Veżkurû(A)llâhe fî eyyâmin ma'dûdât(in)(c) femen te'accele fî yevmeyni felâ iśme ‘aleyhi vemen teaḣḣara felâ iśme ‘aleyh(i)(c) limeni-ttekâ(k) vettekû(A)llâhe va'lemû ennekum ileyhi tuhşerûn(e)
Sayılı günlerde Allah'ı anın (telbiye ve tekbir getirin). Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve onun huzurunda toplanacağınızı bilin.
Bir de sayılı günlerde Allah'ı zikredin (tekbir alın). Bunlardan kim iki gün içinde (Mina'dan) dönmek için acele ederse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Ama bu, takva sahipleri içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki, siz ancak O'nun huzuruna varıp toplanacaksınız.
Bu ayet, Hac ibadetinin belirli günlerinde Allah'ı anmayı, Mina'da kalma sürelerini ve takva kavramının bu hükümlerdeki yerini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Özellikle 'zikir', 'acele etme', 'geri kalma', 'günah' ve 'takva' kavramları, ayetin temel mesajını oluşturan anahtar unsurlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikir, hem kalple hem dille hatırlamak ve anmak demektir. Bu ayetteki 'Allah'ı zikredin' ifadesi, Hac ibadeti sırasında tekbir, tehlil ve tesbih gibi ibadetlerle Allah'ı anmayı ve O'nun azametini hatırlamayı ifade eder. Aynı zamanda, Hac menasikini yerine getirirken Allah'ın hükümlerini akılda tutma ve onlara riayet etme anlamını da taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'zikr', Kur'an'da sadece bir şeyi hatırlamak değil, aynı zamanda bir şeyi sürekli olarak akılda tutmak ve ona göre hareket etmek anlamını da içerir. Bu ayetteki kullanımı, Hac ibadetinin belirli günlerinde Allah'a karşı sorumlulukları ve O'nun varlığını sürekli olarak idrak etmeyi vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'eyyâmin ma'dûdât' ifadesini, Hac ibadetinin teşrik günleri olan belirli ve sayılı günler olarak açıklar. Bu günler, Mina'da kurban kesme ve şeytan taşlama gibi menasikin icra edildiği günlerdir ve sayıları bellidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ma'dûdât' kelimesinin, Arapların belirli ve az sayıdaki şeyleri ifade etmek için kullandığı bir tabir olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Hac ibadetinin bu özel günlerinin sınırlı ve belirli bir zaman dilimine işaret ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Acele etmek, bir şeyi vaktinden önce istemek veya yapmak demektir. Bu ayetteki 'femen te'accel' ifadesi, Hac ibadetinde Mina'da kalma süresini iki günde tamamlayıp üçüncü günden önce ayrılmayı ifade eder. Bu, şer'î bir ruhsat olarak kabul edilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'acele' kelimesinin, bir işi belirlenen süreden daha kısa sürede bitirme anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki bağlamda, hacıların Mina'da kalma süresini kısaltarak iki günde tamamlamalarına izin verildiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'te'ahhara' kelimesinin, bir işi vaktinden sonraya bırakmak veya geciktirmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 've men te'ahhara' ifadesi, Mina'da kalma süresini iki günden fazla, yani üçüncü güne kadar uzatan hacıları ifade eder. Bu da acele etmek gibi caiz olan bir durumdur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'te'ahhur'un, bir şeyin vaktinden veya yerinden geri kalması olduğunu belirtir. Hac bağlamında, Mina'da kalma süresini uzatarak üçüncü güne kadar kalmayı ifade eder ki bu da şer'an bir sakıncası olmayan bir tercihtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsm, insanı hayırdan uzaklaştıran her türlü fiil için kullanılır. Bu ayetteki 'felâ isme aleyhi' ifadesi, Mina'da kalma süresini iki günde bitiren veya üç güne uzatan kimseler için herhangi bir günah veya sorumluluk olmadığını belirtir. Bu, Allah'ın bir kolaylığı ve ruhsatıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ism' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerine aykırı düşen, yasaklanmış ve cezayı gerektiren fiilleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, hacıların bu tercihlerinin şer'î açıdan bir günah teşkil etmediğini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takva, nefsi korkulan şeyden korumaktır. Şeriatta ise nefsi günahlardan korumakla olur. Bu ayetteki 'limeni't-tekâ' ifadesi, acele etme veya geri kalma ruhsatının, Allah'tan sakınan, O'nun emirlerine riayet eden ve günahlardan kaçınan kimseler için geçerli olduğunu vurgular. Takva, bu ruhsatın temel şartıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'da sadece korku değil, aynı zamanda Allah'a karşı duyulan derin saygı, sorumluluk bilinci ve O'nun rızasını kazanma çabası olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, hacıların bu tercihlerini yaparken Allah'a karşı olan sorumluluklarını unutmamaları ve O'nun hükümlerine uygun hareket etmeleri gerektiğini ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَاذْكُرُواْ اللّهَ فِي أَيَّامٍ مَّعْدُودَاتٍ فَمَن تَعَجَّلَ فِي يَوْمَيْنِ فَلاَ إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلا إِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ اتَّقَى وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
(2/203) Vezkürullahe fiy eyyamin ma'dudat* femen teaccele fiy yevmeyni fela isme aleyhi ve men teahhara fela isme aleyhi limenitteka* vettekullahe va'lemu enneküm ileyhi tuhşerun;
* Sayılı günlerde Allah’ı anın (telbiye ve tekbir getirin). Kim iki gün içinde acele edip (Mina’dan Mekke’ye) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve onun huzurunda toplanacağınızı bilin.
