Velûtan âteynâhu hukmen ve'ilmen venecceynâhu mine-lkaryeti-lletî kânet ta'melu-lḣabâ-iś(e)(k) innehum kânû kavme sev-in fâsikîn(e)
Biz, Lut'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah'ın emrinden çıkan kimseler) idiler.
Biz Lût'a da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar kötü, fasık bir kavimdi.
Enbiyâ Suresi 74. ayet, Hz. Lut'a verilen hikmet ve ilmi, onun ahlaksız bir toplumdan kurtarılmasını ve bu toplumun 'kötü' ve 'fâsık' niteliklerini vurgular. Ayet, peygamberliğin temel unsurları olan ilim ve hikmetin yanı sıra, toplumsal yozlaşmanın ve ilahi kurtuluşun dilbilimsel boyutlarını ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hükm' kelimesini 'hikmet' ve 'adalet' anlamlarıyla ilişkilendirir. Ayetteki 'hükmen' ifadesi, Hz. Lut'a verilen peygamberlik görevinin bir parçası olarak, doğruyu yanlıştan ayırma, adil hükümler verme ve ilahi iradeye uygun hareket etme yeteneğini belirtir. Bu, sadece bilgi değil, aynı zamanda bu bilgiyi doğru kullanma becerisidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'hükm'ü 'bir şeyi yerli yerine koymak' ve 'doğru karar vermek' olarak açıklar. Hz. Lut'a verilen 'hükm', onun peygamberlik misyonunda karşılaştığı ahlaki yozlaşma karşısında doğru yolu bulma ve toplumu uyarma yetkisini ve yeteneğini gösterir. Bu, ilahi bir lütuf olarak ona bahşedilen bir idrak ve yönetim gücüdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ilm'i 'cehaletin zıddı' olarak tanımlar ve Kur'an'da peygamberlere verilen ilmin, ilahi vahiy ve hakikat bilgisi olduğunu belirtir. Hz. Lut'a verilen 'ilmen', onun kavminin işlediği çirkin fiillerin yanlışlığını ve ilahi azabın kaçınılmazlığını idrak etmesini sağlayan, Allah katından gelen özel bir bilgidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'ilm' kavramının sadece teorik bilgi olmadığını, aynı zamanda 'hikmet' ile iç içe geçmiş pratik bir idrak olduğunu vurgular. Hz. Lut'a verilen 'ilmen', onun kavminin ahlaki sapkınlığını anlamasını ve onlara karşı doğru tebliğ yöntemini belirlemesini sağlayan, hem dini hem de ahlaki boyutları olan bir bilgidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'karye' kelimesinin bazen 'şehir' anlamında kullanıldığını, ancak Kur'an'da genellikle 'o şehrin halkı' anlamında mecazi olarak da kullanılabileceğini belirtir. Bu ayette 'el-karye', hem fiziki yerleşim yerini hem de içinde yaşayan, çirkin işler işleyen topluluğu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'karye'nin Kur'an'da genellikle 'şehir' veya 'kasaba' anlamında kullanıldığını, ancak bağlama göre o yerleşim yerinin sakinlerini de kapsayabileceğini ifade eder. Burada 'el-karye', sadece coğrafi bir mekan değil, aynı zamanda ahlaki çöküntüye uğramış bir topluluğun sembolüdür.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'habîs' kelimesini 'pis, kötü, çirkin' olarak açıklar. 'el-habâis' ise bu tür kötü fiillerin çoğuludur. Ayetteki kullanımı, Lut kavminin işlediği, toplumun temel ahlaki değerlerine aykırı olan ve ilahi gazabı celbeden iğrenç eylemleri vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'habâis'in 'haram olan, nefret edilen ve çirkin görülen şeyler' anlamına geldiğini belirtir. Lut kavmi bağlamında bu kelime, onların fıtrata aykırı cinsel sapkınlıklarını ve diğer ahlaki bozukluklarını kapsayan geniş bir kötülük yelpazesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fısk' kelimesini 'doğru yoldan çıkmak, Allah'ın emrinden dışarı çıkmak' olarak tanımlar. 'Fâsikîn' ise bu eylemi gerçekleştirenlerdir. Ayetteki 'fâsikîn' ifadesi, Lut kavminin sadece günah işlemekle kalmayıp, ilahi sınırlara tecavüz ederek tamamen yoldan çıkmış, isyankar bir topluluk olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fısk'ın Kur'an'da 'Allah'ın koyduğu sınırları aşma' ve 'ilahi düzene karşı gelme' anlamında kullanıldığını açıklar. Lut kavminin 'fâsikîn' olarak nitelendirilmesi, onların sadece ahlaki olarak yozlaşmakla kalmayıp, aynı zamanda ilahi otoriteye karşı gelerek dini ve ahlaki düzeni tamamen reddettiklerini gösterir.
Enbiyâ Sûresi
“Velûtan âteynâhu hukmen ve’ilmen venecceynâhu mine-lkaryeti-lletî kânet ta’melu-lhabâ-is(e) innehum kânû kavme sev-in fâsikîn(e)” Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler. (21/74)
Fusûs’ul Hikem Lut Fassında ki hikmet;
Bu yüksek fass Lût Kelimesinde mevcût olan "melkiyye hikmet"inden bahsetmektedir. Ve "melk" (mîm) harfinin üstün harekesiyle ve (lâm) harfinin sükûnu ile "şiddet" ma‟nâsınadır. Ve "melkiyye hikmeti"nin Lût Kelimesi ile bağlantılı olmasının sebebi budur ki: Lût kavmi, tabîat işleri ve hayvâni şehvetler ile uğraşmak sûretiyle yeryüzünde fesâd ettiler. Lût (a.s.) onları hayvanlıktan insanlığa da'vet etti. İnsâni vâzifelerini tebliğ etti. Onların nefisleri güçlü ve perdeleri de o oranda şiddetli olduğundan, kabûl etmeyip Lût (a.s.)‟a şiddetle, karşılık verdiler. Oysa cenâb-ı Lût onlara karşı zayıf idi ”lev enne lî bikum kuvveten ev âvî ilâ ruknin şedîd” (Hûd, 11/80) yânî "Eğer benim size karşı kuvvetim olaydı; yâhut şiddetli bir rükûna sığınaydım" buyurdu. Ve "şiddetli rükûn" ile "kabîle"yi ve "kuvvet" ile de "mukâvemet"i, yânî beşerden çıkan "himmet"i kastetti. Ve bu temennîdeki yüksek maksâtları, kavminin şiddetli olan nefsâni perdelerinin kaynağı olan tayyün etmiş vücûdlarının şiddetli ilâhi azâb ile helâk ve giderilmesi idi.[85]