Ve-iż âteynâ mûsâ-lkitâbe velfurkâne le'allekum tehtedûn(e)
Hani, doğru yolu tutasınız diye Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) ve Furkan'ı vermiştik.
Ve hani bir zamanlar Musa'ya o kitabı ve furkanı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz.
Bakara Suresi'nin 53. ayeti, Allah'ın Hz. Musa'ya Kitap ve Furkan vermesini ve bunun amacını, yani İsrailoğulları'nın doğru yolu bulmasını konu edinir. Ayet, ilahi rehberliğin ve hak ile batılı ayırt etme yeteneğinin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îtâ'' kelimesinin 'vermek, ihsan etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'âtaynâ' ifadesi, Allah'ın Musa'ya Kitap'ı bir lütuf ve ihsan olarak verdiğini, bu verişin sadece bir teslim etme değil, aynı zamanda bir yetkilendirme ve görevlendirme olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âtaynâ' fiilini 'verdik, bahşettik' olarak açıklar. Bu bağlamda, Kitab'ın Musa'ya verilmesi, ilahi bir irade ve kudretle gerçekleşen, özel bir seçilmişliği ifade eden bir eylemdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitâb' kelimesinin 'yazmak' kökünden geldiğini ve 'yazılı olan şey' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın indirdiği vahiyleri, şeriatı ve hükümleri içeren kutsal metinleri ifade eder. Bu ayette 'el-Kitâb', Hz. Musa'ya indirilen Tevrat'ı temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kitâb' kavramının Kur'an'da sadece yazılı bir metin olmaktan öte, ilahi bir buyruk, bir yasa ve bir rehberlik kaynağı olduğunu vurgular. Musa'ya verilen Kitap, İsrailoğulları için bir yaşam kılavuzu ve doğru yolu gösteren bir rehberdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kitâb'ın hem yazılı metni hem de Allah'ın hükümlerini ve emirlerini kapsayan geniş bir anlam taşıdığını belirtir. Ayetteki 'el-Kitâb', sadece bir metin değil, aynı zamanda ilahi bir otorite ve yol gösterici bir sistemdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'furkân' kelimesinin 'ayırmak' kökünden geldiğini ve 'hak ile batılı ayıran şey' anlamına geldiğini ifade eder. Bu ayette Kitap ile birlikte zikredilmesi, Tevrat'ın aynı zamanda bir furkan, yani doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçüt olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'furkân'ın 'ayırma, tefrik etme' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle hak ile batılı, doğru ile eğriyi ayıran ilahi delil veya mucize için kullanıldığını belirtir. Musa'ya verilen Furkan, onun peygamberliğinin bir delili ve İsrailoğulları için doğru yolu gösteren bir ayıraçtır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'furkân'ın semantik alanının 'ayırt etme, açıklama, delil' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Ayetteki 'el-Furkan', sadece bir kitap değil, aynı zamanda ilahi bir ölçüt ve doğruyu yanlıştan ayırma gücü veren bir rehberliktir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hidâyet' kelimesinin 'doğru yolu göstermek' anlamına geldiğini ve 'ihtidâ'' fiilinin ise 'doğru yolu bulmak, hidayete ermek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'tehtedûn' ifadesi, Kitap ve Furkan'ın verilmesinin temel amacının, İsrailoğulları'nın doğru yolu bulmaları ve sapkınlıktan kurtulmaları olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hidâyet' kavramının Kur'an'da sadece bir yol gösterme değil, aynı zamanda ilahi bir lütuf ve doğruya yönelme eylemi olduğunu açıklar. 'Tehtedûn' ifadesi, bu ilahi rehberliğin insan tarafından kabul edilip uygulanmasıyla gerçekleşen bir süreci ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hidâyet'in hem yol gösterme hem de doğru yola girme anlamlarını içerdiğini belirtir. 'Lâallekum tehtedûn' ifadesi, Kitap ve Furkan'ın, insanların doğru yolu bulmaları için bir umut ve beklenti taşıdığını vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
(2/53) Ve iz ateyna MuselKitabe velFurkane le'alleküm tehtedun;
* Hani, doğru yolu tutasınız diye Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve Furkan’ı vermiştik.
