Velekad enzelnâ ileyke âyâtin beyyinât(in)(s) vemâ yekfuru bihâ ille-lfâsikûn(e)
Andolsun, biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkar eder.
Şanım hakkı için sana çok açık âyetler; parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onları inkâr etmez.
Bakara 99. ayet, Kur'an'ın apaçık delillerini ve bu delilleri inkar edenlerin vasfını ele almaktadır. Ayet, ilahi vahyin netliğini ve ona karşı çıkanların ahlaki durumunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nüzul (نزول), yüksek bir yerden aşağıya inmek demektir. Allah'ın 'enzelnâ' (indirdik) ifadesi, vahyin ilahi katından peygamberine gönderilişini, yani Kur'an'ın kaynağının yüceliğini ve içeriğinin kutsallığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Kur'an'ın beşer sözü değil, ilahi bir kelam olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Enzelnâ (أنزلنا) fiili, mecazi olarak bir şeyi bir yere yerleştirmek, onu sabit kılmak anlamında da kullanılır. Ayetteki 'ayetleri indirdik' ifadesi, bu ayetlerin peygamberin kalbine ve zihnine yerleştirilmesi, orada kök salması ve tebliğ için hazır hale getirilmesi anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), bir şeyin varlığına delalet eden açık alamet ve nişan demektir. Kur'an'da ise hem Allah'ın kudretini gösteren evrensel deliller hem de Kur'an'ın mucizevi cümleleri için kullanılır. Bu ayette 'ayetler' ifadesi, Kur'an'ın kendisinin apaçık bir delil ve mucize olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyât (آيات), Kur'an'ın bölümleri ve cümleleri olup, her biri kendi içinde bir delil ve ibret taşır. Ayetteki 'apaçık ayetler' ifadesi, bu ayetlerin anlamlarının ve mesajlarının netliğini, herhangi bir şüpheye mahal bırakmayacak kadar açık olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ayet' kavramı, sadece metinsel birimler değil, aynı zamanda Allah'ın evrendeki yaratıcı gücünün ve iradesinin somut tezahürleri olarak da anlaşılır. Bu ayetteki 'ayetler', hem Kur'an'ın kendisinin ilahi bir işaret oluşunu hem de içerdiği hakikatlerin apaçık deliller olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyân (بيان), bir şeyin açıklığa kavuşması, netleşmesi demektir. 'Beyyinât' (apaçıklar) ise, kendiliğinden açık olan, başka bir açıklamaya ihtiyaç duymayan delillerdir. Ayetteki 'ayetlerin beyyinât olması', onların hakikati ortaya koymada hiçbir kapalılık taşımadığını, herkesin anlayabileceği bir netlikte olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Beyyinât (بينات), hem lafızları hem de manaları itibarıyla açık olan, hak ile batılı ayıran delillerdir. Bu ayetteki kullanımı, indirilen ayetlerin sadece var olmakla kalmayıp, aynı zamanda hakikati apaçık bir şekilde ortaya koyduğunu, dolayısıyla inkar edenlerin mazeretinin olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir şeyi örtmek demektir. Dini bağlamda ise, Allah'ın nimetlerini veya hakikati örtmek, yani inkar etmek anlamına gelir. Ayetteki 'yekfuru' (inkar eder) fiili, apaçık ayetlere rağmen onları reddetmeyi, hakikati bile bile gizlemeyi ve nankörlük etmeyi ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Küfr (كفر), bir şeyi gizlemek, örtmek anlamından türemiştir. Kur'an'da ise, Allah'ın birliğini, peygamberliğini veya indirdiği ayetleri reddetmek manasında kullanılır. Bu ayetteki 'inkar eder' ifadesi, apaçık delillere karşı körlük etmeyi, onları görmezden gelmeyi ve kabul etmemeyi anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfr kavramı, Kur'an'da sadece bir inançsızlık durumu değil, aynı zamanda ahlaki bir tutum olarak da ele alınır. Hakikati bile bile reddetmek, Allah'ın lütuflarına karşı nankörlük etmek ve bu yolla kendini doğru yoldan saptırmak anlamlarını içerir. Ayetteki inkar, bu ahlaki yozlaşmanın bir sonucudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fısk (فسق), bir şeyin kabuğundan çıkması, dışarıya taşması demektir. Dini bağlamda ise, Allah'ın emrinden çıkmak, itaatten ayrılmak ve günah işlemek anlamına gelir. Ayetteki 'fâsikûn' (yoldan çıkmışlar) ifadesi, apaçık ayetleri inkar edenlerin, Allah'ın çizdiği sınırlardan dışarı çıkmış, ahlaki ve dini olarak yozlaşmış kişiler olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fâsık (فاسق), Allah'ın emirlerine karşı gelerek haddi aşan, doğru yoldan sapan kimsedir. Bu ayetteki 'fâsikûn' tanımı, apaçık ayetleri inkar etmenin sadece bir inanç meselesi değil, aynı zamanda ahlaki bir sapma ve Allah'a karşı gelme eylemi olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Fısk (فسق), şeriatın sınırlarını aşmak ve itaatten çıkmaktır. Fâsıklar, Allah'ın apaçık delillerini gördükleri halde onları inkar ederek, kendilerini doğru yoldan uzaklaştırmış ve ilahi emirlere karşı gelmişlerdir. Bu durum, onların bilinçli bir sapma içinde olduklarını gösterir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَلَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلاَّ الْفَاسِقُونَ
(2/99) Ve lekad enzelna ileyke ayatin beyyinatin, ve ma yekfuru Biha illelfasikun;
* Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.