Allah’ı belirli günlerde zikredin, bunlar teşrik tekbirleridir, Kûrb’ân bayramı arifesinin ikindisinden sonra başlayan teşrik tekbirleri, Allah’ın muhabbeti o günlerde Kâbe-i şerif ve civarında ve Arafat’ta çok büyük şekilde zuhura geliyor hem madde âleminden hem bâtın âlemin’den, oraya gidilir dikkat edilirse orada zikir (v.b.) yapılamaz, orası alış yeri değil veriş yeridir, yani bu şuna benzer üstünüze herşey yağıyor, siz şemsiyeyi üstünüze tutmuş Ya Rabbim bana şunu ver bunu ver diyorsunuz, ne isteyebilirsiniz ki, ne kadar isteyebilirsiniz ki, senin istediğinde, istediğin şeylerin üstünde hesap edilemeyecek kadar çok şeylerde veriliyor, bunlar böyle verilirken sen bunları reddetmiş yani şemsiye açmış oluyorsun, sen yoksun ki orada duayı kim yapacak sonra, yapamazsın gerçekte, ne dua edebilirsin ne de başka bir şey yapabilirsin, işte o sayılı günlerden maksat birisi bu, sadece zâhirî itibarıyla birisi bu, orada kimin istidatı ve kabiliyeti ne yöndeyse o yönde artış oluyor ona da dikkat etmek gerekiyor, eğitim almadan oraya gitmişse yani günlük yaşantısı içinde oraya gitmişse orada aldığı şey yine günlük yaşantısındaki artış oluyor, irfan ehli dünyayı isterken dünya vasıtasıyla Hakk’ı istiyorum der.
İşte o günlerden kasdedilen şeylerden biri bu o gün herkesin gönlünde o muhabbet oluşuyor, gerek bireysel olarak, gerek yerden arzdan arzın muhabbeti yükseliyor, gök ehlinin semavatın muhabbeti yükseliyor, artık bireyselliğinden bir şey yapması söz konusu değil kişinin orada, diğer anlamda Arafat’tan kasıt İnsân-ı Kâmil olduğundan ne zaman ona ulaşmışsan, ne zaman bir İnsân-ı Kâmil ile irtibat kurmuşsan işte o senin belirlenmiş zamanlarındır, biz hayatta isek hac farz, bu gönül haccını yapmak zorundayız
Üç türlü eyyam oldu bu durumda, Birisi genel olarak orada buluşulan, Birisi kişinin seyri sülûku anında muhabbet ettiği yere ulaşması, gitmesi, Birisi de sadece kendi şahsında, kendi varlığında Hakk’la birlikte olduğunu idrak ettiği zaman onun haccı yani Arafat’ı bunu ne kadar aklında tutarsa o kadar hac süresini devam ettiriyor hükmünde olur.
Umrenin süresi daha geniştir, çünkü orada Hz. Rasûlüllah’ın âlemlere rahmeti vardır, yani vesile olması vardır, haccın kapısını öyle aralamak var, başka bir ifade ile hac hakikatini yaşamanın orada provası vardır, eğitimi vardır, önce umreye sonra hacca giden kişi ne kadar rahat hac yapıyor, direk hacca gittiği zaman çok zorlanıyordur.
Mina’da kalma günleri, üç dört gün orada bulunmak gerekiyor, eğer o kadar kalamazda iki gece kalırsa biraz acele ederse onun için bir suç teşkil etmez, bu iki gününden birisi daha evvelce Arafat’ta yaşanan hadisenin Arafat’tan sonra gelen Üçüncü durak şeytan taşlama yeri Mina’da günün biri fenâfillâh, biri bakâbillâh, yani orada hem fenâfillâh hem bakâbillâh haliyle oturduğun zaman dönebilirsin diyor.
Ama bunu üçe de çıkartırsan yine günah yoktur, sevap vardır, bunun üçüncüsü yapmak hem fenâfillâh hem bakâbillâh haliyle tekrar oradaki oluşumu yaşamak yani şeytanları taşlamak, şeytan taşlamakta, kişi Arafat’a çıkıp
şeytanları dışarıya attığı zaman bir daha kendisine gelmesinler diye uzaktan taşlamaktır, o taşlardan da yedişer tane atılıyor, her nefis mertebesinden bir tane atmak üzere oluyor.
Muhakkak ki siz ona döndürüleceksiniz, haşrolacak-sınız, yapılması gereken bütün bu işleri hakkıyla yapın, bu işleri yaparken gaflete düşmekten sakının, irfan ehli için bu Âyet zaten tahakkuk etmiş bir Âyettir, toplandınız hükmü vardır, diğerleri için kişi kendi hakikatini ne kadar idrak etmişse toplandığı mertebede o düzeyden olacaktır, burada Cenâb-ı Hakk’ı uzak bir varlık olarak müşahede edenler, bir komutanın önünde toplanan bir cemaat gibi toplanılacağını zanneder, kimileri emirler ile zorla toplanılacağını zanneder ki, öyle de olacak isyan ehli için toplanma, diğerleri muhabbet ehli olarak kendileri gelip toplanacak fakat kendini bilen insânlar zaten bugün Hakk’ta toplandıklarından onlar için bir beis olmayacak, bir başka ifade ile o mertebede olanlar cemaat olarak toplanacaklar, bu cemaatten ayrı bir cemaat olarak, çünkü onlar daha dünyada iken haşroldular, toplandılar yani idrak ve şuurlarında Hakk’ın varlığının kendilerinde olduğunu idrak ederek ilmi bir toplantı yaptılar veya tahkiki yani muhakkak bu işin böyle olduğunu idrak ederek kendi varlığında Zat mertebesi itibarıyla bütün âlemi topladılar.