Ve Biz Mûsâ’ya kitabı verdik, ve Furkan’ı verdik, umulur ki siz bunlara bakmak sûretiyle yolunuzu bulursunuz yani
hidâyete erersiniz yani bunların içinde olan Hâdî ismini alıp o yoldan gidersiniz, Burada şunu bilmek lâzım ki, tarikat mertebesinde olan bir kişiye de kitap gelebiliyor, kitaptan kasıt ilhamlar yani tarikat mertebesi, Mûseviyyet mertebesi itibarıyla gelen ilhamlar, yeri gelmişken bu ilhamların kaynağı nasıldır ona da bakalım;
Mûsâ (a.s.) doğduktan sonra firavun ve ailesi ona bakıyorlar, yani Mûsâ (a.s.) nefsi emmâre’nin kucağında büyüyor. Mûsâ (a.s.) a fir’âvn’un muhabbet etmesi, “ve elkaytü aleyke mehabbeten minnİY” (Taha,20,39 Âyet) yani “Kendimden bir muhabbet ilka ettim” Âyetinde dediği gibi, işte bu muhabbet Mûsâ (a.s.)ın özünde oldu-ğundan, ondan meydana gelen güzellik Asiye Hatun’uda, fir’âvn’u da cezbetti ve Âsiye Hâtun “umulur ki bu evimize neşe getirir, evlat edinelim” dedi. O güne kadar Mûsâ (a.s.) şahsında rivâyetlere göre Kırkbin çocuğun kesildiği ifade ediliyor, fakat bunların herbiri aynı zamanda Mûsâ (a.s.)a güç, kuvvet oldu, yani Mûsâ (a.s.) fir’avn karşısına çıktığı zaman tek bir fert olarak çıktı ve duasında “Kale Rabbişrahliy sadriy” (Tâhâ,20/27.Ayet) yani “Rabbim sadrımı genişlet” dedi ve kendisi için kesilen o çocukların gücüyle gitti fir’âvn’un karşısına, fir’âvn tek kaldı aslında orada, “Ve iz ateyna Mûsel Kitabe” dediği bu aslında, kendisi namına nefsi emmâre tarafından kesilmiş gibi görülen o bilgiler yani o çocuklar toplandı ve bir kitap halinde Mûsâ kemâle erdiği zaman kendisine verildi ve bunun zâhirdeki ismi Tevrat oldu. Tevrat haberi uzağa ulaştıran tevriyyet demektir, daha evvelki peygamberler sadece kendi kavimleri içine geliyorken, Mûsâ (a.s.) daha geniş kavimlere getirildi, işte şeriat mertebesi itibarıyla kendi bünyende yaptığın faaliyetler, fiziki çalışmalar, tarikat mertebesine girdiğin zaman daha da genişler, yani iç bünyende daha derinlere doğru genişlemeye başladığı zaman o tevriyyet olur, “işte bunu verdik” diyor.
Âyet’in diğer yönden ifadesi ise Mûsâ (a.s.)ın şahsında, tarikat ehline ben gönlümden bir muhabbet ilka ettim yani Zâtımdan “Ben ilka ettim” diyor Cenâb-ı Hakk,
“venefahtü” “veelkaytü” bakın aynı şey yani “Ben ruhumdan verdim” dediği gibi “Ben muhabbetimden verdim” diyor. Âdem (a.s.) a ruhundan veriyor bu ruhaniyetin daha çok faaliyete geçmesi için, daha geniş sahayı kaplaması için Mûseviyyet mertebesinde bir de muhabbet ekleniyor.
Ve Furkan’ı verdik, buradaki Furkan’dan kasıt Mûseviyyet mertebesine kadar gelen bilgileri birbirinden ayırmak ve farklı hallerde tatbik etmek demek, Âdemiyyet, Nûhiyyet, İdrisiyyet, daha sonra İbrâhîmiyyet bilgisi yani tevhidi ef’âl ve Mûseviyyet bilgisi olan tevhidi esmâ bilgisi. Bunların da farklılıklarını verdik, yani sana kadar her mertebenin bilgisini ayrı ayrı verdik hem mücmel olarak Tevrat’ta verdik, hem de bu mertebelerin hakikatlerini ayrı ayrı izah ederek verdik demektir, Bizdeki Furkan’da Mûseviyyetten sonra İseviyyet ve Muhammediyyet mertebelerini de sana ayrı ayrı anlattık demek, bizdeki Furkan yani Kûr’ân’ın Furkan’ı, mertebeleri ayıran demektir, eğer öyle bir şey olmasa herşey birbirine karışır, hangi mertebede hangi ilim geçerli olur bilinmez, yani hangi hastalığa hangi ilaç verilecek bilinmez, işte Furkan bu meseleyi yerlerinde kullanmaktır.
Umulurki bu toplu olarak verilen kitap ve içerisinde ayrı ayrı mertebeleri olan kitapta yerinizi bulursunuz da HidÂyete erersiniz, tarikat mertebesi itibarıyla.