Fekulnâ yâ âdemu inne hâżâ ‘aduvvun leke velizevcike felâ yuḣricennekumâ mine-lcenneti feteşkâ
Biz de şöyle dedik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun."
Biz de (Âdem'e) şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)."
Bu ayet, Adem ve eşinin cennetteki durumunu ve şeytanın onlara karşı düşmanlığını vurgulayarak, cennetin nimetlerini ve oradan çıkarılmanın olumsuz sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'düşman', 'cennetten çıkarma' ve 'bedbaht olma' kavramları üzerinden ilahi bir uyarıyı ve bu uyarının semantik boyutlarını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عدو' kelimesinin 'عدو' kökünden geldiğini ve 'haddi aşmak, tecavüz etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'هَـٰذَا عَدُوٌّ' ifadesi, şeytanın Adem ve eşine karşı haddi aşan, onlara zarar vermeyi amaçlayan bir düşman olduğunu vurgular. Bu, sadece bir karşıtlık değil, aktif bir düşmanlık ve zarar verme kastıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'عدو' kelimesini 'düşman' olarak açıklar ve bu kelimenin hem tekil hem de çoğul için kullanılabileceğine işaret eder. Ayetteki bağlamda, şeytanın Adem ve eşine karşı olan düşmanlığı, onların cennetten çıkarılmasına yol açacak bir eylemi tetikleyecek niteliktedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'düşman' (عدو) kavramının sadece bir karşıtlığı değil, aynı zamanda aktif bir muhalefeti ve ilahi düzene karşı gelmeyi ifade ettiğini belirtir. Şeytanın 'عدو' olarak nitelendirilmesi, onun Allah'ın emrine karşı gelerek Adem'e secde etmemesi ve insanı saptırma çabasıyla doğrudan ilişkilidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'يُخْرِجَنَّكُمَا' fiilinin 'çıkarmak' anlamında kullanıldığını ve burada cennetten çıkarılma eylemini kesin bir dille ifade ettiğini belirtir. Bu, sadece bir ayrılma değil, ilahi bir hükümle belirli bir mekandan uzaklaştırılmadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خروج' kelimesinin 'bir şeyin bulunduğu yerden ayrılması' anlamına geldiğini ve 'ihrac'ın ise 'bir şeyi dışarı çıkarmak' olduğunu açıklar. Ayetteki 'فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلْجَنَّةِ' ifadesi, şeytanın vesvesesiyle Adem ve eşinin cennetten çıkarılma tehlikesini, yani ilahi lütuf ve nimetlerden mahrum kalma durumunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'çıkarmak' fiilinin Kur'an'da genellikle bir yerden zorla veya bir sebeple uzaklaştırma anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanım, şeytanın kışkırtması sonucu cennetten çıkarılmanın, ilahi bir ceza veya sonucun bir parçası olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جنة' kelimesinin 'örtmek, gizlemek' anlamındaki 'جنّ' kökünden geldiğini ve ağaçları ve bitkileriyle yeri örttüğü için bahçeye bu ismin verildiğini belirtir. Ayetteki 'مِنَ ٱلْجَنَّةِ' ifadesi, Adem ve Havva'nın içinde bulundukları, nimetlerle dolu ve gözlerden gizli olan o özel mekanı ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'جنة' kelimesinin 'bahçe' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle cennet olarak adlandırılan ahiret yurdunu ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki kullanım, Adem'in yaratıldığı ve ilk ikamet ettiği, nimetlerle dolu olan o özel bahçeyi işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'جنة' kelimesinin 'gizli ve örtülü yer' anlamından türediğini ve cennetin de gözlerden gizli, ağaçlarla örtülü bir mekan olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, cennet, Adem ve eşinin huzur içinde yaşadığı, her türlü nimetin bulunduğu, ancak şeytanın vesvesesiyle kaybedilme tehlikesi olan bir yerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'شقاء' kelimesinin 'zorluk, sıkıntı, bedbahtlık' anlamına geldiğini ve 'saadet'in zıttı olduğunu belirtir. Ayetteki 'فَتَشْقَىٰٓ' ifadesi, cennetten çıkarılmanın Adem için getireceği zorlukları, sıkıntıları ve bedbahtlığı, yani cennetin nimetlerinden mahrum kalmanın acısını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'شقاء' kelimesinin 'mutsuzluk, zorluk ve sıkıntı içinde yaşama' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'فَتَشْقَىٰٓ' ifadesi, cennetin rahat ve nimet dolu ortamından mahrum kalmanın, Adem için dünyevi bir sıkıntı ve zorluk dönemi başlatacağını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'شقاء' kavramının sadece fiziksel bir zorluğu değil, aynı zamanda ruhsal bir mutsuzluğu ve ilahi rızadan uzaklaşmayı ifade ettiğini belirtir. Adem'in cennetten çıkarılmasıyla 'bedbaht' olması, onun ilahi lütuf ve huzurdan mahrum kalması, dünyevi sıkıntılarla yüzleşmesi anlamına gelir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/117) “Bunun üzerine, dedik: “Ey Âdem! Muhakkak ki bu (şeytan), senin için ve zevcen (eşin) için düşmandır. Sonra sakının (dikkât edin ki) sizin ikinizi (de) cennetten çıkarmasın. O zaman şakî olursunuz.” 90
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ
(İnne leke ellâ tecûa fîhâ ve lâ ta’râ.)