Kâlû in hâżâni lesâhirâni yurîdâni en yuḣricâkum min ardikum bisihrihimâ veyeżhebâ bitarîkatikumu-lmuślâ
Şöyle dediler: "Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar."
(Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun'u göstererek şöyle) dediler: "Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar."
Tâhâ Suresi'nin 63. ayeti, Firavun'un adamlarının Hz. Musa ve Harun'u sihirbazlıkla itham ederek, onların amacının halkı yurtlarından çıkarmak ve dinlerini değiştirmek olduğunu iddia etmelerini anlatır. Ayet, 'sihir', 'çıkarmak' ve 'yol/din' gibi temel kavramlar üzerinden bu ithamın içeriğini ve Firavun'un adamlarının motivasyonunu ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sihr' kelimesinin aslen, sebebi gizli olan ve gözden saklanan her şey için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'sâhirân' ise, bu gizli ve aldatıcı yollarla insanları etkilemeye çalışan kişiler için kullanılmıştır, Firavun'un adamlarının Musa ve Harun'un mucizelerini bu kategoriye sokma çabasını yansıtır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sihr' kelimesinin mecazi olarak 'gözbağcılık' ve 'aldatma' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanım, Firavun'un adamlarının Musa ve Harun'un getirdiği hakikatleri bir aldatmaca olarak gösterme gayretini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ihrâc' kelimesinin bir şeyi bulunduğu yerden zorla uzaklaştırmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Firavun'un adamları, Musa ve Harun'un sihirleriyle halkı vatanlarından kopararak düzenlerini bozmayı hedeflediklerini ileri sürmektedirler.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hurûc'un bir şeyin kendi mekanından ayrılması olduğunu ve 'ihrâc'ın ise başkası tarafından çıkarılması olduğunu açıklar. Ayetteki 'yuhricâkum' ifadesi, Musa ve Harun'un halkı kendi iradeleri dışında, zorla yurtlarından çıkarma niyetinde oldukları şeklindeki yanlış algıyı yansıtır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ard' kelimesinin üzerinde yaşanılan, ekilen ve biçilen yer olduğunu belirtir. Ayetteki 'ardıkum' ifadesi, Firavun'un adamlarının halkın aidiyet duygusunu ve vatan sevgisini kışkırtarak Musa ve Harun'a karşı bir cephe oluşturma çabasını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ard' kelimesinin hem genel olarak yeryüzü hem de belirli bir kavmin yaşadığı toprak parçası anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanım, Firavun'un adamlarının halkın 'kendi toprakları' olarak gördüğü Mısır'dan çıkarılma tehdidini vurgulayarak, onları Musa ve Harun'a karşı harekete geçirmeyi amaçladığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tarîka' kelimesinin hem maddi yol hem de manevi yol, mezhep ve din anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tarîkatikum' ifadesi, Firavun'un adamlarının, Musa ve Harun'un getirdiği yeni dinin, mevcut inanç sistemlerini ve yaşam tarzlarını ortadan kaldıracağı korkusunu yayma çabasını yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tarîka' gibi kelimelerin Kur'an'da sadece fiziksel bir yolu değil, aynı zamanda bir yaşam biçimini, bir inanç sistemini ve bir dünya görüşünü ifade ettiğini vurgular. Ayetteki kullanım, Firavun'un adamlarının, Musa ve Harun'un getirdiği mesajın sadece siyasi bir tehdit değil, aynı zamanda kültürel ve dini bir yıkım getireceği algısını yaratma amacını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'müslâ' kelimesinin 'emsel' (en güzel, en üstün) kelimesinin müennesi olduğunu ve 'en iyi örnek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tarîkatikumü'l-müslâ' ifadesi, Firavun'un adamlarının kendi dinlerini ve geleneklerini yücelterek, Musa ve Harun'un bu 'üstün' düzeni bozma tehdidini abartma çabasını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'müslâ' kelimesinin bir şeyin en mükemmel ve örnek teşkil eden hali için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Firavun'un adamları, kendi inanç ve yaşam biçimlerini 'en üstün' olarak tanımlayarak, halkın bu 'üstün' değerlere yönelik bir saldırı algısı oluşturmayı ve onları Musa ve Harun'a karşı mobilize etmeyi amaçlamaktadır.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/63) “Bu ikisi gerçekten iki sihirbazdır. Sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve üstün olan tarikâtınızı (yolunuzu, dîninizi), yok etmek istiyorlar.” dediler.”