Femen ya'mel mine-ssâlihâti vehuve mu/minun felâ kufrâne lisa'yihi ve-innâ lehu kâtibûn(e)
Şu halde, kim mü'min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkar edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
İnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.
Enbiyâ Suresi 94. ayet, iman ile salih amelin birleşiminin karşılıksız kalmayacağını ve ilahi kayıt altına alındığını vurgular. Ayet, 'amel', 'iman', 'küfran' ve 'sa'y' gibi temel kavramlar üzerinden insanın çabasının ve niyetinin ahiretteki karşılığını dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel (عمل), kasten yapılan her türlü fiili ifade eder. Ayetteki 'men ya'mel' ifadesi, kişinin bilinçli bir şekilde, imanının gereği olarak salih amellerde bulunmasını vurgular. Bu, sadece bir eylem değil, aynı zamanda bir niyet ve irade beyanıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Amel (عمل), fiilden daha genel bir kavramdır ve hem hayırlı hem de şerli işleri kapsar. Ancak ayette 'salihât' kelimesiyle birlikte kullanılması, bu amelin Allah katında makbul ve faydalı olanını ifade ettiğini gösterir. İmanla birleştiğinde, bu amel ahirette karşılık bulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Salihât (صالحات), 'salâh' kökünden gelir ve bozukluğun zıttı olan iyilik, doğruluk ve uygunluk anlamlarını taşır. Ayetteki kullanımı, kişinin hem kendisi hem de toplum için faydalı, şeriatın öngördüğü ve Allah'ın rızasına uygun olan amelleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'salihât', Kur'an'da 'iman' kavramıyla sıkça birlikte anılan ve imanın pratik tezahürü olan eylemleri ifade eder. Bu, sadece bireysel dindarlığı değil, aynı zamanda toplumsal adaleti ve iyiliği de kapsayan geniş bir kavramdır. Ayette, imanın amelle bütünleşmesi vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salâh (صلاح), bir şeyin bozukluktan kurtulup doğru ve düzgün hale gelmesidir. 'Salihât' ise bu nitelikteki fiillerdir. Ayette, müminin yaptığı işlerin sadece şeklen değil, aynı zamanda özü itibarıyla da iyi ve doğru olması gerektiği belirtilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mü'min (مؤمن), 'emn' (güven, emniyet) kökünden türemiştir. Allah'a güvenen, O'nu tasdik eden ve O'nun vaatlerine inanan kişidir. Ayetteki 've hüve mü'minun' ifadesi, salih amellerin kabulü için imanın temel bir şart olduğunu, amelin imandan ayrı düşünülemeyeceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'iman'ın sadece zihinsel bir kabul değil, aynı zamanda bir teslimiyet ve güven hali olduğunu belirtir. Mü'min, Allah'a ve O'nun gönderdiklerine kalben tasdik eden, bu tasdikiyle iç huzura ve emniyete ulaşan kişidir. Ayette, bu imanın salih amellerle somutlaşması gerektiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), kalple tasdik, dille ikrar ve organlarla amel etmektir. Mü'min, bu üç unsuru bir araya getiren kişidir. Ayette, salih amellerin ancak imanla birlikte anlam kazandığı ve karşılık bulacağı açıkça ifade edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfran (كفران), 'küfr' kökünden gelir ve bir nimeti örtmek, inkâr etmek veya karşılığını vermemek anlamına gelir. Ayetteki 'felâ küfrâne li-sa'yihî' ifadesi, müminin salih amellerinin Allah katında asla karşılıksız bırakılmayacağını, nankörlük edilmeyeceğini ve değerinin bilinip tam olarak ödüllendirileceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Küfran, nimeti inkâr etmek ve şükrünü terk etmektir. Ayette, Allah'ın müminlerin amellerine karşı nankörlük etmeyeceği, aksine onların çabalarını takdir edip tam karşılığını vereceği belirtilir. Bu, ilahi adaletin ve vaadin bir teyididir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sa'y (سعي), hızlı yürümek, koşmak veya bir iş için gayret göstermek anlamına gelir. Ayetteki 'li-sa'yihî' ifadesi, müminin salih ameller uğruna gösterdiği her türlü çabayı, gayreti ve emeği kapsar. Bu, sadece fiili değil, aynı zamanda bu fiile yönlendiren niyeti ve azmi de içerir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sa'y, bir hedefe ulaşmak için gösterilen azimli ve sürekli çabadır. Ayette, Allah'ın müminlerin bu çabalarını zayi etmeyeceği, aksine her bir gayretin karşılığını eksiksiz vereceği müjdelenir. Bu, ilahi mükafatın, kişinin sarf ettiği emeğe bağlı olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kâtibûn (كاتبون), 'kitâbet' (yazma) kökünden gelir ve yazan, kaydeden anlamına gelir. Ayetteki 've innâ lehû kâtibûn' ifadesi, Allah'ın müminlerin amellerini eksiksiz bir şekilde kaydettiğini, hiçbir şeyin unutulmadığını ve ahirette bu kayıtların ortaya konulacağını belirtir. Bu, ilahi denetimin ve adaletin bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kitâbet' kavramının Kur'an'da sadece yazılı kaydı değil, aynı zamanda ilahi takdiri ve kesinleşmiş hükmü de ifade ettiğini belirtir. Ayette, müminlerin salih amellerinin sadece kaydedilmekle kalmayıp, aynı zamanda Allah katında kesinleşmiş bir karşılık bulacağının garantisi olarak kullanılır.
Enbiyâ Sûresi
“Femen ya’mel mine-ssâlihâti vehuve mu/minun felâ kufrâne lisa’yihi ve-innâ lehu kâtibûn(e)” Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız. (21/94)
Salih amel programı hakk’tan tatbikatı kuldan olan ameldir. Nefis karışmadığı için bu çalışma inkar edilmez ve yazılmaktadır.