İçeriğe atla
Tâhâ 8Cüz 16 · Sayfa 312

Tâhâ Sûresi 8. Âyet

طه

Sohbete sor

(A)llâhu lâ ilâhe illâ hu(ve)(s) lehu-l-esmâu-lhusnâ

Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. En güzel isimler O'nundur.

Tâ-Hâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Âyet-i Kerîme’ye biraz dikkatli baktığımız zaman bir tanıtım yapıldığını görmekteyiz. Burada Ahadiyyet mertebesi, Ulûhiyyet mertebesini açığa çıkartıp isimleri yönünden Esmâ mertebesi itibarile tanıtımını yapmaktadır ki, bu da Ahadiyyetin Ulûhiyette ki zuhurudur. Zât-ı mutlak Ahadiyyet mertebesinde sadece tekliği yönünden “Ahad” ismini almaktadır. Zuhur yönünden Vahidiyyet bir’lik mertebesine tenezzül ettiği zaman burada Zâtının ismi olan Ulûhiyyet olarak İlâhlığının ismini kendi, kendine, vermiş olmaktadır. Çünkü orada ne isim alacak ne de isim verecek ayrı bir varlık yoktur.

İşte Zât-ı Ahadiyye bu mertebeyi kasdederek kendisinin şahitliğinde açık olarak mertebe verdiği bu hakikati açık olarak ilân ediyorki, ondan başka ilâh yoktur. Çünkü bu mertebeyi oluşturan Ahad’dır ve ondan başka bir Ahad daha olmadığı için ikinci bir ilâh meydana getirecek başka bir makam da yoktur. Oyüzden mutlak ilâh tektir. Ve bu İlâh’ın Zât-î ve câmî ismide “Allahtır.” Ve Âyet-i Kerîme’nin tanıtımı devam ederek, Ulûhiyyetin bütün âlemlerde tasarruf edebilmesi için birçok özelliğe sahip olması gerekmektedir. İşte bu özelliklerin tanıtımı da evvelâ o isimlerle olmaktadır. Daha sonra bu isimlerin mânâlarının her birerlerin faliyyete geçip kendi alanlarında tasarruf etmeleri bu âlemlerin faaliyyet’e geçmelerini sağlamaktadır. İşte bu yüzden (Esmâ’ül hüsnâ) en güzel isimler onundur. Ve bu isimleride gene Zât-ı Ahadiyyet Zât-ı Ulûhiyyet’e vermiştir. Bunları verecek gene Zât-ı Ahadiyye’den başka bir makam olmadığından güzel isimler de sadece onun dur. Bundan kasıt onların sahibi ve mutasarrıfıdır. Bilindiği gibi faaliyyet olması için zıtlıklar lâzımdır çünkü hareket ve hayat zıtlıklarla meydana gelmektedir. Birbirine zıt olan isimlerin hepsi kendi hakikatleri cihetinden güzeldir. Zât-ı Ahadiyye, Zât-ı Ulûhiyyet’e zâten eksik ve yanlış bir şey vermez. Eğer böyle bir şey görüyor isek o bizim göreceli yanlışlığımız ve eksikliğimizdir.


وَهَلْ أَتَيكَ حَدِيثُ مُوسَى

(Ve hel etâke hadîsu mûsâ.)

(Tâ-Hâ, 20/9) “Sana Mûsâ’nın haberi geldi mi?”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)