmayı teşvik eder. Bu, Allah'ın büyüklüğünü ve nimetlerini idrak ederek O'na yönelmeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zikr (ذكر) kavramı, Kur'an'da merkezi bir yere sahiptir ve sadece 'hatırlamak' değil, aynı zamanda 'Allah'ın varlığını ve kudretini sürekli olarak bilincinde tutmak', 'O'nun ayetlerini düşünmek' ve 'O'nu övmek' gibi geniş anlamları içerir. Bu ayette, hac ibadetlerinin ardından gelen zikir, ibadetin ruhani devamlılığını ve Allah ile olan bağın güçlendirilmesini simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Halk (خلق) kelimesi, yaratmak anlamına gelirken, halâk (خلاق) kelimesi, bir kimsenin ahiretteki nasibi, payı veya kısmeti anlamında kullanılır. Ayetteki 'وما له في الآخرة من خلاق' ifadesi, sadece dünya nimetlerini isteyenlerin ahirette hiçbir payının, nasibinin olmayacağını belirtir. Bu, dünya ve ahiret dengesinin önemini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Halâk (خلاق), ahiretteki nasip ve kısmet demektir. Bu kelime, genellikle olumsuz bir bağlamda, yani ahirette bir payın olmaması durumunu ifade etmek için kullanılır. Ayette, dünya menfaatlerine aşırı düşkün olanların ahiret nimetlerinden mahrum kalacakları gerçeğini pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Halâk (خلاق), bir kişinin hak ettiği veya kendisine ayrılan paydır, özellikle ahiret bağlamında kullanılır. Ayetteki kullanımı, dünya hırsıyla ahireti unutanların, ahirette kendilerine ayrılmış hiçbir hayırlı nasibin bulunmayacağını açıkça ifade eder. Bu, amellerin karşılığının ahiretteki yansımasıdır.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ
(2/200) Feiza kadaytüm menasikeküm fezkürullahe kezikriküm abaeküm ev eşedde zikra* feminenNasi men yekulü Rabbena atina fiyddünya ve ma lehu fiyl ahırati min halak;
* Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.
Hac hükümlerini yerine getirdikten sonra tekrar Allah’ı zikredin, şöyle zikredin ki, babalarınızı zikrediyormuş gibi zikredin yahut daha şiddetli zikredin.
Babadan kasıt aklı küll olduğundan, aklı kül mertebesinde Allah’ı zikrettiğiniz gibi zikredin, bir başka ifade ile Arafat’ta zikrettiğiniz gibi döndükten sonrada zikredin, oraya çıkıp a’raf ehli olduktan sonra kişi dünyanın neresinde olursa olsun yine a’raf ehlidir ve hüküm aynen üstünde geçerlidir, bir şey eksilmez, işte bu hakikati unutmadan oradaki gibi zikredin hatta daha şiddetli zikredin çünkü aklı küll dahi hakikati İlâh-îyye den almaktadır yani aklı küllün üstünde hakikati İlâh-îyye mertebesinden zikredin döndükten sonra, şimdi o sıfırlanma normalde Arafat’ta oluyor, doğduktan sonra kemâle ermiş şekliyle.
İnsanlardan bazıları Rabbimiz dünya da bize ver derler, sadece dünyalık isterler yani maddi kazanç isterler, ahiretten onlara bir nasip yoktur, onlar istediklerini dünya ihtiyaçlarını giderme yolunda isterler, ahiret için istemezler, işte onun için ahirette onların bir nasibi olmaz çünkü buradan birşeyler hazırlayıp göndermediler.
Ahiretten kasıt ölüm olduğuna göre ölümde iki türlü olduğuna göre biri ızdırari biri ihtiyari ölüm, ızdırari yani zorunlu ölümle yani mutlak Allah’ın iradesiyle öldükleri
zaman, ahirette yani ölüm sonrası kendilerine bir nasip yoktur eğer ihtiyari ölümle ölecek olsalar onlar için böyle bir şey söz konusu değildir, dervişler ihtiyari olarak burada ölürler yani nefislerinden ölürler, hangi yaşta öldüyse ondan sonraki yaşamları onlar için artık ahiret hayatıdır, ahir bir sonraki aşama demektir, mutlaka kabre girmek değildir, köylerde hayvanların akşamları girdiği ahır denilen yer onların akşam kapanacak yerleri demektir ya, yani otlamaktan gelecekler sonrasını orada geçirecekler, ahiret genel olarak bahsedilen anlamda değil, belirli fiillerin bir sonraki aşaması onların ahiri demektir, işte dervişlerin ahiri kendi nefislerinden geçtikleri gündür, onlar kendilerine dünyada verilen nimetlerdende faydalanırlar.