Ulâ-ike lehum nasîbun mimmâ kesebû(c) va(A)llâhu serî'u-lhisâb(i)
İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.
İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır. Allah, hesabı çok çabuk görür.
Bakara 202. ayet, dünya ve ahiret dengesini kuranların elde edeceği karşılığı ve Allah'ın hesap görmedeki süratini vurgular. Ayet, 'nasib' (pay), 'kesebû' (kazanmak) ve 'sarîu'l-hisâb' (hesabı çabuk gören) kavramları üzerinden ilahi adaletin tecellisini ve amellerin karşılığını ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasîb' kelimesini 'bir şeye ayrılan pay, hisse' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımıyla, dünya ve ahiret dengesini gözetenlerin, yaptıkları amellerin karşılığı olarak kendilerine ayrılan özel bir paya sahip olacaklarını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nasîb'i 'kısmet' ve 'hisse' olarak açıklar. Bakara 202'deki bağlamda, Allah'ın kullarına amelleri mukabilinde takdir ettiği, hak ettikleri karşılık anlamında kullanıldığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'nasîb' kavramının, ilahi taksimat ve adalet çerçevesinde kişiye düşen payı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, dünya menfaatlerini değil, ahiret saadetini hedefleyenlerin, Allah katında kendilerine ayrılmış özel bir karşılığa sahip olacaklarını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kesebû' fiilini 'elde ettiler, kazandılar' şeklinde açıklar. Ayetteki kullanımıyla, insanların dünya hayatında yaptıkları iyi veya kötü amellerin, çabaların ve bu çabalar sonucunda elde ettikleri şeylerin tümünü kapsadığını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kesebû' fiilinin mecazi olarak 'işlediler, yaptılar' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bakara 202'de, insanların dünya hayatındaki fiillerinin, özellikle de ahiret için yaptıkları salih amellerin karşılığını alacaklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kesb' kökünün, kişinin kendi iradesiyle ve çabasıyla bir şeyi elde etmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'kesebû' fiili, dünya ve ahiret dengesini gözetenlerin, bu dengenin gerektirdiği çabaları ve amelleri işlediklerini ve bunun karşılığını göreceklerini anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'serî'' kelimesini 'hızlı, çabuk' olarak tanımlar. Ayetteki 'serîu'l-hisâb' ifadesiyle, Allah'ın hesap görme konusunda hiçbir gecikme ve zorluk yaşamayacağını, her şeyi anında ve eksiksiz bir şekilde değerlendireceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'serî'' kelimesinin, bir işi kısa sürede ve kolaylıkla yapma yeteneğini ifade ettiğini belirtir. Bakara 202'de, Allah'ın kullarının tüm amellerini, niyetlerini ve sözlerini eksiksiz bir şekilde bilip, hesaplarını en hızlı ve adil şekilde göreceğini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hisâb' kelimesini 'sayma, değerlendirme, karşılık verme' olarak açıklar. Ayetteki 'serîu'l-hisâb' ifadesiyle, Allah'ın kullarının dünya hayatında yaptıkları her türlü amelin, sözün ve niyetin eksiksiz bir şekilde kaydedildiğini ve ahirette bunun karşılığının adil bir şekilde verileceğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hisâb'ın, 'bir şeyin miktarını bilmek ve ona göre karşılık vermek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bakara 202'de, Allah'ın, kullarının tüm amellerini en ince ayrıntısına kadar bildiğini ve buna göre adil bir şekilde ödüllendireceğini veya cezalandıracağını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'hisâb' kavramının, ilahi adalet ve sorumluluk prensibiyle yakından ilişkili olduğunu belirtir. Bu ayette, Allah'ın 'serîu'l-hisâb' olması, kulların amellerinin karşılığını görme sürecinin kaçınılmaz ve gecikmesiz olduğunu, dolayısıyla her an hesap verme bilinciyle yaşanması gerektiğini anlatır.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
أُولَـئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
(2/202) Ülaike lehüm nasıybün mimma kesebu* vAllahu Seriy'ul hısab;
* İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.