Andolsun ki, Burada yeminden maksat şek ve şüphe olmasın ki , kuvvetli olarak belirtiyor Cenâb-ı Hakk
Biz indirdik sana, Âyetleri ve açık beyanları indirdik, bu hakikatları ancak fasıklar inkâr eder.
Biz indirdik sana, tabi burada ilk muhattab Hz. Peygamber (s.av.), fakat Hz.Peygamber (s.a.v) zâhir olarak şu an yeryüzünde yok, fakat herbirerlerimizin ümmeti Muhammed olması hasebiyle bâtını bizde, bâtıni bizde ise zâhirî de o demektir artık, şekil o şekil değil ama mânâ itibarıyla herbirerlerimiz Hakkikati Muhammedinin birer şualarıyız, yani birer zuhur mahalleriyiz, ayrıca Zat mertebesi itibarıyla havi’yiz Hakkikati Muhammediye hepimizi, kendimizi küçük görmeyelim, o kadar açık diyorki, Biz indirdik, sana, buna artık ne şifre lâzım ne anahtar lâzım, dinlemesini bilmek lâzım, duymak lâzımdır.
Açık âyetler indirdik, beyanlar indirdik, âyet nedir,? Kûr’ân, Kûr’ân’da zâten Zattır, Zatı anlatan açıklayan beyenlar indirdik herbirerlerinize ayrı ayrı.
Dışarıdan gelen bir indirmede değil aslında, sizin yapınıza indirdik, yapınıza koyduk, işte senin ta kendin İlâh-î ûyetten başka bir şey değilsin diye açık olarak söylüyor, ûyetler diyor yani Allah Teâlânın değişik yönleriyle bilgileri, tek de değil bir çok bilgileri size indirdik, kalbinize indirdik diyor, ve bunların izahları olarak beyanlar.
Şeriat mertebesi itibarıyla şer’i bilgiler olarak bütün insânlara geldi, Tarikat mertebesi itibarıyla velilere geldi, yani muhabbetullah mertebesinden velilere geldi , Hakkikat mertebesi itibarıyla Rasûllüllah (s.a.v.) in varislerine geldi, Marifetullah Zat mertebesi itibarıylada Hz.Rasûlullah’ın şahsına geldi, Demek ki her mertebede olan kimseye o mertebenin gereği ve hakikati itibarıyla inmekte, bu ne muhteşem bir hadisedir.
Efendimize (s.a.v.) gelen Zat mertebesi tabii o
mertebe kapsamı itibarıyla bütün mertebeleride kapsamı na alıyordur, onun varislerine sıfat mertebesi itibarıyla ve onların varislerine yani velilere tarikat mertebesi itibarıyla, ümmet-i Muhammede’de şeriat mertebesi itibarıyla, Cenâb-ı Hakk bizâtihi kişiye sana şu geldi diye hitap ediyor.
Âyetlerimi indirdim, Âyet işaret demektir, işaretlerimi indirdim, Ulûhiyyet işaretlerini indirdim, Allah’lık işaretlerini indirdim, demektir, bir Âyette ”Safa ve Merve Allah’lık işaretleridir” deniyor ayrıca Allah’ın işaretle-rindendir, diye de geçer ama esas Ulûhiyyet işaretlerin-dendir, demektir.
Ve açık beyanlar olarak, yani şek şüphe olmayan, hiç izah gerektirmeyen, üzerinde tereddütlere mahal olmayacak şekilde ilimler indirdik size, hakikatler indirdik deniyor, işte kim hangi mertebede ise Cenâb-ı Hakk’ın ilhamını ve idrakini o yaşadığı mertebeden o yaşadığı düzeyden alır yalnız burada tabii ki bir eğitim söz konusu, aldığı şeyin ilham mı, evham mı olduğunu bilsin, eğer tam kendine güveni yoksa aldığı bilgiyi sorması lâzımdır, içime şöyle şöyle bir his geldi, bunun hakikati nedir diye bir ölçü alması lâzımdır, belirli bir yerlere gelmişse zâten kendisi onun ilham mı, evham mı olduğunu ayırabilir.
Şu kısacık Âyetin içerisinde insânın iç bünyesi itibarıyla o kadar muhteşem bir yaşam sistemi var ki, hayrettir.
Fasıklar bunun böyle olmadığını böyle bir şey olamayacağını söylerler ve bu hakikati inkar ederler, fasık bozguncu demektir, senin varlığındaki İlâh-î hakikatleri kendi nefsine maletmek sûretiyle hakikatin bozguncuları, işte kendi varlığının hakikatini bozduğu için gelen hakikat bilgilerini bozmuş oluyor, inkâr ediyor, dolayısıyla kendisine bu bilgiler ulaşamamış oluyor, çünkü kendisi, bu sistemi inkâr ettiği için kendine bu kapıyı kapatmış oluyor.