Cennâtu ‘âdnin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ(c) veżâlike cezâu men tezekkâ
(75-76) Her kim de O'na salih ameller işlemiş bir mü'min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.
Adn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükafatıdır. Meâli Şerifi
Tâhâ Suresi'nin 76. ayeti, iman ve salih amellerle gelenlerin ahiretteki mükafatını, özellikle de Adn cennetlerini ve arınmanın karşılığını vurgulamaktadır. Ayet, cennetin niteliklerini ve bu mükafatın kimlere verileceğini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'c-n-n' kökünün temel anlamının 'örtmek, gizlemek' olduğunu belirtir. Cennetin bu kökten türemesi, ağaçların toprağı örtmesi ve gözden gizlemesi nedeniyledir. Ayetteki 'cennât' kelimesi, ahiretteki mükafat yurdu olan, güzellikleri ve nimetleri ile örtülü bahçeleri ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cennât' kelimesinin 'bahçeler' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle ahiret yurdu olan cenneti ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, müminlere vaat edilen ebedi ikametgahın güzelliğini ve çokluğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'adn' kelimesinin 'ikamet etmek, yerleşmek' anlamından geldiğini ve 'Cennâtü Adn' ifadesinin, içinde sürekli kalınacak, ebedi ikametgah olan cennetler anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'Adn' kelimesi, cennetin geçici değil, kalıcı bir yurt olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'adn' kökünün 'bir yerde yerleşmek, ikamet etmek' anlamını taşıdığını ve 'Adn cennetleri'nin, Allah'ın dostları için hazırladığı, ebediyen kalacakları makamlar olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, bu kelime cennetin en üstün ve kalıcı mertebelerinden birini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'h-l-d' kökünün 'ebedi kalmak, devamlı olmak' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'hâlidîn' kelimesi, cennetteki ikametin geçici değil, sonsuz olduğunu, nimetlerin kesintiye uğramayacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hulûd' kelimesinin 'bir şeyin bozulmadan, değişmeden uzun süre kalması' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'hâlidîn' kelimesi, cennet ehlinin orada ölüm, hastalık veya herhangi bir eksiklik olmaksızın sürekli yaşayacaklarını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'c-z-y' kökünün 'bir fiilin karşılığını vermek' anlamına geldiğini belirtir. Bu karşılık, iyilik için mükafat, kötülük için ceza olabilir. Ayetteki 'cezâü' kelimesi, iman eden ve salih amel işleyenlerin hak ettikleri olumlu karşılığı, yani cenneti ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cezâ' kelimesinin Kur'an'da genellikle yapılan amellerin sonucunu ifade etmek için kullanıldığını ve bağlama göre olumlu veya olumsuz bir karşılığı işaret ettiğini belirtir. Bu ayette, 'cezâü' kelimesi, 'tezekkâ' edenlerin, yani arınanların elde edeceği mükafatı açıkça belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'z-k-v' kökünün Kur'an'daki temel anlamının 'arınmak, temizlenmek, büyümek ve gelişmek' olduğunu belirtir. 'Tezekkâ' fiili, kişinin nefsini kötü ahlaktan arındırarak manevi olarak yücelmesini ve olgunlaşmasını ifade eder. Ayetteki kullanımı, cennete layık olmanın temel şartlarından biri olan ahlaki ve manevi temizliği vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tezkiye' kelimesinin 'temizlemek, arındırmak ve bereketlendirmek' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'men tezekkâ' ifadesi, günahlardan arınan, nefsini ıslah eden ve Allah'a itaatle temizlenen kişileri kasteder ki, bu kişiler cennet mükafatına layık görülürler.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/76) “İçinde ebedî kalacakları, altından nehirler akan adn cennetleri vardır. Ve işte bu, tezkiye olanların mükâfatıdır.”