Kâle ‘ilmuhâ ‘inde rabbî fî kitâb(in)(s) lâ yadillu rabbî velâ yensâ
Musa, şöyle dedi: "Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz."
Musa dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz."
Tâhâ Suresi'nin 52. ayeti, Allah'ın ilminin mutlak ve eksiksiz olduğunu vurgular. Ayet, 'ilim', 'kitap', 'dalalet' ve 'nisyan' gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi bilginin kuşatıcılığını ve hata ile unutmadan münezzeh oluşunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlanır. Bu ayetteki 'ilmuhâ' ifadesi, geçmiş ümmetlerin akıbetleri ve yaratılışın sırları gibi, beşer idrakini aşan her türlü bilginin Allah katında eksiksiz bir şekilde mevcut olduğunu ifade eder. Allah'ın ilmi, her şeyi kuşatır ve hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi edinme eylemini değil, aynı zamanda mutlak ve aşkın bir bilgiye sahip olma durumunu da ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ilm' kelimesi, Allah'ın geçmiş ve geleceğe dair her şeyi kapsayan, yanılmaz ve eksiksiz bilgisine işaret eder; bu bilgi, insan bilgisinden niteliksel olarak farklıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kitap, burada mecazi olarak, Allah'ın ilminde her şeyin sabit ve değişmez bir şekilde bulunduğunu ifade eder. Bu, yazılı bir belge olmaktan ziyade, ilahi takdirin ve bilginin kesinliğini ve kayıtlılığını simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kitap, 'yazmak' kökünden gelir ve burada Allah'ın ilminde her şeyin belirlenmiş ve kaydedilmiş olduğunu ifade eder. Ayetteki 'fî kitâbin' ifadesi, geçmiş nesillerin akıbetleri ve tüm olayların, Allah'ın ezeli ilminde, tıpkı yazılı bir metin gibi, eksiksiz ve değişmez bir şekilde bulunduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kitap' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, 'Levh-i Mahfuz' veya 'ilahi kayıt' anlamında olup, Allah'ın her şeyi kuşatan ve hiçbir şeyi unutmayan ilmini sembolize eder. Geçmiş ve gelecek tüm olaylar, bu ilahi 'kitap'ta mevcuttur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dalalet, doğru yoldan sapmak, kaybolmak veya hata etmek anlamına gelir. Bu ayette 'lâ yedıllu Rabbî' ifadesi, Allah'ın ilminin mutlak olduğunu, O'nun hiçbir zaman hata yapmadığını, şaşırmadığını ve doğru bilgiden sapmadığını vurgular. Allah'ın bilgisi, eksiksiz ve hatasızdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalalet, doğru yoldan ayrılmak, kaybolmak veya bir şeyi yanlış bilmek demektir. Ayetteki 'lâ yedıllu Rabbî' ifadesi, Allah'ın ilminin kusursuzluğunu ve O'nun asla bir şeyi yanlış anlamadığını, şaşırmadığını veya bilgisinde bir eksiklik olmadığını ifade eder. Bu, ilahi bilginin mutlak doğruluğunu pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nisyan, unutmak, akıldan çıkarmak anlamına gelir. 'Lâ yensâ' ifadesi, Allah'ın ilminin zaman ve mekanla sınırlı olmadığını, geçmiş ve gelecekteki hiçbir şeyi unutmadığını belirtir. Bu, Allah'ın her şeyi kuşatan ve sürekli olan ilmini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nisyan, bir şeyi akıldan çıkarmak, unutmak demektir. Ayetteki 'lâ yensâ' ifadesi, Allah'ın ilminin mutlak kemalini ve O'nun hiçbir şeyi, ne kadar küçük olursa olsun, unutmadığını vurgular. Bu, ilahi bilginin sürekliliğini ve eksiksizliğini ifade eder, zira unutmak bir eksikliktir ve Allah bundan münezzehtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nisyan, bir şeyin zihinden silinmesi veya hatırlanamamasıdır. Allah hakkında 'lâ yensâ' denilmesi, O'nun ilminin her şeyi kuşattığını ve hiçbir şeyin O'nun ilminden kaçmadığını, zamanla kaybolmadığını ifade eder. Bu, Allah'ın ilminin ebedi ve değişmez olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.