Vece'alnâhum e-immeten yehdûne bi-emrinâ veevhaynâ ileyhim fi'le-lḣayrâti ve-ikâme-ssalâti ve-îtâe-zzekâ(ti)(s) vekânû lenâ ‘âbidîn(e)
Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.
Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.
Enbiyâ Suresi 73. ayet, peygamberlerin önderlik vasfını, ilahi emirlerle insanları doğru yola iletmelerini ve kendilerine vahyedilen ibadetleri (hayırlar, namaz, zekat) yerine getirmelerini vurgular. Ayet, peygamberlerin Allah'a tam bir kulluk içinde olduklarını ifade ederek, onların hem tebliğci hem de örnek şahsiyetler olduğunu dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İmam (إمام), kendisine uyulan, peşinden gidilen kimsedir. Bu ister bir insan olsun, ister bir kitap veya başka bir şey. Ayetteki 'eimme' kelimesi, peygamberlerin insanlara hem sözleriyle hem de fiilleriyle önderlik ettiklerini, onların yolunu takip etmenin doğru yolu bulmak anlamına geldiğini ifade eder. (el-Müfredât, s. 88)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arapçada 'imam', önde giden, kendisine uyulan demektir. Burada peygamberlerin, Allah'ın emriyle insanları doğru yola sevk eden, onlara rehberlik eden kişiler olarak tasvir edildiğini gösterir. Onlar, Allah'ın hükümlerini insanlara ulaştıran ve bu hükümlerle amel eden öncülerdir. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 399)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İmam (önder) kavramı, Kur'an'da sadece siyasi bir liderliği değil, aynı zamanda dini ve ahlaki bir rehberliği de ifade eder. Bu ayetteki 'eimme', peygamberlerin ilahi iradenin yeryüzündeki temsilcileri olarak, insanlığa hem dünyevi hem de uhrevi konularda yol gösteren manevi liderler olduğunu vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 195)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet (هداية), lütuf ve incelikle doğru yola iletmektir. Ayetteki 'yehdûne', peygamberlerin insanları Allah'ın emriyle, yani ilahi bir yönlendirme ve destekle doğru yola çağırdıklarını, onlara hakikati gösterdiklerini belirtir. Bu, sadece bilgi vermek değil, aynı zamanda doğru eyleme yönlendirmektir. (el-Müfredât, s. 833)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet, yol göstermek ve doğruya ulaştırmaktır. Peygamberlerin 'buyruğumuz altında insanları doğru yola götürmesi', onların kendi heva ve hevesleriyle değil, tamamen Allah'ın vahyine uygun olarak insanlara rehberlik ettiklerini, onları sapkınlıktan kurtarıp hakka yönelttiklerini ifade eder. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 297)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hidayet kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara doğru yolu göstermesi anlamında kullanılır. Peygamberlerin 'yehdûne' fiiliyle nitelenmesi, onların bu ilahi hidayetin yeryüzündeki taşıyıcıları ve uygulayıcıları olduğunu, insanları Allah'ın belirlediği şeriata uygun bir yaşama davet ettiklerini gösterir. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 215)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vahy (وحي), hızlı ve gizli bir şekilde bildirmektir. Ayetteki 'evhaynâ', Allah'ın peygamberlere, insanların iyiliği için yapmaları gereken 'hayrat'ı, namazı ve zekatı doğrudan ve özel bir iletişim yoluyla bildirdiğini ifade eder. Bu, beşeri bilginin ötesinde, ilahi bir kaynaktan gelen bilgidir. (el-Müfredât, s. 858)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Vahy, Allah'ın peygamberlerine şeriat hükümlerini ve gayb bilgilerini bildirmesidir. 'Evhaynâ' fiili, peygamberlerin kendi iradeleriyle değil, Allah'ın emri ve öğretisiyle hareket ettiklerini, onlara vahyedilenlerin ilahi bir kaynaklı olduğunu ve bu emirlerin bağlayıcılığını gösterir. (el-Külliyyât, s. 963)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Vahy, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve Allah'ın insanlarla iletişim kurma biçimini ifade eder. Bu ayetteki 'evhaynâ', peygamberlere sadece genel bir rehberlik değil, aynı zamanda 'hayrat'ın, namazın ve zekatın somut emirlerini de vahyettiğini, böylece bu ibadetlerin ilahi bir kökene sahip olduğunu belirtir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 200)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayr (خير), herkesin arzu ettiği ve faydalı olan şeydir. 'Hayrât' kelimesi, genel olarak tüm iyi ve güzel amelleri kapsar. Ayette, peygamberlere vahyedilenlerin sadece namaz ve zekat gibi belirli ibadetler olmadığını, aynı zamanda insanlığa fayda sağlayan her türlü salih amelin de bu kapsamda olduğunu gösterir. (el-Müfredât, s. 302)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hayr, faydalı ve güzel olan her şeydir. 'Hayrât', çoğul olarak, Allah'ın rızasına uygun olan ve insanlara hem dünyada hem de ahirette fayda sağlayacak geniş bir yelpazedeki amelleri ifade eder. Peygamberlerin bu tür işleri yapmaya teşvik edilmesi, onların örnek şahsiyetler olarak her türlü iyiliği yayma görevini üstlendiklerini gösterir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, II, 502)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salât (صلاة), dua ve tazim anlamına gelir. Şeriatta ise belirli rükünleri ve şartları olan ibadettir. Ayette 'ikâme' (kurmak, dosdoğru kılmak) ile birlikte kullanılması, namazın sadece şeklen yerine getirilmesi değil, aynı zamanda huşu içinde, tam ve eksiksiz bir şekilde eda edilmesi gerektiğini vurgular. (el-Müfredât, s. 491)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salât, dua ve ibadettir. Kur'an'da 'namazı ikame etmek', onu hakkıyla yerine getirmek, devamlı kılmak ve şartlarına riayet etmek demektir. Peygamberlere namazın vahyedilmesi, onun İslam'ın temel direklerinden biri olduğunu ve tüm peygamberlerin şeriatında önemli bir yer tuttuğunu gösterir. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 215)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zekât (زكاة), artma, temizlenme ve bereketlenme anlamına gelir. Şeriatta ise belirli mallardan, belirli şartlarla alınan ve fakirlere verilen paydır. Ayette 'îtâ' (vermek) ile birlikte kullanılması, zekatın malı temizleyen, bereketlendiren ve toplumsal dayanışmayı sağlayan bir ibadet olduğunu, peygamberlerin de bu emri tebliğ edip uyguladıklarını gösterir. (el-Müfredât, s. 381)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Zekat, malın temizlenmesi ve artmasıdır. Bu ayetteki 'zekat vermek', peygamberlerin sadece bireysel ibadetleri değil, aynı zamanda toplumsal adaleti ve yardımlaşmayı da emrettiklerini, zenginlerin mallarındaki fakirlerin hakkını gözetmelerini öğrettiklerini ifade eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 205)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Abd (عبد), boyun eğen, itaat eden demektir. İbadet (عبادة) ise, en üst düzeyde boyun eğme ve tevazu göstermektir. Ayette peygamberlerin 'bize kulluk eden kimselerdi' ifadesi, onların Allah'a tam bir teslimiyetle, şirksiz ve samimi bir şekilde ibadet ettiklerini, tüm hayatlarını Allah'ın rızasına uygun yaşadıklarını vurgular. (el-Müfredât, s. 540)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İbadet, Allah'a karşı tam bir teslimiyet ve boyun eğme halidir. 'Abidîn' kelimesi, peygamberlerin sadece insanlara yol göstermekle kalmayıp, aynı zamanda kendilerinin de Allah'ın emirlerine harfiyen uyan, O'na karşı tam bir kulluk bilinciyle yaşayan örnek şahsiyetler olduğunu ifade eder. Bu, onların tebliğlerinin güvenilirliğini pekiştirir. (el-Külliyyât, s. 603)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Abd ve ibadet kavramları, Kur'an'da insanın Allah karşısındaki mutlak konumunu ifade eder. Peygamberlerin 'abidîn' olarak nitelenmesi, onların ilahi iradeye tam bir itaat içinde olduklarını, kendi benliklerini Allah'ın iradesine teslim ettiklerini ve bu teslimiyetin onların peygamberlik misyonlarının temelini oluşturduğunu gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 180)
Enbiyâ Sûresi
“Vece’alnâhum e-immeten yehdûne bi-emrinâ veevhaynâ ileyhim fi’le-lhayrâti ve-ikâme-ssalâti ve-îtâe-zzekâ(ti) vekânû lenâ âbidîn(e)” Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi. (21/73)
İşte bu kurbiyet ve dervişlik programının doğru yolunun ilmini verdik. Kendilerine “fi’le-lhayrâti” Ef’âl mertebesinin ilmini hayrat olarak dağıtmayı, namaz-ı Tevhid-i Ef’âl mertebesinden kılmayı, Şeriat ilminin zekatını verilmesi bildirildi. Âyetin bu bölümüde zâtidir. “Lena” Onların ibadeti bizim zâtımız içindir-içindedir.